Nihat Genç yazamıyor
"YAZAMAZ HALE GELDİM" diyor Nihat Genç. (Kendisinin "hal" diye yazdığı kelime "sebze hali" değil ama neylersin ki bu vatandaş şapka kullanmayı bilmiyor yâhut sevmiyor. Yâni bu Genç'in hiç "hâl"i yok..)
Niye yazamaz hâle geldiğini de -CHP'ye isyanlar ederek- şöyle açıklıyor:
"Ne kadar PKK’lı Fetöcü var partiye doldurmuşsun. Ağzını açıp laf edeni kapıdan kovuyorsun. Sarıgül'e itiraz ettim kovuldum, Ekmeleddin'e itiraz ettim, kovuldum, CHP'nin PKK bildirisine bir ben itiraz ettim, yemediğim dayak kalmadı, işte yazamaz konuşamaz hale geldim."
"CHP kitlesini neden yüzüstü bıraktı" serlevhalı yazısında Nihat Genç bunları -ve daha neleri neleri- yazıyor...
Yazıyor da ne yazar?..
Kurduğu (!) cümlelerin beli bükülüyor, Türkçesi tel tel dökülüyor.
Bir muharrir böylesine karman çorman, darmaduman yazar mı?
CHP, kendi kitlesini yüzüstü bırakıyor mu, bilmem; fakat Nihat Genç, yazılarını yüzüstü bırakıyor...
Fikri havâî fişek; kalem tutuşu gevşek...
Aceleci, dikkatsiz, harcıâlem, ceffelkalem, çalakalem...
Kalemi kavzamıyor.
Nihat Genç yazamıyor...
***
Aynı yazıda kendisini şöyle övüyor:
"Muhalif basında en çok yazı yazan kardeşinizim, bugünden başlasınız ölümünüze dek benim kadar üretemezsiniz. Hem hitabetim hem yazılarımız kendini dinletir ve okutur... Ekrandan ve yazıyla benim kadar büyük izlenme okunma oranlarına ulaşamazsınız..."
(Cümlesini kopyalayıp yapıştırdım, yâni "başlasınız" dikkatsizliği ve diğer hatâlar Genç'in...)
Bol bol yazıyor... Fakat kullandığı dilin sağlam, doğru ve kaliteli olmaması hiç umurunda değil... Mükemmeliyetçilik (İng. competence motive) bir yana, "çok yazma" isteğinin yarısı kadar bile "kaliteli yazma" arzusu duymuyor. Bir sanatkâr gibi değil amele gibi yazıyor...
Muhtemelen "Beni anlayan anlıyor, size ne!" deyip kendini tesellî ediyordur...
"Aynı saatte hayatında devlete hiç inanmamış isyancı, devrimci Kaftancıoğlu da kendisinden hiç beklenmeyen bir uzlaşı açıklaması yaptı." cümlesini tekrar ele alıp düzeltemez miydi? Pekâlâ yapabilirdi.
Meselâ şöyle: "Hayatında devlete hiç inanmamış, isyancı, devrimci Kaftancıoğlu da aynı saatte kendisinden hiç beklenmeyen bir uzlaşı açıklaması yaptı..."
Söyleyin: Hangisi doğru Türkçe?
Genç, aynı yazıdaki meselâ şu cümlesinde "dünya"yı ve parantez içine aldığı kelimeyi niçin kullanmış, bana söyleyin:
"Dünya en büyük (yarısı) çelik, demir, altın kaynakları Türklerin ana yurtları Doğu Türkistan'da, Sibirya'da, Altay ve Tuva Türkleri topraklarındadır."
Ey ulaşılmaz adam! Acele işine şeytan karışan, peş peşe devrilmek için yarışan, böylesine birbirinden perîşan cümleler ancak tam bir kayıtsızlıkla ve "rahatlık"la kurulabilir...
Rahatını bozamıyor.
Nihat Genç yazamıyor...
***
"Rahat" demişken aklıma geldi: Nihat Genç'te, "Acabâ şu kelimeyi yanlış kullanmış olabilir miyim?" endîşesi de pek yok, sanırım. Bakın, "İslamcılar yenilmiştir" serlevhalı yazısında gördüğüm şu cümle bunu gösteriyor:
"Cengiz'in oğulları zenginlikler içinde konformist bir hayata alıştı, nerdeyse süt sağan Moğol kızı kalmadı, artık çadırda değil Cengiz Han'ın tenbihlerine rağmen taş binalarda yaşamaya başladılar."
Nihat Genç, demek ki "konformist" kelimesini "konforuna, rahatına düşkün olan" falan zannediyor ki o mânâda kullanıyor. Hâlbuki zahmet edip lügate baksaydı bu kelimenin "hâkim olan müessese, âdet, inanç, fikir ve kıstaslara îtirâz etmeden uyan kişi" demek olduğunu öğrenirdi ve böyle bir cümleyi kurmazdı...
Bu iş bu kadar mı zor?
Nihat Genç yazamıyor...
***
Nihat Genç'in aşağıdaki sözlerini de onun kazâlı, marazalı ve ârızalı cümlelerinden rastgele seçtim, dikkatlerinize sunuyorum:
"Cengiz Han gelmiş geçmiş tüm tarih içinde ülkesine en çok ganimet getiren imparatordur."
(Acabâ "gelmiş geçmiş tüm tarih" yerine yalnızca "târih" deseydi ne eksilirdi?)
"Döndür tarihi geriye, sen de Mustafa Kemal, on altı kişiyle işgal edilmiş Anadolu'ya çıkıyorsun, hepi topu on altı kişi, hesap ortada on altı kişiyle ne yapacaksın."
(Anadolu, on altı kişiyle işgal edilmiş...)
“Hesap Ortada lafı aldı ortasına bizi dövdü, iftira etti, linç etti, suçladı."
("İftirâya uğramak" gibi ağır bir vaziyetten sonra "suçlanmış olma"nın lâfı edilir mi? Önce suçlanmış, sonra iftirâya uğramışsan cümleyi ona göre kur...)
"Kaftancıoğlu'ndan hiç beklenmeyen bu yumuşak inişli sakinleştirme uyarısı da HDP'nin o saatte barajı geçmiş olmasıydı."
(Nihat Bey bu cümlede muhtemelen bir sebep-netice bağı kurmaya çalışmış fakat bunun temel taşını unutmuş. "Kaftancıoğlu'ndan hiç beklenmeyen bu yumuşak inişli sakinleştirme uyarısının sebebi de HDP'nin o saatte barajı geçmiş olmasıydı." demeliydi.)
Sözün ömrü uzamıyor,
Nihat Genç yazamıyor...
***
"Her yerden kovulduk, iş yok, zırnık para yok, yazılarımızı yayıncılar dahi korkudan yayınlayamıyor, üniversiteler konferans verdirmiyor, muhalif CHP'li belediyeler dahi tek konuşma yaptırtmıyor..." diyen Nihat Genç'e tavsiyem şu:
Sen yine doğru bildiklerini yazmaya devâm et. Senin rızkını veren ne ODATV ne diğer medya müesseseleri ne CHP ne de üniversitelerdir...
Allah kerim...
Ama kullandığın dile de biraz îtinâ göster...
Aceleci, dikkatsiz, harcıâlem, ceffelkalem ve çalakalem yazma!
Doğru bildiklerini doğru Türkçeyle yaz...
Amele kalma, usta ol...
Varsın küp kapağı gibi kitapların olmasın; fakat yazdıkların özlü ve tatlı olsun.
Okuyucuna bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çiğnetme!
Sen de Soner Yalçın gibi etme!
Neyse, ben de kısa keseyim:
Olsa da bir kalemşor,
Nihat Genç yazamıyor...