--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sonuç yeisin değil, yeniden dirilişin habercisi

Burak Karen
Burak Karen

Millet, AK Parti’ye tek başına iktidar vazifesi vermedi, tüm partilere ve siyasî liderlere mesajlar vererek Türkiye demokrasisini güçlendirdi.

AK Parti, Haçlı-Siyonist ittifakına ve onların yerli işbirlikçilerine, Paralel terör örgütüne, DHKP-C’den PKK’ya, Doğan medyadan paralel medyaya karşı verdiği savaşta, 13 yıllık iktidar yıpranma payına karşın, Türkiye siyasetinin ana aktörü konumunu korudu.

AK Parti’yi iktidardan düşürmek, Türkiye’nin inkişafını engellemek, büyük yürüyüşünü durdurmak, yüzyıl sonraki ilk meydan okuyuşu engellemek, ülkemizi yeniden yönetilebilir alana çekmek için yürütülen psikolojik savaşta her iki muhalefet partisinin toplamı kadar oy alan, 13 yıllık iktidarın ardından girdiği 9. seçimi de kazanan AK Parti’dir.

Seçimden birinci parti olarak çıkarak tekrar kazandı ama ciddi yara da aldı. Zira oylarını yüzde dokuz düşürerek kendi başarılarının gerisine düştü. Omurgalı olmak, ilkeli olmak, prensipli olmak adına her şeyin yer ile yeksan edildiği bu seçimde, sonuç yine hüsran oldu muhalefet adına.

Yahudi-Haçlı ortaklığı ve yerli aktörlerinin tüm karanlık ve çirkin oyunlarına, AK Parti nefretinden gözü dönmüş çevrelerin 28 Şubat türü siyasi mühendisliklerine rağmen milletin verdiği mesaj hezimet değil, AK Parti’ye bir uyarıdır. 

Millet Ak Parti’ye titre ve kendine gel, pragmatist yaklaşımları bırak, şımardın, böbürlendin, artık özüne dön dedi.

Türkiye’nin büyümesine, gelişmesine, yerlileşip bağımsızlaşmasına, lider ülke konumuna gelmesine karşı, karşıt siyasi, ideolojik çevreleri AK Parti karşısında tek cepheye dönüştüren üst akıl kendi buyruklarını emir telakki eden bir iktidar olmadığı için AK Parti hükümetinden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan rahatsızdı ve kirli emellerini hayata geçirebilmek için değişim istiyordu. 

Çünkü AK Parti iktidarını devirmek Türkiye’yi durdurmaktı. Diriliş hamlesini sabote etmekti. Vesayet dönemini yeniden başlatmak, bağımlı, iradesiz, savrulan, dayatma ve tayin edilen rollerle zayıf bir siyasi iktidar dönemini başlatmaktı.

AK Parti, tabanın sesine kulak vererek yüzde 10 kayıp konusunda ciddi bir araştırma yapmalı ve teşkilatlarını gözden geçirmelidir. Milli yapılanmaya hız verilip yanaşma ve yamalar bünyeden atmalı, halktan kopmuş ve kibirli idarecilerden hesap sorulup ayıklanmalıdır.

AK Parti, ihmal ettiği işin çilesini çekenleri takdir ve kazanma adına, ahde vefa, iç dengeler, toplumsal barış için her şeyiyle mücadele eden kitlenin ihtiyaçlarını karşılama ve beklentilerine cevap verip verememe muhasebesini yaparak doğru çizgiden sapmaları tespit etmek zorundadır.

AK Parti oy kaybetti fakat seçimin galibi, Türkiye’nin en büyük partisidir. En büyük seçmen kitlesi onun arkasındadır. Şimdi ülkeyi de, AK Parti’yi de daha zorlu bir süreç beklemektedir. 

Şimdi muhasebe zamanıdır. Geçmişin muhasebesinin, geleceğin planlamasının yapılma zamanıdır. Ciddi sorgulamalar eşliğinde tabanın sesine kulak vermek, kuruluş ruhuna dönmek, AK Parti’nin tek kurtuluş reçetesidir.

İçinden 2 cumhurbaşkanı ve 3 başbakan çıkarmış olan AK Parti 13 yıllık başarının altında doğal olarak yıprandı.

Başkalarının yanlışlarından önce kendi içimizdeki yanlışları düzeltmemiz lazım anlayışından hareketle önce iğneyi kendine batırıp biz nerede yanlış yaptık diye iyice düşünülmelidir. Peki, neydi bu yanlışlar?

AK Parti’yi dualarıyla zirveye taşıyıp, çileye talip gayret sahibi insanlar önemsenmedi, hatta itildi. Misyonun çilekeşlerine devşirmeler kadar kıymet verilmedi. 

Servet ve makam sahibi olanların bazıları geldikleri yeri unuttu.

Parti teşkilatları ile sermaye sahipleri kirli ihale ortaklıklarında buluştular.  

Belediyeler akraba ve hemşeri çiftliklerine dönüştürüldü.

Makam sahipleri halkın arasına karışmak yerine zengin sofralarına konuk olmayı tercih eder oldu.

AK Parti’yle büyüyüp makam ve servet sahibi olanlar sahip oldukları serveti ve gücü doğru kullanmadılar. Servet ve iktidar sahibi kimi kişiler içinden çıktıkları topluma yabancılaştılar.

AK kadrolar halk buluşmalarında ve dini halkalarda, iş konuşulmayan, VIP katılımı olmayan hiçbir yerde görünmez oldular.

Partinin esas omurgası olan kadrolar tasfiye edilip devre dışı bırakıldı, işlevsiz kılındı ve partinin ipleri menfaatçi bir güruha teslim edildi.  

Pensilvanya’nın direktifleriyle, İstanbul sermayesinin yasadışı muhalefet yöntem ve araçlarıyla, Türkiye’nin gelişip büyümesine tahammülü olmayan dış güçlerin tasmalı, barkodlu beslemeleriyle aynı çizgide yüründü.     

İstişareye önem verilmedi, ortak akıl kullanılmadı, sahip olunan güç kontrol edilemedi. Sözlerde, davranışlarda, uygulamalarda ölçü tutturulamadı. Bu bağlamda iktidar gücünün efendisi olmak yerine kölesi durumuna düşüldü.

Kontrolsüz güç, aklı devre dışı bıraktı, iktidar sahibini sarhoş edip ölçüsüz cesaret verdi. Had aşıldı, itidal kayboldu, ifrat-tefrit başladı. Kararlar makul ve mantıklı olmaktan çıktı, muktedirlik duygusu benliği sardı, büyüklük vehmine kapılanların ayakları yerden kesildi. Dayanılmaz tutkular, beklenmedik arzular gelişti, hak ve hakikatten uzaklaşıldı, adalet duygusu zayıfladı, sadece kendi aklını beğenenler çoğaldı.

Sonuç olarak; başarı algılarını AK Parti’nin başarısızlığı üzerine bina eden CHP, MHP ve HDP’nin aksine AK Parti, özeleştirisini tamamlamalı ve bunu bir hükümet arayışı ile gölgelememelidir. Yarınlar daha ak, daha aydınlık olacaktır inşallah. 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle