--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Yaşamın penceresini açabilmek

Burak Karen
Burak Karen

İnsanların şehvetine, midesine hitap eden, cismi besleyip ruhu ihmal eden bir kültürün inşaatçıları, taşıyıcıları, bulaştırıcılarıdır televizyonlar.

TV yayınlarında sanatsal ruhtan ziyade sığ, bayağı ve paçoz bir zihniyet hâkim hale gelmiş durumda. TV yayınlarının saçtığı zararlı bilgi mikropları hepimizin hem evini hem de beynini işgal etmiş durumda.

İnsana, milli ve manevi değerlere itibarları da saygıları da olmayan programlar, insanları kendine esir ederken insan yaşamını da ele geçiriyor. İnsan kendi yaşamını yaşamak yerine, yaşama seyirci kalıyor.

Topluma hem ahlaki, hem fiziki olarak zehir zerk eden ürün ve hizmetlerin tanıtıldığı kanallar alenen şov yapıp en derin içgüdülerimizi gıdıklayıp, aynı zamanda manipüle ederek bizleri uyuturken, RTÜK izleyici konumunu koruyor.

Dizilerle, yarışmalarla, evlilik programlarıyla toplumların içi boşaltılıyor, aile bağları yıpratılıyor, toplumun aileye dair değerlere bakışı kökten sarsılıyor, çocukların fiziksel ve zihinsel olgunlaşmasında tahribatlar oluşturulurken RTÜK manasız işlerle uğraşıyor.

Haberlerinde terör örgütünün siyasi kanadından bahsetmediği için A Habere onlarca kez ceza keserek, kahramanlığını ilan eden RTÜK; kadınları kurban, erkekleri ise saldırgan ilan eden diziler Türk kültür, örf ve geleneklerini hedef alırken niye sessiz kalıyor?

Ahlâkı zedeleyici, aykırı yaşam tercihleriyle doldurulmuş diziler toplum yapısına kan kaybettirirken, cinsellik odaklı kurgularla ruhlara yönelik sürekli telkin mesaj bombardımanı yapılırken, yasak ilişkiler sıradanlaştırılarak ahlaki değerler yok edilirken RTÜK niye çaresiz bekliyor?

Şarkıcı, dans, kıyafet, yemek yarışmalarının, kadını bir eşya, bir meta olarak teşhir eden, şiddet, alkol ve ahlaka aykırı yaşam tercihleriyle doldurulmuş dizilerin, evlilik programlarının kamuoyunu rahatsız eder boyutta sergilendiği bir ortamda RTÜK ne iş yapar?

Diziler insanları belli bir hayat tarzını seçmeye, belli markalara yönelmeye icbar ederken, içerikten çok biçime, gösterime önem atfedilirken, dış görünüşün önemli olduğu bir dünya kurgulanıp, marka hastalığı oluşturularak, çağdaş idoller oluşturulurken RTÜK niye sessiz kalır?

Çarpık ilişkiler, seviyeli birliktelik adı altında nikâhsız yaşayanlar kahraman gibi gösterilirken, kendimizden çok dizi karakterlerinin konuşulduğu, yaşam yolumuzda yanlış örnekler sergileyen içerikleriyle yaşamımızı yozlaştıran programlara karşı RTÜK niye boyun büküyor?

Yarışma programlarında nikâh, mahremiyet, kadının kutsallığına saygı, vefa ve sadakat gibi değerleri altüst edilip, Türk aile yapısı gelenek ve göreneklerine aykırı, etik olmayan davranışlar sergilenirken, sürekli argo ve şiddet içeren sözlerle kişilik haklarını zedeleyici boyuta ulaşan rekabet psikolojik saldırıya dönüştürülürken RTÜK niye kıpırdamaz, şikâyetleri dinlemez acaba?

Yarışma programı adı altında reyting çekme uğruna, kadınlar cinsel bir meta olarak teşhir edilirken, programlardaki kavgacı, küfürbaz, teşhirci, ahlaki, kültürel ve dini değerleri hiçe sayan bu kişiler çocuklarımız tarafından model alınırken, çocuklarımız, milli ve manevi değerlere karşı duyarsızlaştırılırken RTÜK bu vebalin altından nasıl kalkacak?

Programların pek çoğunda Türk kültürünün genetik kodlarıyla oynanmakta, adeta genler değiştirilmeye çalışılırken, toplumumuz değişim ve dönüşüm adına adım adım yoldan çıkartılıp, sosyal manada uçurumun kenarına itilmek ve çaresiz duruma düşürülmek istenirken RTÜK ne iş yapar?

Çaresiz hastaların umutlarını acımasızca sömüren umut tacirleri ekranlarda boy gösterirken…

Kerameti kendinden menkul otlar, nasıl üretildiği bilinmeyen sözde sihirli kremler, ilaçlar, şuruplar fahiş fiyatlarla ekranlarda pazarlanırken…

Çare adına kocakarı ilaçları, merdiven altı imalathanelerde üretildiği fiyatıyla belli olan ballar ekranlarda müşteriye sunulurken RTÜK niçin çaresizlik girdabında çırpınmaktadır?

Sözüm ona evlilik programlarında kerameti kendinden olan tipler çiftleştirilip, milyonların önünde “elektrik” aldım ya da alamadım türevi çirkinlikleriyle nikâh, mahremiyet, saygı, vefa ve sadakat gibi değerleri altüst ederken RTÜK niye sessizliğe bürünmektedir?

Sınırsız özgürlük, özgürlük değil anarşidir. Ahlaksızlığın özgürlük olarak takdim edildiği bu tip programlara vize konulmalı ve yaptırımlar getirilmelidir.

Türkiye etnik, ideolojik, mezhepsel nedenlerle hırpalanmaktadır. “Hasta” batıdan birebir ihraç edilen bu programlar bireylerin akıllarını uyuşturmak, toplumu ayakta tutan milli ve manevi değerleri yıpratarak, bireyleri yozlaştırarak Türk aile yapısını çökertmek için özellikle kurgulanmakta ve Türk toplumunun Müslüman kimliği üzerinde tahribat yapılmaya çalışılmaktadır.

  Ailedeki ağır tahribatlar devleti de tehdit etmekte, ihaneti kolaylaştırıp, yaygınlaştırmaktadır. İnsanı ayakta tutan, bağlılık, erdem, sevgi, dayanışma, gurur, doğruluk gibi özelliklerin yerini gösteriş merakı ve kirlenmiş kişilik almaktadır.

Özellikle aile, ortak kültürel ve milli manevi değerlerimize önem veren programlara yönelik çalışmalar yapılması, iyinin özendirilmesi gerekmektedir.

Aile içi iletişimi güçlendirecek filmler, diziler çoğaltılmalı ve “kamu spotları” ailevî konularda da gündeme gelmelidir.

İdealist amaçlar için çalışmak, hakkını doğru şekilde aramak, başkalarının yaralarına merhem olmayı dert edinmek, kendini insan olarak ileriye götürmek için olgunlaşmayı gaye edinmek gibi olumlu değer yargılarının işlendiği ve reyting aldığı programlar yapılarak toplumun milli manevi değerleri yaşatılmalı, toplumun ahlak anlayışı ön plana çıkarılmalıdır.

Hatta bir adım daha ileri giderek televizyonlarımızı kapayarak, yaşamın penceresini açmalıyız.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle