--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Umut biziz, çare bizde

Burak Karen
Burak Karen

Avrupa Komisyonu Başkanı J.C. Juncker, Türkiye’nin “vizesiz seyahat” için tüm koşulları yerine getirmesi gerektiğini, kriterlerin Türkiye için “sulandırılmayacağını” söylemiş. Türkiye için vize serbestisi şartlarının esnetilmeyeceğini, bir istisna olamayacağını belirtmiş.

Siyasetin yerini aktivizme, müzakerenin yerini önyargılara, istişarenin yerini özel gündemlere bıraktığı bir kriz yaşayan AB nasihat verip taviz aldığı, yarım yüzyıldır kapısında beklettiği Türkiye’ye yeni bir kazık atmanın hesaplarını yapıyor.

AB’den çıkış için referandumların yapıldığı, ekonomik krizin, göçmenlerle ilgili problemlerin had safhaya ulaştığı bir ortamda Türkiye için kriterden bahsetmek kepazelikten başka bir şey değildir.

Bizden sonra müracaat edip AB’ye giren birçok ülke açısından problem teşkil etmeyen kriterler Türkiye açısından can yakıcı oluyor. Kıbrıs Rum Kesimi hangi kriterleri yerine getirmişti de AB’ye dâhil oldu?

Üç kıtanın kanını, emeğini, servetini emerek büyüyen Avrupalılar kendi ülkeleri için ayrı, Türkiye için ayrı standartlar belirleyip, alacakmış gibi yaparak oyalıyor.

Sorun ciddiyet meselesine dönüşmüş durumda. AB’ye inanmak artık gaflettir. AB kapılarında beklemek artık Türkiye’nin politikası olmamalıdır. AB’ye rest çekmek vatana ihanet değildir.

AB Türkiye’yi üye olarak değil “pazar” olarak görüp, kullanmaktadır. Gümrük Birliği Antlaşmasıyla, AB zaten hedefine ulaşmıştır.

Türkiye’nin coğrafi, tarihi, kültürel ve siyasi bakımdan Avrupalı olmadığına kesin olarak inanan Avrupalının bataklığına saplanmak için bunca gayret niyedir anlamakta zorlanıyorum. Aile yapısı çökmüş, insanlığı iflas etmiş, inancımızla savaşan kokuşmuş bir medeniyete dâhil olma arzusu niyedir çözemiyorum?

Nedir derdimiz?

Dirilişi, paylaşma ve paslaşmayı, gerçek anlamda küresel adalet ve barış düzeni olan İslam nizamında aramak varken, Batıya yamanmak niye?

AB, bazı Avrupalıların ortak hayaliydi ve içinde biz yoktuk. Biz sadece başkalarının hayaline ortak olmak için çırpınıyoruz.

Dağılmak üzere olan AB üyesi olmak, bir vizyon mudur?

Liderlik yerine dahil olma arzusu, bir gelecek hayali midir?

Sorunlarıyla boğuşan, yaşlı, heyecanını yitirmiş ve insani vicdanını kaybetmiş Avrupa’nın parçası olmaya çalışmak, coşku veren bir ütopya mıdır?

Türkiye, günün birinde AB üyesi olma ümidiyle AB’nin tüm çifte standartlarını görmezden gelerek yükümlülüklerini yerine getirmeye çaba harcamıştır.

AB genişleme süreci içinde hiçbir aday ülke yarım yüzyıl AB kapısının önünde bekletilmemiştir.

Bu millet dinini değiştirmedikçe orası bizi kabul etmez. Müslüman omurgayı birbirine düşürmeye ve içerden çökertmeye çalışan AB güçlü ve büyük bir Türkiye’yi bünyesine almaz. Dahası Türkiye’yi yutup, parçalamak ister.

Artık AB ile münasebetlerimizde gerçekleri görmeli, AB’nin bir siyasi, sosyal birliktelik değil, Hristiyan kulübü olduğu gerçeği kabul edilip, tavrımızı net bir şekilde ortaya koymalı ve bir daha asla taviz vermemeliyiz.

Türkiye ateş çemberi içerisinde olmasına, bunca uluslararası baskıya, güce rağmen, bunca simsarın, timsah gözyaşı dökenlerin, riyakâr ve ikiyüzlü politikacıların olumsuzluklarına rağmen, Avrupa’nın ikiyüzlü söylem ve eylemlerine karşı dik durup cevabımızı netleştirmeliyiz.

Tarihin sil baştan yeniden yapıldığı zorlu bir süreçten geçiyoruz. İnsicamın olmadığı, siyasal eksenin muğlaklaştığı, birlik jeopolitiğinin buharlaştığı yeni bir dünya oluşturulmaya çalışılıyor.

Dünyayı bir asırda özgürlükler, insan hakları ve demokrasi masallarıyla cehenneme çevirenler yeni oyunlarıyla yeniden sahne almak için çabalıyorlar.

Tarihleri boyunca halkları, ideolojileri, mezhepleri, etnik grupları savaştırıp, acımasızca kan döken, insanları katleden Batı, saltanatının biteceğini görmüş ve anlamış durumda.

Adalet ve merhametin küreselleşmesi için sesini yükselten İslam âleminin yeni oyunlarla sesi kısılmaya çalışılıyor.

Batılıların kuşatması altında olan İslam âlemi, dünyaya artık bayrak açıp, hızla özüne dönmeye başlamak durumda.

Sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda Müslüman ülkelerinin İslam şemsiyesi altında buluşması, tarihi bir çıkışın fitili ateşlenmelidir.

Türkiye’nin yeni dönem başkanlığını üstlendiği İslam İşbirliği Teşkilatı İslam dünyasının içinde bulunduğu derin problemleri çözecek yapıya sahip bir birlikteliktir.

İslam birliği, Müslümanların ortak hareket etmesi tek ve ortak kurtuluş yoludur.

BM’den sonra dünyanın ikinci uluslararası teşkilatı olan ve 57 üye ülke ile çok büyük maddi, siyasi, kültürel güce sahip olmasına rağmen yaptırım gücü en zayıf teşkilat olarak varlığını sürdüren İİT sahip olduğu maddi, manevi güç samimi olarak değerlendirilse birçok mazlum coğrafyanın sorunlarının çoğu çözebilir.

Nüfusu 1,7 milyarı bulan Müslümanların dünyadaki siyasi ağırlığı maalesef sıfır. Dünya enerji kaynaklarının yüzde 70’i İslam coğrafyasında bulunuyor ancak küresel gelirin sadece yüzde 7,5’u, ticaretin de sadece yüzde 11’i bu dünyaya ait. G8 ülkeleri arasında bir Müslüman ülke yok. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri arasında bir Müslüman ülke yok.

Türkiye liderliğinde İİT terör sorununu çözebilir, hammadde kaynaklarına ulaşımı garanti altına alabilir, ekonomik ve sosyal düzeni koruyabilir, kültürel çatışmayı tamamen ortadan kaldırarak İslam âleminin itibarı toparlayıp, hak ettiği noktaya getirebilir.

İİT yeryüzündeki bütün Müslümanların arasında birlik, beraberlik ve dayanışmayı tesis ederek İslam’ın toplumların iktisadî, siyasî, sosyal ve kültürel her alanına hâkim olmasını sağlayabilir.

Çare bizde, çözüm biziz… 

 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle