Ülke menfaatleri adına atılan milli tokat
Siyaset maratonunun en uzun kaçıcısı Bahçeli 7 Haziran seçimlerinin ardından takındığı “hayırcı” tutumla siyaset satrancını istediği gibi sonuçlandıramadı.
Son olarak seçim hükümetinde de yer almayacaklarını, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bakanlık teklifine parti olarak hayır diyecekleri açıklaması, koalisyon seçeneklerini kilitlese de ana amaçlarına ulaştıramadı.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in “hayırcılar koalisyonu”na restini çekerek, Başbakan Davutoğlu’nun teklif ettiği görevi kabul etmesi gündeme bomba gibi düştü ve tekrar seçimlere gitmenin ana sorumluluğunu büyük ölçüde MHP’nin üstüne yıktı.
Tuğrul Türkeş’in söz konusu teklifi kabul etmesi, yakın siyasi tarihimizde benzerini az rastlanabilecek önemli çıkışlardan biri oldu.
Türkeş’in bu siyasi manevrası, olgun devlet adamlığı tavrı CHP, MHP ve HDP’nin AK Parti’ye yönelik tuzaklarını boşa çıkararak siyasette yaşanan tıkanıklığa ve ayak oyunlarına son verdi.
Tuğrul Türkeş, “kişisel çıkarlar” ile “parti çıkarları” arasında sıkışıp debelenmektense istikrarın ve demokrasinin ateşle imtihan edildiği bu dönemde, akla ve vicdana fazlasıyla ihtiyaç duyulan bu ortamda “ülke çıkarlarını” tercih ederek siyasetin kimyasını değiştirdi. Denklemleri altüst etti.
AK Parti’yi siyasal mühendislik kurnazlığıyla HDP ile birlikteymiş gibi gösterme çabası, Türkeş’in “devleti” önceleyen, gerçekçi tutumuyla paramparça oldu.
Türk milliyetçiliğinin lideri Alpaslan Türkeş’in oğlu sıfatıyla bu cephedeki özgül ağırlığı tartışılmayacak düzeyde olan Tuğrul Türkeş anayasal zorunluluğun gereği olarak o siyasi sorumluluğu üstlenmiştir, doğru olanı yapmıştır.
Tuğrul Türkeş’in milliyetçiliğini kimse sorgulayamaz. Fakat ona karşı yürütülen yargısız infaz, başlatılan linç kampanyası ve yüklenen siyasi vebal asıl sorundur.
Türkeş’in bu isyankâr çıkışını milliyetçi tabanın ve teşkilatın sesi olarak Bahçeli’nin koalisyon hükümeti arayışı sırasındaki “uzlaşmaz ve sert” tavrından rahatsızlığının göstergesi olarak görmek gerekir.
Kumar oynayınca “himmet”, yurtdışına kaçınca “hicret”, telefon dinleyince “keramet”, yolsuzluk yapınca “ticaret”, ajanlık yapınca “hizmet”, köpük partisi yapınca “letafet”, kin kusunca “mülaanet”, hapse girince “istirahat” olan paralel ihanet şebekesiyle ortaklık adına tabanına meydan okuyan Bahçeli’ye taban adına atılan “titre ve kendine gel” tokadı olacak bu kabul.
Baştan beri sürdürülen siyaset oyunlarına karşı dik duran, aklı devre dışı bırakan, duyguları felç eden, algıları değiştiren, illüzyonu bozan bu vatanseveri partiden ihraç etmekle bu sorumluluktan kurtulamazlar. Çünkü HDP’yi kabineye sokan şartları hazırlayan MHP’dir ve bunun siyasi vebali de MHP’ye aittir.
Tuğrul Türkeş’in seçim hükümetinde yer alması MHP’deki geleceğini karartsa da, bu davranışı onun siyasi geleceğini aydınlatacaktır.
Muhteşem bir maziyi muhteşem bir istikbale bağlamak adına Türk milliyetçiliği savunulur iken milliyetçi törenin vatan, millet, bayrak değerlerine olan gerçek tavrı görülmüş ve bu milliyetçilerin birer “karton kaplan” olduğu gün ışığına çıkmıştır.
Liderler sadece kitlelerin sesine, sözüne tercüman olmazlar, aynı zamanda kafası karışan insanlara yol ve yordam gösterirler. Başımıza gelebilecek en büyük bela, kitle dalkavukluğuna soyunan güdümlü liderlerin yola yerleştireceği muz kabukları olduğu bir kere daha görülmüştür.
Binlerce ülkücüyü katleden CHP ile ortak Cumhurbaşkanı adayı çıkarırken kırmızıçizgisi ve ilkesi olmayan…
Rahşan Ecevit’in, “eli kanlı katillerle hükümet kurulmasını içimize sindiremeyiz” sözüne rağmen tepki gösteremeyip DSP’yle hükümet kurarken katı kuralları ve prensipleri olmayan…
Türk siyasi tarihinde Türkbank yolsuzluğundan dolayı gensoru ile düşürülen tek başbakan olma özelliğini taşıyan Yılmaz’a ortaklık, teslimiyet, koruma ve kollama görevi üstlenirken sesini çıkaramayan…
Katil Apo’yu affederken, başörtülü milletvekilinin başını açarken, Amerika’dan ithal bakan getirirken, Kur’an kurslarını kapatırken, Marksist, Leninist mahkûmlar affedilirken, ülke iflas edip üç kuruşa muhtaç duruma getirilirken emre itaat edip baş sallarken…
22 bankanın batırılmasını, 47 milyar doların hortumlamasını izlerken sesini çıkaramayan Bahçeli bugün Erdoğan düşmanlığıyla yanıp tutuşuyor, feryadı figan sesini yükseltiyor, önüne gelen her türlü hayırlı işe “hayır” demekten kendini alamıyor.
Millet vicdanında mahkûm olan, bugün muhalif beyanlar ile duyumsal şaşkınlıktan ruhsal coşkuya, şaşkınlığın kemirici yalnızlığından ümidin şefkatli beraberliğine ulaşmak için “fırıldak” gibi, bazen öyle, bazen böyle söylemlerde bulunabilen Bahçeli…
MHP’yi Türk siyasetinde sorunlu bir konuma getirdi. Mesele parti meselesi değildir. Mesele vatan, millet, devlet, bayrak meselesidir. Mesele varlık yokluk meselesidir. İçeriden ve dışarıdan oluşturduğunuz “küresel kirli ittifak”a karşı dik durma meselesidir.
Uyan ey Bahçeli…
MHP tabanı senin “her şeye karşıyım” tavrından artık bıktı.
Bu Türk Kürt kavgası değildir. Tarihin başlangıcında Habil Kabil mücadelesiydi, dün Osmanlı Vatikan savaşı, bugün Türkiye ile haçlı-Siyonist ortaklığının savaşıdır. Bu savaş binlerce yıldır süren İslam karşıtlığı savaşıdır, kıyamete kadar sürecek olan hak batıl savaşıdır.
Ey Bahçeli; halkın içinden gelmediğin için halkın duygu ve düşüncelerini, kalbinde hissedemiyor ve halkla yakın bir ilişki kuramıyorsun. Halk adamı olmadığın için halkla frekansların uyuşmuyor, her zamanki buyurgan ve çokbilmişliğinle halkla zıtlaşıyorsun.
Sen kendine çekidüzen vermezsen milliyetçi taban sana siyaset mezarlığındaki rezervasyonunu yapmaya hazırlanıyor.


