Kitap okumayı unutmayalım!
Kitap okumayı unutmayalım!
AHMET VAROL
Tatil, “atıl” ve “atalet” kelimeleriyle aynı kökten gelir. Sözlük anlamı itibariyle de «atıl» hale getirmek demektir. Ne yazık ki, toplumumuzda tatiller adeta sözlük anlamına uygun olsun dercesine atıl bir halde geçirilmekte böylece ömrün verimli bir şekilde değerlendirilmeye uygun önemli birtakım bölümleri heder edilmektedir. Oysa tatil dönemleri birer fırsat olarak görülmeli diğer zamanlarda aksayan, düzene konulamayan işler bu dönemlerde telafi edilmelidir.
Yaz dönemlerinde en uzun tatillere girenler genellikle öğrenciler olmaktadır. Öğrenciler için bu dönemler bir dinlenme dönemi olarak değerlendirilir. Buna itirazımız yok. Çünkü bütün bir yıl boyunca gerçekten yorucu derslerle boğuşan öğrencilerin yazın dinlenmeye ihtiyaçlarının olacağı muhakkaktır. Ancak dinlenmeyi bütün zamanları boş ve atıl bir şekilde geçirmek olarak algılamak yanlıştır. Aslında zamanı boş ve atıl bir şekilde geçirmek dinlendirici olmaktan ziyade yorucudur. Bilim adamları bir insanın herhangi bir işten dolayı yorulunca meşguliyetini değiştirmesinin dinlendirici olduğunu dile getirirler.
Buna Kur’an-ı Kerim’de de dikkat çekilir: “O halde boş kaldığın zaman kalkıp yorul (yani kendine yeni bir meşguliyet bul).” (İnşirah, 94/7) Bu da bir işten yorulup onu bırakınca başka bir meşguliyetle uğraşmanın gerekli ve faydalı olduğunu gösterir. Yani insanın tatil dönemlerinde kendine uygun bazı meşguliyetler bulması da dinlendiricidir.
İşte bu meşguliyetlerden biri de okumaktır. Bilindiği üzere Yüce Allah’ın, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e vahyettiği ilk kelime: “Oku” emridir. Okumak insanın düşünce ufkunu açar, bilgisini artırır, toplumdaki değer ve derecesini yükseltir, kendine özel birtakım kabiliyetlerini keşfetmesine yardımcı olur.
Yararlı olan okuma işlemi, bulduğumuz her şeyi okumak değildir. Bu durumda kafamız çöplüğe döner. Kafalarımızı öyle doğru - yanlış, faydalı - faydasız, anlamlı - anlamsız, ulu orta ortaya atılan fikirlerin depolandığı “düşünceler çöplüğü”ne dönüştürmeyelim. Çünkü insanların hafızalarının belli bir kapasitesi vardır. Bu kapasite boş ve lüzumsuz şeylerle doldurulursa faydalı olanlara yer kalmaz.
Ne var ki gençlerimiz son yıllarda özellikle sosyal medya bağımlısı oldu. Ben ara sıra bakıyorum sosyal medyaya ve yayınlanan mesajların çoğunun insanın bilgi düzeyine katkıda bulunmayan laf salatasından ibaret olduğunu görüyorum.
Hatta bugünkü sosyal medyaya bir tür bilgi anarşisi de diyebiliriz. İnsanlar birtakım söz ve bilgi derlemelerini günümüzün “bilgi bit pazarı” olarak tanımlamamız mümkün olan sosyal medyada açmış oldukları tezgâhlarda piyasaya sürüyorlar. Üstelik karşılığında herhangi bir ücret istemeden bedava dağıtıyorlar. Bu tezgâhları dolaşanlar da bedava olmasını bir fırsat olarak değerlendirip, doğruluk derecesini sorgulamadan ve ne kadar işe yarayacağına bakmadan zihinlerine istifliyorlar. Sonra da zihinleri birbirleriyle uyum ve hiyerarşi sağlamakta zorlanan bu derleme bilgilerle doluyor.
Üstelik bu şekilde sosyal medya olarak nitelendirilen bilgi bit pazarındaki tezgâhları dolaşırken asıl işe yarayan, araştırmaya ve fikir yürütmeye dayalı bilgileri sistematik ve hiyerarşik bir şekilde takdim eden, konusuna göre düzene sokulmuş kaynakların ve eserlerin sunulduğu dükkanlara uğramayı unutuyorlar. Buralara uğrasalar ve hatta bazı eserleri tedarik etseler bile sosyal medyada çok fazla oyalanmaları bunlara vakit ayırmalarına engel oluyor. İşte kitap okumayı unutmak böyle bir şey.
Ben kıymetli okuyucularıma kitap okumayı unutmamalarını tavsiye etmek için bu haftaki yazılarımda özellikle yaz tatilinde okumalarını önereceğim bazı kitaplardan söz edeceğim. Benim önereceğim kitaplar belki herkesin ilgisini çekmeyebilir. Ama kitap okumak hiç kimsenin ihmal etmemesi gereken bir etkinliktir. Dolayısıyla bizim bazı kitapları önermemizin amacı onlardan haberdar olmanızı sağlamaktır. İlgilenmeyenler başka seçenekler ararlar.
Önereceğimiz kitaplardan inşallah müteakip iki yazımızda söz edeceğiz.