--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zulmün karşısında Muhacirin yanında olabilmek

Burak Karen
Burak Karen

Zalim, zaman ve mekân değiştirerek insanları katletmeye devam ediyor, insanlık tarihi İslam topraklarındaki katliamları izliyor.

Zulüm adım adım, karış karış tüm dünyayı dolaşıyor.

Suriye’de her gün yüzlerce insan, vahşice katlediliyor. Savaşın ne anlama geldiğini dahi bilmeyen yüzlerce çocuk vahşice öldürülüyor.

Bir kültür yok ediliyor Suriye’de, tarihi değerler birer harabeye çevriliyor. İnsanlık ayaklar altına alınırken tarihsel hafıza, ortak medeniyet birikimi, sosyal doku siliniyor.

Mart 2011’de başlayan Suriye intifadası 5. yılını yarılarken, Türkiye’deki Suriyeli muhacirlerin sayısı milyonları çoktan aşmış durumda.

Hayatta kalmak için, kimisi eşini, kimisi çocuklarını, kimisi ana-babasını korumak için hicret etti, geçmişlerini Suriye’de bırakarak ülkemize.

Çalacak bir kapısı yokken, teslimiyetin zirvesinde arkasına bakmadan Mekke’den Medine’ye giden cesur yürekler gibi muhacirliğin teslimiyetiyle yurtlarını, yuvalarını terk edip kapımıza geldiler.

Osmanlının varisi olan ve İslam âleminin halifesi konumundaki Türkiye, “açık kapı” politikasıyla kabul ettiği muhacirlerle, hem dinamizm kazanıyor, hem de Osmanlı döneminde sahip olduğu ümmet profilini yeniden canlandırıyor. 

 Türkiye tüm “mazlum” halklar için bir hicret yurdu olurken muhacirler, halkımızın ümmetle koparılmış olan kardeşlik bağlarının yeniden tamiri için vasat olup ümmetle aramızda kardeşlik köprüsü oluyorlar.

Bu millet bütün fitne fesada karşı engin yüreğiyle iman bağıyla bağlandığı Müslüman kardeşlerine kardeşliğini ilan edip sahip çıkıyor.  

Bu millet vatanından koparılanlara ya da vatanını terk etmek durumunda bırakılanlara bağrını, evini açarak, sofrasında olanı paylaşıyor. 

Bu millet kardeşlik sorumluluğunu taşırken tahammül edip, paylaşarak, yardımlaşarak, dayanışma göstererek bedel ödüyor. 

Bu millet akan kana, gözyaşına karşı Müslüman kardeşlerinin derdiyle hemdert oluyor,  duyarlı davranıyor, sen ben davası gütmeden biz olma bilinciyle hareket ediyor.

Bu millet dünyanın neresinde olursa olsun tüm mazlumlara kucak açıyor, onlara sahip çıkıyor, onların yanında oluyor. Uyarıyor, uyandırıyor, arıtırken arınıyor ve arınırken arıtmak sorumluluğunu üzerinde taşıyor.

Vatanını, beldesini, işini, gücünü bırakarak bize sığınan bu insanlara el uzatıyor, öncelikle insanlığının ve özellikle de İslam kardeşliğinin gereğini yapıyor. 

Fitneler, tefrikayı körüklerken, vahdet adına hangi adımı attım, kardeşlerim için ne yaptım diye hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekiyoruz çok şükür. 

Mültecilere yardım etmek, mültecilerden fazla bizim ihtiyacımız. Evet, biz yardım etmeye, sorumluluk almaya, dünya imtihanını bu şekilde kazanmaya muhtacız, mecburuz. 

Mazlumlar: “Ensarlar nerede?” diye çığlık atıp, feryat ederken darda kalana yardım etmenin, mazluma arka çıkmanın, muhtaca el uzatmanın, Ensar fedakârlığı göstermenin tam zamanıdır şimdi.

Mülteci kardeşlerimiz bizim Ensar olma, hatta insan olma sınavımızdır.

Kimse kendi ülkesini, kendi vatanını, doğduğu büyüdüğü, bilinçaltında güzel anılarının olduğu yeri, vatanını terk etmek istemez. Bu insanlar zorunlu olarak göç ediyorlar.

Suriye’deki zulümler sebebiyle yurtlarını, yuvalarını terk eden kardeşlerimize Ensar’ın Muhacirlere gösterdiği kardeşliği gösterip mü’minlik rütbesinde buluşabilmeliyiz.

Yaşanan bu insanlık dramı karşısında bireysel keyfi yeğlemek yerine kardeşlik huzurunu tercih edip Ensar olmayı seçmeliyiz.

Ensar olmak her zaman ve her millete, ümmete nasip olduğunda şeref verecek ama her kişiye nasip olmayacak kadar şerefli bir makamdır.

Dünyada bir memleketten başka bir memlekete savaş, din, rızık için göç eden bir Müslümana kucak açmak onu kabul edip güler yüz göstermek, Medineli bir Ensar ile aynı şerefe nail olmaktır.

Eğer ki biz Ensar olup yaralı kanatlara merhem olmaya çalışmazsak, Allah’tan yardım istemeye yüzümüz olmaz.

Ensar olmak ruh ile maddenin, durgunluk ve aksiyonun, dilin ve sözün, ilacın ve yaranın bir araya gelmesi demektir.

Ensar olmak paylaşma bilincine ermek demektir.

Ensar olmak Muhacirleri yük değil bereket kaynağı olarak görmektir. Çünkü mülteciler bizim toplumsal zekâtımızdır.

Ensar kelimesi üzerimizde eğreti durmaması için parçalarımızı toparlayıp kendimizi tamamlayarak dünyevi kulelerin sürgününden dönüp Ensar olmanın hazzını yaşamalıyız. 

Bu coğrafya bizim kaderimizdir. Yürüyeceğimiz yolun ufkuna gözlerimizi dikip hedefe kilitlenmeliyiz. 

Yardım ve himayeye muhtaç olanlar, hassaten kadın ve çocuklar korunmalı kötü emelli insanların istismar ve suiistimaline bırakılmamalıdır. Bu vadide ırk, renk, dil, din ayrımı da düşünülmez. Müslüman şahsiyet ve sorumluluğu bu hamiyeti gerektirir.

Kötü şeyler de olmuyor değil… 

Bize sığınan binlerce muhacire Ak deniz ve Ege ölüm olurken bu muhacirin nankörlüğü mü ya da bizim Ensarlıkla simsarlığı fazla karıştırmamızdan mı diye düşünmeliyiz.

 Güç sahipleri, zenginler ve yetkililer fakir halka kardeşlik elini, tatlı dilini ve gönlünü sunarken fakirler onursuzluğa direnme noktasına yeniden yükselecek, ayrışmış insanlar sürgünlerinden dönecek ve onur kazanılacaktır.  

Ölü değil, diriliği seçip dirileceğiz. Kardeşlerimizin çığlıklarına kulak verip karşılık bulduracağız çığlıklarını. Müslümanlar olarak “Müminler ancak kardeştirler” gerçeğini tüm dünyaya haykıracak ve ilan edeceğiz kardeşliğimizi.

 Gerisi furuat…

 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle