--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Türkiye Osmanlı coğrafyası ile bütünleşiyor

Burak Karen
Burak Karen

Türkiye, Afrika kıtasında geçmişiyle yüzleşip yeni bir dış politikanın test sürüşünü yapıyor. Doğudan mahrum, batıya mahkûm statükoyu terk edip, bölgesinde güçlü ve lider bir ülke olarak batıya ilerlemeyi tercih eden Türkiye, tarihin kendisine yüklediği misyona geri dönüyor ve Osmanlı coğrafyası ile bütünleşiyor. 

Türkiye’nin başlattığı “Afrika’ya açılım politikası” ile karşılıklı güven ve kardeşlik ve kapsamlı bir stratejik ortaklık hedefleniyor. Siyasetten ekonomiye, kültürden eğitime, güvenlikten uluslararası meselelere çeşitli alanlarda Afrika ülkeleri ile kurulan yeni ilişki ağları, Türkiye’yi Afrika’nın önemli ortaklarından biri haline getirdi.

Türkiye’yi yüz yıl sonra hapsolduğu konumdan kurtaran, mahkûm edilmek istenen rolün dışarısına çıkaran, Afrika’yı sahiplenip destek vermeye çalışan küresel bir önder davranışı sergileyen Erdoğan, mazlum ve yoksulların yanında Batıya karşı barış, adalet ve istikrar talepleriyle “isyancı” lideri temsil ediyor.

İnsanlar öldükçe kazanan, terörü son derece verimli bir “gelir kapısı” olarak gören Batı âleminin Afrika’yı iliklerine kadar soyan sömürü düzeni yerine Türkiye’nin “veren el, alan elden üstündür” düsturuyla yaklaşımı ve “önce insan” stratejisi sömürgeci ülkelerin çıkar odaklı politikalarının iflasına sebep oluyor.

Ankara’nın çok yönlü dış politika vizyonunun tezahürü olarak Afrika ile stratejik ortaklık her geçen gün artarak gelişiyor, barış ve istikrara sağlanan katkı artıyor. 

Türkiye Afrika’nın siyasi istikrarına, ekonomik kalkınmasına ve toplumsal barışına katkı verecek stratejiler geliştirerek Afrika’da istikrarsızlığı derinleştirme ve ekonomik bağımlılığı artırma çabasındaki sömürgeci ülkelere meydan okuyor.

Yoksulluğun, yalnızlık ve kimsesizliğin “kader” olarak görüldüğü Kara kıtaya, Etiyopya’ya, Somali’ye Türkiye “müstevliler” gibi gitmiyor, sömürülmüş, damarları kesilmiş Afrika’ya hastaneyle, ilaçla, insani yardımla ve birlikte kalkınma misyonuyla gidiyor.

Genç ve dinamik nüfus potansiyeline, zengin doğal kaynaklarına, tarım ve balıkçılık imkânlarına rağmen ekonomik ve siyasi problemlerle boğuşmak zorunda kalan Afrikalılar insanı köleleştiren ve Afrikalı insanın kanları ve terleri üzerine kurulan bugünkü “yeni dünya düzeni”ne isyan edip Türkiye’nin dostluğuna daha sıkı sıkıya sarılıyor. 

Küresel ekonomideki yüzde 2,5 oranındaki payı ve kişi başına düşen ortalama 1200 dolarlık geliriyle, dünyanın en alt sıralarında yer alan Afrika’yı tükenmek bilmez savaşlar, aç-mutsuz insanlarla dolu bir kıta ve sadakaya muhtaç insanların yaşadığı ülkeler olarak gören Batı aslında kendi çirkinliğini kapatmaya çalışarak sömürüsünün devamını sağlamaya çalışıyor. 

Sömürüye, vahşi kapitalizme, iç savaşlara, yolsuzluklara, azgelişmişliğe, yoksulluğa, hastalıklara ve dini tahakküme karşı “kadim kıta” stratejik ve ekonomik ortaklığı tercih ediyor, istikrarı arzuluyor. 

Siyasete taşınması engellenmiş, hakları ve özgürlükleri gasp edilmiş halklar kardeşliğe uzanan ele sarılıyor, fakirlik ve zulüm yerine “almadan veren” İslami duyarlılığa gülümsüyor, sarılıyorlar. 

Binlerce kilometre uzaktan gelen, okyanus geçip kıtayı istila eden sömürgeciler, buranın tüm zenginliklerine el koymakla kalmıyor yerli halkları köleleştiriyor ve esaret altına girmek istemeyenlerin direnişini soykırımla durdurmaya çalışıyorlar.

Geri kalmışlığın dibe vurduğu son durak olan Afrika’ya emperyalizm ile kan akıtarak, doğal zenginlikleri talan ederek, zorla gayrimeşru yollardan giren, Afrika’yı kendilerinin “hâkimiyet alanı” olarak gören Batı, fırsat ve adalet yerine kara kıtaya terör götürüyordu, gözyaşı götürdü, talan götürdü, yoksulluk götürdü. 

Afrika kıtası ile Amerika ve Avrupa arasında 56 bin gemi seferi yaparak tarihin en büyük insan ticaretini ve soykırımını yapma alçaklığı unvanına sahip Batılılar Afrika’ya istikrar, iş imkânları, ekmek, kardeşlik yerine zulüm götürdü. 

Yardım adı altında uyguladıkları destek ve yardım programları ile Afrika’da yeni sömürge ve istismar ilişkileri arayan Emperyalistler Afrika’da ayaklanma ve rejim değişikliği projelerine fon sağlayıp, bizi “yoksul Afrika” edebiyatıyla oyalarken, Afrika’nın zengin hazinelerini yağmalamaya devam ediyorlar.

Afrika kıtasında 1900 yılında Hıristiyan nüfus sadece yüzde 7 iken bugün yüzde 50’dir. 1965’de II. Vatikan Konsilinde alınan kararla yeni stratejiler geliştirilip Hıristiyanlaşma oranında ciddi artışlar sağlanmıştır. Bu strateji Afrikalıların Afrikalılar eliyle Hıristiyanlaştırılmasıdır.

200 yıldır Fransa, İtalya ve İngiltere’nin arka bahçesi olan Afrika’yla yapılan işbirliği ölü yatırım değildir. Afrika’yı Batının hâkimiyet alanı olarak gören ABD Afrika’ya çıkarma yapıyorsa, Fransa ve İngiltere Afrika ülkeleriyle ortak platformlar oluşturarak anlaşma üstüne anlaşma imzalıyorsa, Çin Afrika’yı sömürü sahası olarak görüp kök salıyorsa, Alman bankaları her gün çoğalıyorsa, Afrika’ya yapılan yatırımlar, oluşturulan ortaklıklar gelecek adınadır. 

Türkiye, kıtanın özellikle Müslüman coğrafyasında yeni bir “çekim merkezi” olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye-Afrika işbirliği, siyasi, insani, ekonomi ve kültür ayaklarını içerecek şekilde ve ikili, bölgesel, kıtasal ve küresel olmak üzere dört boyutta yürütülmektedir. 

Türkiye, kendi tarihi tecrübesini, toplumsal, siyasal ve kültürel birikimini, sahip olduğu imkân ve kaynakları Afrikalı yönetimlerle ve halklarla “Afrika sorunlarına Afrika çözümleri” ilkesi çerçevesinde ve karşılıklı fayda temelinde paylaşmaya devam edecektir. Ortaklık politikamızın temelini bu anlayış oluşturmaktadır. 

Yarınlar daha güzel ve bizim olacaktır inşallah.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle