Sokaktaki insan ne istiyor, ne bekliyor
Bu hafta içimizden birilerinin, sokaktaki insanımızın nabzını tutmaya olaylara bakışını, yorumlayışını, beklentilerini aktarmaya çalışacak, sessiz çoğunluğun sesi olacağım.
Evsiz-barksız, işsiz-güçsüzler…
Vur patlasın çal oynasın, hayat hoş gerisi boş diyenler…
Çoluk çocuğunun rızkı peşinde koşup, cebi boş olsa da onurundan ödün vermeyenler...
Doğrudan şaşmayan, haksızlığa boyun eğmeyenler...
Düşüncelerini çekinmeden söyleyenler...
Her türlü olumsuzluğa karşın umudunu yitirmeyenler...
Statükoyu korumaya çalışanlarla ona meydan okuyanlar…
İçinden sağ çıkamayacağını bildiği için bu hayatı fazla önemsemeyenler…
Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir diyenler…
Vaktini beşe ayıranlar ile vaktini boşa ayıranlar…
Dünyada pişmeyi seçenler ile ahirette pişmeyi seçenler…
İşçi, memur, emekli, dul, yetim, öğrenci, çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek, muhafazakâr, demokrat, liberal, Müslüman, gayrimüslim ve yazamadıklarımız.
Yani halkın ta kendisi...
İnsanımız ihtiraslarını ve menfaatlerini ikinci plana itip dürüstlüğü kendilerine şiar edinen dürüst siyasetçi ve dürüst siyaset istiyor, olanları destekliyor.
Daha önce halkın menfaat ve beklentilerini istismar ederek iktidar olan düzenbazlar ve üçkâğıtçılara geçit yok mesajını tüm dünyaya haykırıyor.
Toplumun tarihi, kültürü ve temel değerleriyle barışık olan, farklı toplum kesimleri arasındaki bağların güçlenmesi için çalışan, ülkenin bütününü kucaklayan, siyasi vizyonu olan ve ülkenin nabzını tutan siyasi oluşuma oy vereceğini söylüyor.
Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmanın yolunun sevgi yolu olduğu, halkın vicdanı olduğu gerçeği çok net görülüp, biliniyor.
Artık kutuplaştırmalara, çatışma ve teröre, etnik, mezhebi ayrışmalara çanak tutanlara, yol açanlara prim yok. Halk parlamentoyu güçlü ve saygın bir Türkiye oluşumunun tek adresi olarak görüyor.
İnsanımız darbecilere, çetecilere, jurnalcilere, ajanlara, medyadaki “kiralık kalemlere” artık prim vermiyor. İnsanların etnik, mezhebi, dini ve ideolojik olarak kutuplaştırıldığı, düşmanlaştırılıp çatıştırıldığı, terör ve kan üzerinden siyaset yapılan bir ülke istemiyor.
İnsanımız “Sevdamız Türkiye” parolasıyla yol çıkan, bir tek ferdi bile, terör ve şiddete bulaşmamış, milli menfaatlere aykırı, sapık inançlara meyletmemiş, barış ve huzuru ilke edinen, kavga yerine barışı, düşmanlık yerine kardeşliği, çatışma yerine diyalogu, nefret yerine sevgiyi, cehalet yerine bilgiyi egemen kılmak isteyenleri görüyor ve onlara “evet” diyor.
İnsanımız Türkiye’nin seçimler öncesi yine kumpasa alınmaya çalışıldığını görüyor. Fay hatlarını tetikleyen, sağduyulu düşünmeyi güçleştiren, kutuplaşmayı körükleyen her enstrümanın sonuna kadar kullanıldığını, kullanılacağını biliyor.
Bu kavganın secde edenlerle etmeyenlerin kavgası olduğunu biliyor ve tavrını ülkesinden, milletinden, haktan yana olanlardan yana netleştiriyor.
İnsanımız beklentilerini karşılayan, hizmet eden, saygı duyanlara sevgiyle karşılık verip, iktidar yapıyor. Halk gibi konuşan, halk gibi yaşayan, gözünden yaş gelen, çocukla gülüp, sevinebilen siyasileri lider olarak kabul edip, taçlandırıyor.
İnsanımız birilerinin yine manidar bir zaman ve zemin üzerinden “kukla” örgütleri harekete geçirdiğine şahitlik ediyor. Şiddete yatırım yapan, efendileri namına tetik çeken, siyasi maksatlarla kullanılan eli kanlı “piyonlar”ın yeniden sahne alıp masum canlara kıydıklarına tanık oluyor ve oyunun rengini netleştiriyor.
Kürtler adına öldüren bir terör örgütüne, Kürtler adına topraklarımızı parçalamak isteyen Batı’nın maşası bir örgüte karşı yapılan kararlı mücadelede halk dualarını ve desteğini açıkça beyan ediyor.
Yaklaşan seçim, partilerin hazırlıklarını da hesaplarını da gün ışığına çıkarıyor. Halk muhalefet partilerinin kendi başarıları yerine iktidar partisinin iç dinamiklerinden kaynaklanacak senaryolara oynadığını, evini toparlamak yerine, komşunun bahçesine bakarak hasat umduğunu görüyor ve biliyor. Halkımız durumun farkında ve hiçliğini gizlemeye çalışanlara gereken cevabı vermek için 1 Kasım’ı bekliyor.
İnsanımız terörün, örtülü darbe girişimlerinin, ihanetlerin kol gezdiği bir ülke olmak yerine huzur bulunan topraklar olmayı arzuladığı için huzuru ve istikrarı arıyor.
İnsanımız adaleti tesis etmek, huzuru sağlamak, fakiri korumak, zalime dur demek için, siyaseti dünyayı insana yaraşır şekilde yaşanabilir bir yer kılan bi’l-cümle meşgale olarak görenlerle gönül birlikteliği kurdu.
İttihat Terakki’den günümüze gelinceye kadar “militarist”, “faşist” ve “laikçi” söylemler üzerinden milletin tarihiyle, temel değerleriyle, talepleriyle kavga edenler, iç ve dış dinamikleri, dünyadaki değişim ve gelişmeleri takip etmek, onlara uygun yapılanmalar ve politikalar üretmek yerine salt eleştiriyle yetinip sorumluluk yüklenmekten kaçınan hayırcılara hayır diyeceğini anketlere yansıtıyor.
İnsanımız kendilerini çağdaş ve kentli, halkın büyük çoğunluğunu köylü, karnını kaşıyan, bidon kafalı olarak gören “zavallılara” sandıkta ders vereceğini, algılama eksikliği çeken “pezevenklere” verilecek çok derslerinin olduğu bilinci ve kararlılığında.
Toplumu okumasını bilen siyasi oluşum başarılı oluyor, diğerleri okumayı öğrenene kadar bekleyecek.


