--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yeni CHP’nin bitiş düdüğü çaldı

Burak Karen
Burak Karen

Tarihinde hiçbir serbest seçimi kazanarak iktidar olamamış, yani “rekabetçi siyaset” ile ciddi uyum sorunları olan CHP tarihi misyonunu tamamladı.
Tek parti devrinde Kur’an-ı yasaklayan, 1400 yıldır okunan Arapça ezanı susturan, “zihin haritası”nda dindar nesil düşmanlığı hep bulunan, kokuşmuş altı okunu “ilke”, çoğu metruk hâle gelmiş kanunları “inkılâp” diye yutturmaya çalışan CHP halkın taleplerinin temsilciliğini yapmak yerine devletin sözcülüğünü üstlenip Atatürk’ün mirasını yiyerek tüketti.
Muhalefette kalmak, yenilgiden iyi hal çıkarmak CHP’nin Atatürk’ten sonraki hastalığı oldu.
Vakit CHP’nin geçmişiyle yüzleşme vaktidir. Zaman 100 yıllık bir gelenekle yüzleşme zamanıdır.
Her yönüyle “çağın gerisine düşen” CHP’nin kökten yenilenmesi mecburiyeti hâsıl olmuştu. Gerçek bir muhalefet hiçbir zaman olamayan “en tutucu” partinin bünyesinde “köklü bir devrim” zarureti olmazsa olmazlar arasına girmişti.
Halkın taleplerini, değerlerini, sorunlarını kayda değer bulmayan, kutuplaşmanın mimarı olan, askerin arkasına sığınarak halkı döven, yargıdaki haksız ve orantısız gücünü kullanarak siyaseti yasaklara boğan bir siyasi parti olan CHP’nin vesayet sisteminin prangalarından kurtulup kurtulamayacağı merak konusu idi fakat yeni CHP söylemi geride kalan 2 yılda eskidi.
 Yeni CHP’nin bitiş düdüğü çaldı. Beyhude çabalar olsa da muhtemelen trajik bir sona doğru gidişin ayak sesleri duyulmaya başladı.
Yeni CHP söylemi çok çabuk eskidi. Çünkü CHP dünyadaki değişim süreçlerinin hep dışında kaldı. CHP’nin gündemi hep boş, hep çağın gerisinde. Avrupalıdan ürküyor, Arapları küçümsüyor, İslam dünyasına yabancı, Asya ve Balkanlar’dan uzak duruyor, Amerika’yı sadece seyrediyor.
Bunca yıllık hantal, heyecansız, programsız parti CHP’nin geleneksel zihin kodlarının dışındaki bir dünyadan bakarak bu tespitleri yapıyoruz.
Deniz Baykal’ı kaset ifşası ve tehdidi ile gönderip “yapay rüzgâr” ile CHP’nin başına kondurulan Kılıçdaroğlu, genel başkanlık koltuğunda iki yılını doldurdu ama çabuk eskidi. Zaten CHP’de Atatürk ve İnönü hariç liderlik problemi ve zihni donanıma sahip bir kadro sorunu hep oldu.
Kılıçdaroğlu, Türkiye siyasetinde yalpalama, çark etmek dışında varlık gösteremedi. Kılıçdaroğlu’nun sıklıkla kullandığı iki ifade var “değişim ve çözüm.” Ancak genel başkanlığı süresince bu söylemin içini ne kadar doldurduğu hep tartışıldı.
Çok hatalar yapıldı ama o yanlışlar acemiliğine verildi, zamanla parti içindeki dengelerin oturacağına inanılıyordu. Beklenti parti içindeki kavgacı ve uzlaşmasız kadro, toplumun her kesimini kucaklama söylemiyle gülümseyen yeni lider sayesinde bertaraf edilecek, yeni liderin cesur çıkışları sayesinde CHP reformların öncüsü olacaktı. Fakat Kılıçdaroğlu kendisine tanınan bütün kredileri tek tek harcadı, kendine duyulan güveni zedeledi.
Vurduğu yerden ses getiren, olayların üzerinde ısrarla duran, meselelerin sosyal ve hukuk zemininde takipçisi olan, sıkıntıları hafızalarda tazeleyen, nasıl düzeltilebileceği ile ilgili sürekli proje üreten yapı üzerine çalışmalar yapmak yerine CHP lideri ve kurmayları kısa süreli, anlık ve enerjisi erkenden biten muhalefet tarzını benimsedi.
Alternatif politikalar üretmesi ve demokratik denetim yapması gereken ana muhalefet partisi toplumu rencide ederek, kutuplaşmayı artırarak bitiş çizgisinde ısrarla yürüyor.
Bu milleti tanımayan, halkın isteklerini, hassasiyetlerini bilmeyen, inançlara saygı göstermeyen, hep ön yargılı bir karşı duruş sergileyerek toplumu kutuplaştıran bir hüviyete sahip olan “CHP zihniyeti” ve lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisini iktidar yapabilecek politikalar üzerinde çalışmaktan çok, elitlere dayalı, göstermelik çalışmalar ve sözel muhalefet esaslı taktiklerle kumda oynamaktadırlar.
Hep kendi uydurduğu ilkeleri, milletin istek ve değerleriymiş gibi sunan, sonra da milleti bu değerlere uymamakla suçlayarak, cahillikle, gerilikle, gericilikle itham eden CHP zihniyetinin arka planında da, ön planında da, kendi halkına güvensizlik, kendi milletinin millî ve manevi değerlerine yabancılaşma vardır.
Bugün CHP’ye iktidar nimetini sunan müttefikleri devletteki ağırlıklarını kaybettiler. Vesayet bitti bitiyor. Vesayetin olmadığı bir sistemde CHP’nin seçim kazanmadan iktidar olma imkânı da yok. Askerin darbe yapamadığı, yargının muhalefet partisini kapatamadığı bir süreçte CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun kredisi tükendi.
Toplum üzerinde “siyasi ve ideolojik egemenlik kurma” adına paranoyal kuşkuları, vehimleri, uydurulmuş korkuları sonucu ellerinden giden kişisel imtiyazları geri almak için siyasi çığırtkanlık yapıp bir kavram kargaşası ve terim perişanlığı yaşanmasına neden olan CHP zihniyeti yıllarca ısıtıla ısıtıla gündeme getirilmekten bıkılmayan kavramların arkasına saklanarak günü kurtaramaz artık.
Fakat toplum nazarında itibar görmeyen bu refleksler CHP’ye puan kazandırmak yerine var olanları da götürürken bu “şizofren” zihniyet hala oyunda oynaşta.  
Görünen o ki, Kemalizmi referans almayan hiçbir düşünceyi meşru kabul etmeyen ve toplumun manevi dinamikleri ile bir türlü barışık olamayan CHP zihniyetinin iktidara yürüme imkânı artık yok.
Yok oluş sirenleri çalmaya başladı. Rüzgârlar esip savurarak geliyor. Ya yüzünü halka dönüp, halkla kucaklaşacaklar, ya da tarihin karanlıklarındaki seyirlerine başlayacaklar.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle