Yeter artık
Birkaç gündür fena halde hastayım. Hasan Karakaya ağabeyimin ölüm haberi ruh halimin de sarsılmasına yetti de arttı bile. Bu halde canım yazı yazmak istemiyor. Şu fani dünyada hoş bir seda bırakmak yerine kan ve gözyaşı üzerine yatırım yapan eblehlere beynimde çakan şimşekleri boşaltmak her halde en güzeli olur diye düşünüyorum.
Terör örgütü ve onun kuklası olan siyasetçileri düşünüyor ve düştükleri acziyet çukurundaki çırpınışlarına insan olarak üzülüyorum. Kürt halkı adına hareket ettiğini iddia edenler, Kürtlere acıdan başka ne veriyor?
PKK’nın ne kadar vahşi ve kanlı bir terör örgütü olduğunu biliyorsunuz. On binlerce ölü ve yaralı, milyarlarca ekonomik zarar, tedavisi neredeyse imkânsız sosyal ve kültürel yaralar, ülkenin bölünmesine dair atılan adımlar, küresel habis güçlerin İslam coğrafyasındaki kirli emellerinin gerçekleştirilmesinde yaptığı taşeronluk ve daha niceleri.
PKK en büyük kötülüğü Kürtlere yapıyor. PKK Kürtleri özgürleştirmek adına köleleştiriyor. Dahası, onların canını, kanını ve gözyaşlarını sömürgeci Türkiye düşmanı ülkelerin çıkarları için pazarlık masasına yatırıyor.
PKK’nın akla ziyan “hendek stratejisi” eşliğinde hayata geçirdiği kanlı süreçte şehirler harap oluyor, insanlar evlerini-barklarını bırakıp göç ediyor. Göçe zorlanan Kürt kardeşlerimizin demokrasi ve özgürlük mücadelesi gereği olarak acı çekmeleri isteniyor.
Hendekleri, çukurları, barikatları savunup, “özyönetim” diyorlar. Orada yaşayan insanların çektikleri acıları umursamıyor, Kürtlerin gizlice ettiği bedduaları takmıyorlar.
Hendek batağında debelendikçe batıyorlar, battıkça çaresizlik içinde debeleniyorlar.
Dünyada terörle, silahla, kan ve gözyaşıyla getirilen demokrasi, özerklik, özyönetim veya özgürlük örneği yoktur.
Kendisi gibi düşünmeyen her Kürd’ü imha edilmesi gereken düşman olarak gören bir terör örgütünün lügatinde ne demokrasi olur, ne hukuk, ne de barış.
Terörü Türkiye’ye karşı kullanan Türkiye düşmanı güçlerin yazdığı bir senaryo, uluslararası bir projedir bu. PKK bu senaryoda silahlı bir figüran, HDP ise PKK vesayeti altında siyaset yapan demokratik sürecin figüranıdır.
HDP’nin Türkiye siyasetindeki gerçek karşılığı, “PKK vizyonu”nu legal siyasete taşımaktır. Bir başka deyişle silahlı bir hareketin sivil siyasetteki sözcülüğüdür.
Lavrov’a hak veren, İran’ın yanında olan, Merkel’e mektup yazıp Türkiye’den şekvacı olup, Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışan malum güçlerle işbirliği yapanların Kürtlerin temsilcisiyim deme hakkı yoktur.
Hırsları, intikam arzuları, öfkeleriyle her türlü kirli senaryoya, Türkiye karşıtı her plana büyük bir hevesle sarılan, binlerce yıldır aynı coğrafyada kardeşçe yaşayan halkı düşman etmek için fitne fücur çıkaran anlayışın Kürtleri temsil etme hakkı yoktur.
Sistemin yanlışlarını düzeltmek, ıslah etmek yerine dış odaklarla bir olup aldığı talimatlarla içerden bir ağaç kurdu gibi, gövdeyi çökertmek için en karanlık entrikalar peşinde koşan bir zihniyetin Kürtleri temsil etme hakkı yoktur.
Sürekli aldatan, doğuda savaş, batıda demokrasi pazarlayıp taktik güden, Çözüm Süreci’ni araçsallaştıran, Kandil’in güdümünden çıkamayan, çıksa bile halkın değil, bu sefer de beyaz seçkinlerin güdümüne giren bir partinin Kürtler adına Türkiye için bir tehdit, bir Truva Atına dönüşmesi oldukça trajiktir.
PKK tezgâhlanan senaryoya yem oldu, kurulan tuzağa düşüp intihara sürüklendi. Siyasi olgunluk sınavından geçemeyen HDP, tükenişin kapılarını araladı.
Fakat biz etnik kavgaya düşmeden, mezhep/kimlik ayrışmasına kapılmadan, içerideki hasarımızı tamir edip, bu bölgeyi yokluğa, yoksulluğa, cahilliğe, ideolojinin kör saplantısına, teröre teslim etmemeliyiz.
Yalnız devleti ülke halkının yüreğine su serpecek uygulamaları devreye sokup, anladıkları dilden konuşarak kesin çözümler üretmesi gerek. Toplum büyük devlet olmanın şartlarının gereğini istiyor, bekliyor.
Millet, sinir uçlarına dokunacak açıklamalarla sırtını alfabenin bütün harflerine dayamak isteyen eş başkanın sırtının kazılan hendeklerden birine yüzü Moskova’yı görecek şekilde dayanmasını bekliyor.
PKK’ya silah taşıyan vekilin taşıdığı silahlardan birinden çıkacak serseri bir kurşunla eşek cennetine postalanmasını istiyor.
Etek giyen, yüzünü kapatıp molotoflarla milletin otobüslerini yakan, attıkları taşlarla devletin malına zarar veren alçakların eylem yerlerinde zımbalanmasını gözlüyor.
Halk, Türkiye’ye karşı İran’ın yanında savaşacağını söyleyen, Ruslara “Türkiye IŞİD’i destekliyor” diyen, Erdoğan’a karşı Putin’in yanında olacağını söyleyen bir halk adamının! önce Yüce Divana, sonra da Rusya’ya Putin’in yanına gönderilmesini arzuluyor.
Rusya ziyareti sonrasında kulaklarına üflenen suflelerin de etkisiyle birtakım hezeyanlar ifade eden, şiddeti fütursuzca savunan ve doğrulayan diliyle, halkı direnişe katılmaya çağıran eş başkanı kazılan bir hendeğe gömmek ya da kurtarılmış zannedilen bölgede kurtlara yem etmek teröre lanet okuyan halkın yüreğine su serpecektir.
Yeni büyük oyunun mağduru değil, oyun kurucusu olacaksak sokak terörü, dış istihbarat konsorsiyumu, içi darbe girişimi, eskinin iktidar belirleyici oligarkları üzerinden, Türkiye’nin yüzyıllarını belirleyen o ana omurgayı parçalama siyaseti üzerinden, tarih yapıcı kadroları birbirine düşürmeye dönük fitne-fesat üzerinden yürütülen bütün teşebbüslere karşı sürprizlerle karşılık verilmelidir.
Peygamberine karikatürle, camilerine ateşle, namusuna hayâsızca saldıran, ibne olmaktan utanmayıp, Müslüman olmaktan utananlara yeter artık deme zamanı gelmiştir. Yeter artık…


