1 Şubat 1935 Mahzun Ayasofya’dan, 24 Temmuz 2020 bahtiyar Ayasofya’ya
1 Şubat 1935 Mahzun Ayasofya’dan, 24 Temmuz 2020 bahtiyar Ayasofya’ya
HALİT KANAK
“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve sadece Allah’tan korkan kimseler gerçek mânada îmâr edebilir. Doğru yola ermiş olmaları umulanlar işte bunlardır.” (Tevbe Sûresi 18’inci âyet)
527-565 yılları arası görev yapan Bizans İmparatoru I. Jüstinyen (Justinianus) tarafından, 532-537 yılları arasında inşa ettirilmiş bir katedral olan Ayasofya, Peygamber Efendimiz’in daha 627 yılında “Hendek Savaşı” esnasında irad buyurdukları Hadis-i Şerif mûcibince feth edileceği müjdesini verdiği Konstantiniyye’de yapılmıştı. Demek ki Konstantiniyye ile birlikte Ayasofya’da fethedilecek ve fethin sembolü olacaktı.
Osmanlı Türk Devleti Hâkân’ları da bu övgüye mazhar olabilmek için birbirleriyle yarışırcasına defalarca kuşatma yaptılar.
Bunlardan Yıldırım Bâyezid Hân, dört sefer yaptığı kuşatmaların sonuncusunda hedefine kavuşacakken Allah’ı Teâlâ binlerce kilometre öteden Emir Timur’u başına musallat etmiş, böylece Sûltân Mehmet’e (Fâtih) yazılan Konstantiniyye’nin fethi Yıldırım’a nasib olmamıştı.
29 Mayıs 1453’te Sûltân Mehmed tarafından fetholunduktan sonra fethin sembolü olarak Ayasofya, camiye çevrilerek müslümanların ibâdetine sunulmuştu.
İşte bu Ayasofya’nın inşaatı, Tralesli (Aydın’lı) Amtiyanos ile Milet’li (Söke’li) Agios İsidoros adlı mimarlar tarafından 532 Şubat başında start vermesiyle 100 ustabaşı ve binlerce işçiyle eski yanan kilise kalıntıları üzerinde başlar.
Mimarların planına göre kilise; birbirleriyle 32 metre çapında kemerlerle bağlanacak olan dört kolon üzerine inşaa edilecek, üstü ise kubbe ile örtülecek, kenarlardan bel vermesin diye de su üzerinde yüzebilen hafiflikte özel tuğlalar kullanılacak, böylelikle ağırlık azaltılacaktı. Ayrıca iç alanın mümkün olduğu kadar geniş tutulması için ana kubbeye yanlardan iki yarım kubbe ilâve edilecekti.
Özellikli hafif tuğlaların birleştirilmesi için kozolona denilen volkan tüfü kullanılacak, oluşturulan harç (kalsiyum silikat) ile de tuğlalar birbirleriyle daha sıkı tutturulacaktı.
Bu şekilde yapılan imalatla 5 yılın sonunda dört kolonla birlikte 107 sütun’un ayakta tuttuğu 31,50 metre çapında 2000 ton ağırlığında kubbe ile örtülen, 49 metre yükseklikte (sonradan ilavelerle 55 metre 60 santime yükselecektir) 94 metre uzunluğunda ve 66 metre genişliğinde bir yapı ortaya çıktı ve 27 Aralık 537’de gösterişli bir törenle açıldı.
Ancak acelecilik pek çok aksaklığı da beraberinde getirmişti.. Daha inşaat sürerken mimarlardan Anthemius anlaşılamayan bir nedenle ölmüş, inşaat Isidoros’a kalmıştır. İsodoros, önüne çıkan pek çok aksaklığı deneme-yanılma sistemi ve el yordamıyla çözmeye çalışmış, bu durum bazı sütunların çatlamasına, bâzılarının yamulmasına neden olduğu gibi kubbeyi yerinden oynatmıştır.
Nihayet aradan 20 yıl geçmiştir ki 14 Aralık 557 yılında kubbe tamamen çöker. Bu arada diğer mimar İsedoros’ta ölür. Bunun üzerine hükümdar mimar olan yiğen İsedoros’u bu işi yapmaya zorlar ve mecbur kılar. Yiğen İsederos kolları sıvar işe girişir. Binbir güçlükle kubbeyi yapar fakat kubbe yine çöker.
Genç İsedoros sonradan anlar ki kubbe dairesel değil elips şeklindedir. Buna bir formül bulur. Kubbeyi 7 metre yükseltir altına 40 adet kemerli pencere koyar ve elips şekilde kubbeyi örer. Yetmez, bel veren kenar duvarların yıkılmaması için dikey payandalar yapar. Böylece amcasının yaptığı kubbe 20 yılda çökerken bunun yaptığı kubbe tâ Mimar Sinan’a kadar dayanır.
Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’nın yaptığı Sûltânahmet Camii kubbe çapı 33.6 metre ile Ayasofya kubbesinden daha geniştir. (Ayasofya kubbe çapı kuzey güney doğrultusunda 31,87 metre iken, doğu batı doğrultusunda ise 30,86 metredir.)
İstanbul Fâtih Sûltân Mehmed Hân tarafından 1453’te fethedilince, fethin sembolü olarak kiliseden camiye çevrilir ve Ayasofya’nın kubbesine Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin “Celî Sülüs” (Normal sülüs yazısının üç katı kalınlıkta ki yazı cinsi) hattıyla yazdığı “Allah göklerin ve yerin nûrudur” meâlinde ki Nûr Sûresinin 35’inci Ayet-i Celilesi nakşedilir.
Hüccetü’l İslâm İmam-ı Gazalî Hazretleri Mişkâtü’l-Envâr (Nûrlar Âlemi) adlı eserini sadece Nûr Sûresi’nin işte bu 35’inci Âyet-i Kerîmesi’nin açıklaması için yazmıştır. (Tasavvufi eserlerinden biridir, okunmasını tavsiye ederiz.)
Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’ya gelir sağlamak amacıyla vakıflar kurmakta gecikmez. Vakıflar sayesinde Ayasofya gittikçe büyür ve bir külliye haline gelir.
Ancak 1100 yıldır yıpranmış binanın adamakıllı bir şekilde elden geçirilmesi onarılması gerekmektedir. 1573 yılında İş Mimar Sinan’a verilir. Sinan ilk önce dairesel olmayan elips kubbeyi fark eder. Ayasofya’yı kuzey ve Güney aksından 8 payanda İle destekler. Önceki payandaların doğu-batı aksına yanlış yere koyulduklarını tesbit etmiştir. Hünerli elleriyle Ayasofya’nın kubbesini onararak çevresine, takviyeli duvarlar ve minareler (Fâtih döneminde yapılan tuğlalı minare hariç) yaparak eserin bu günlere sağlam olarak gelmesini sağlamıştır.
20’inci yüzyıla girdiğimizde Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’un işgâli sırasında Ayasofya’nın yeniden kilise yapılacağı söylenir. Ancak işgâl güçleri millî ve dînî hassasiyetini bildiği bu millete karşı buna cesaret edemezler. Fakat emellerinden de vazgeçmezler. Bunu ilerleyen zamanlarda yerel yöneticilere yaptırmak niyetiyle ertelerler. Böylece Ayasofya Cumhuriyet’e câmi olarak intikal eder.
4 Mayıs 1931 - 1 Mart 1935 tarihleri arasında görev yapan İsmet İnönü Hükümeti zamanında Ayasofya gündeme gelir. İnönü Hükümetinin Millî Eğitim Bakanı Abidin Özmen’e özel görev verilir. Özmen İstanbul’a giderek incelemeler yapar ve hazırladığı raporu Atatürk’e sunar.
Akabinde Abidin Özmen 25 Ağustos 1934’te Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi için sözlü emir aldığını Başbakanlığa bir yazıyla bildirir.
Bir müddet sonra da; Ayasofya Camisi’nin müzeye çevrilmesi için caminin içinde ve dışında nelerin yapılması gerektiği, Ayasofya Camisi’ne çevrilmesinin maliyeti ve taşınacak eserlerin tespitinin yapılması konularını görüşmek üzere İstanbul Müzeler Müdürü Aziz Ogan Bey, Evkaf Müdürü Niyazi Bey, Eski Eserleri Koruma Komisyonu Üyesi Efdaleddin Bey, Mimar Kemal Bey, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Tahsin Bey, E. Unger Bey ve Ankara Etnografya Müzesi Müdürü Osman Ferit Bey’den oluşan bir komisyon kurulur.
Millî Eğitim Bakanı Abidin Özmen komisyonu 27 Ağustos 1934 saat 13.30’’da toplar. Komisyonun işe; Ayasofya’ya bitişik, “kimsesizler yurdu” [Ayasofya Medresesi] olarak kullanılan binanın yıkılmasına karar vermekle başlar. Sonra da hazırladığı raporu bakanlar kuruluna sunar.
24 Kasım 1934 tarihinde toplanan bakanlar kurulu konuyu ele alır ve “Eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul’daki Ayasofya Camisi’nin tarihi vaziyeti itibariyle müzeye çevrilmesi bütün şark âlemini sevindireceği ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle” müzeye çevrilmesine karar verir. (Türkçe Ezan’da yine aynı hükümet döneminde İstanbul’da Fatih camiin de 30 Ocak 1932’de okutulmuştur.)
Millî Eğitim Bakanı Abidin Özmen geciktirmeden kararı İstanbul Müzeler Genel Müdürlüğü’ne ulaştırır ve akabinde Ayasofya Camisi’nin hemen teslim alınmasıyla ilgili ilk emrini verir. Verdiği ikinci emir ise, İstanbul Müzeler Müdürlüğü’nde görevli birkaç bekçi ve memurun Ayasofya Müzesi’nde görevlendirilmesi olmuştur.
9 Aralık 1934’te de, Ayasofya’nın kapısına “Müze, tamir ve tasnif sonuna kadar kapalıdır” levhası asılır. Bununla kalınmaz, Müzeler Müdürü Aziz (Ogan) Bey, Ayasofya’da yapılan çalışmalarla ilgili basın toplantısı yapar ve “Ayasofya, Bizans dönemine ait eserlerin sergileneceği bir müze yapılacaktır” müjdesini (!) verir.
Akşam Gazetesi’nin açıklaması daha detaylıdır. Şunları yazar. “Ayasofya Müzesi’nin içinde vakıflara ait eşyanın hepsi kaldırılmıştır. Ayasofya Camisi’nin halıları, Edirne’deki Selimiye Camisi’ne gönderilmiştir. Ayasofya’daki minber, mihrap önündeki birkaç halı, tarihi şamdanlar Ayasofya Müzesi’nde bırakılacaktır. Ayasof’ya Müzesi, 1 Şubat 1935’te açılacak ve giriş ücreti 11 kuruş olacaktır.”
Gerçekten de Ayasofya müze olarak 1 Şubat 1935 günü saat onda ziyarete açılır. Giriş ücreti 11 kuruş olur. 10.00-12.00 ile 14.00-17.00 arası açık kalan müzeyi ilk gün 472’si yerli 752 kişi ziyaret etmiştir. Büyük ziyâret ise 6 Şubat’ta gerçekleşir. Mustafa Kemal Atatürk Ayasofya Müzesi’ne gelerek incelemelerde bulunur ve memnuniyetini bildirir. Ancak unutulan bir şey vardır. Ayasofya’nın müze yapıldığı bakanlar kurulu kararı Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır.
Şark âlemini sevindirecek denen karar, kimseyi sevindirmediği gibi, bütün İslâm Coğrafyasını yas’a boğar. Bundan sonra bütün ülkenin Kızılelma’sı, Ayasofya’nın yeniden ibâdete açılması olur. Tam 85 yıl boyunca hasretle beklenir. Bunun için toplantılar, konferanslar, mitingler yapılır ancak beyhûde sonuç alınmaz.
Tâ ki Cumhurbaşkanımız düğmeye basana kadar. Son karar Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın olur.. Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti, milletvekilliği döneminde Cağaloğlu’nda bulunan MTTB binasında yapılacak “Bozkurtlar Diriliyor” konferansı öncesi Sultanahmet Meydanında 29 Mayıs kutlamaları için yapılan törene katılır. Tören sonrasında kendisini seven gençlerle halkın gönlüne su serpmek için Ayasofya’ya girerek namaz kılmak ister ancak engellenir. Polise kimliğini göstererek, “mebûs, mebûs, mebuuuss” diye bağırmasına rağmen hırpalanır. Geldiği MTTB binasında yaptığı konuşmada, Ayasofya için tekrarladığı şu sözler, 24 Temmuz 2020’de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Ayasofya açılışında söylediği sözler olur:
“Ayasofya! Ey muhteşem mâbed merak etme. Fâtih’in Torunları bütün putları devirip seni camiye çevirecekler. Gözyaşlarıyla abdest alıp, secdelere kapanacaklar. Tekbir sâdâları boş kubbelerini yeniden dolduracaktır. İkinci bir fetih olacaktır. Ozanlar bunun destanını yazacaklar. Ezanlar ilânını yapacaklar. Sessiz ve öksüz minarelerden yükselen tekbir sesleri, fezaları yeniden inletecektir. Şerefelerin yine Allah’ın (c.c.) ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şerefine ışıl ışıl yanacak. Bütün dünya Fâtih dirildi sanacak. Bu olacak Ayasofya, bu olacak. İkinci bir fetih, yeni bir
- Ba’s-u Ba’del mevt - bugünler yakın. Belki yarın belki yarından da yakın.” Cumhurbaşkanımız sözlerini şöyle tamamlar; “Merhum Osman Yüksel Serdengeçti bunları söylediği için idâmla yargılanmıştı. Hamdolsun işte o yarınlara kavuştuk..”
Bizler de Türk Dünyası Derneği olarak, gerek açıklamalarımızla, gerekse bu köşeden pek çok kez konuyu kamuoyu gündemine taşıdık. Son olarak 8 Haziran 2020’de pek çok gazetede yer alan “Zincirler Kırılsın, Ayasofya Açılsın” adlı basın bildirimizde “İznik Ayasofya Camii, bir Kurban Bayramı sabahı tekbirlerle ibâdete açıldığı gibi, İstanbul Ayasofya Camii’nin de bir Cuma Namazı vaktinde, selâ ve tekbirlerle açılmasını bekliyoruz” demiştik. Elhamdulillah 46 gün sonra 24 Temmuz 2020’de Cuma günü selâ ve tekbirlerle Ayasofya açıldı.
O’nu açan irâdeye, 85 yıldır alın teri, zihin teri akıtarak mücâdele eden herkese başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere şükranlarımızı sunuyoruz.. Zincirler kırıldı, Ayasofya açıldı.