--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Siyasi ve silahlı figüranların sonu

Burak Karen
Burak Karen

Türkiye bölücü teröre her gün şehitler veriyor.

Ocaklara ateş düşüyor, tüm ülke bu acıyı yüreğinde hissediyor. İnsanımız öfkesini acıyla beslemiyor, yüreği yanarken bile yine de başka ocaklar sönmesin diye dua ediyor.

Terör örgütünün şirazesi bozuldu. PKK, devletin bölge insanına dokunuşunu önleyebilmek için araya bir “kan gölü” kazmaya çalışmakta. PKK terörü artık ayakta kalmak için şiddetini artırarak kendisine hayat sahası bulma arayışına girdi.

Terör örgütü kendi üzerindeki ablukayı kırmak, hükümeti şiddetle terbiye etmek için sivillere, masum halka saldırıyor, kaçarken yakıyor, yıkıyor. Bütün bu saldırıların amacı, örgütün “henüz bitmedim” mesajı verme arzusudur.

Bir avuç hain, ırkçı-bölücü terörist, Türkiye’yi bölüp parçalamak için kurdukları silâhlı mafya örgütüyle alçakça cinayetler işliyor. Kürt meselesi bu savaşın kılıfı. Türkiye bir kere daha “yedi düvel” ile savaşıyor.

Türkiye, bu vahşi meydan okumaya kararlılıkla cevap veriyor ve bu pisliklerin kökünü kazıyacak inşallah. Türkiye’nin bu savaşı sonsuza kadar kaybetme ihtimali yoktur. Terörün kendinden kaynaklanan ne kadar avantajı olursa olsun bu tür vur-kaçlar PKK’ya nesilden nesile kalacak kanlı bir mirastan başka bir fayda sağlamayacaktır.

Hükümet, bölge insanına götürdüğü hizmetle, bir anlamda devletle toplum arasında yeniden bir aidiyet bağı oluşturmaya çalışırken PKK’nın kanlı eylemleri demokratikleşmeye bağlanan umutları bombalıyor. 

Devlet, bölgedeki aksaklıkları gidermek, hayat kalitesini artırmak için terör olaylarına çözüm bulmak ve buradaki ilgili mercileri daha fonksiyonel hale getirebilmek için çabalarken terör örgütü şiddeti, kaba kuvveti, savaş ve çatışmayı adeta kutsal kavramlar gibi görüp bozgunculuğu körüklüyor.

Devlet, terör örgütünün uyguladığı şiddetle halk üzerinde dehşet ve korkuya dayanan bir otoriteye sahip olma arzusu karşısında hareketsiz kalmamıştır, kalmayacaktır da.

Kürt halkı adına hareket ettiğini iddia edenler, Kürtlere acıdan başka ne verdi?

Hırsları, intikam arzuları, öfkeleriyle her türlü kirli senaryoya, Türkiye karşıtı her plana büyük bir hevesle sarılan, binlerce yıldır aynı coğrafyada kardeşçe yaşayan halkı düşman etmek için fitne fücur çıkaran anlayışın Kürtleri temsil etme hakkı yoktur.

Sistemin yanlışlarını düzeltmek, ıslah etmek yerine dış odaklarla bir olup aldığı talimatlarla içerden bir ağaç kurdu gibi, gövdeyi çökertmek için en karanlık entrikalar peşinde koşan bir zihniyetin Kürtleri temsil etme hakkı yoktur.

PKK en büyük kötülüğü Kürtlere yapıyor. PKK Kürtleri özgürleştirmek adına köleleştiriyor. Dahası, onların canını, kanını ve gözyaşlarını sömürgeci Türkiye düşmanı ülkelerin çıkarları için pazarlık masasına yatırıyor.

PKK’nın akla ziyan “hendek stratejisi” eşliğinde hayata geçirdiği kanlı süreçte şehirler harap oluyor, insanlar evlerini-barklarını bırakıp göç ediyor. Göçe zorlanan Kürt kardeşlerimizin demokrasi ve özgürlük mücadelesi gereği olarak acı çekmeleri isteniyor.

Hendekleri, çukurları, barikatları savunup, “özyönetim” diyorlar. Orada yaşayan insanların çektikleri acıları umursamıyor, Kürtlerin gizlice ettiği bedduaları takmıyorlar. 

Hendek batağında debelendikçe batıyorlar, battıkça çaresizlik içinde debeleniyorlar. 

Kendisi gibi düşünmeyen her Kürd’ü imha edilmesi gereken düşman olarak gören bir terör örgütünün lügatinde ne demokrasi olur, ne hukuk, ne de barış.

Terörü Türkiye’ye karşı kullanan Türkiye düşmanı güçlerin yazdığı bir senaryo, uluslararası bir projedir bu. PKK bu senaryoda silahlı bir figüran, HDP ise PKK vesayeti altında siyaset yapan demokratik sürecin figüranıdır.

Terörün rantını yiyenlerden, oluşan sektörden, bunu ekonomik kazanca dönüştürenlerden, yıllardır bu mesele üzerine konuşan yazan ancak hiçbir çözüm üretmeyenlere nispet, hep birlikte çözüm aransa da terör saldırıları arttıkça ne yazık ki halkın stresi de aynı oranda artmakta. 

Öfkesini acıyla beslemeyen bir toplum, en can yakıcı sorunların çözümünde bile en büyük şanstır. Fakat aşırı stres sağlıklı düşünmeyi önlüyor, duygular bastırılamıyor. Artan ölümler insanı ürperten, derin sarsıntılar getiren uçurumlara doğru sürüklüyor.

 Terör örgütü barıştan nefret ediyor, çözümsüzlük ve gerilimden besleniyor. Onlar Türkiye’yi rahatsız etmek, öfkeyi yükseltmek istiyorlar. Faili meçhullerin yeniden başlamasını arzuluyorlar. Sıkıyönetimler, hapishane işkenceleri dönemi geri gelsin gibi temenni içindeler sanki. Türkiye’nin ivme kazanmasından garip şekilde huzursuz oluyorlar. 

Devlet etnik kavgaya düşmeden, mezhep/kimlik ayrışmasına kapılmadan, içerideki hasarımızı tamir edip, bu bölgeyi yokluğa, yoksulluğa, cahilliğe, ideolojinin kör saplantısına, teröre teslim etmeyeceğini ilan etti. 

Devlet ülke halkının yüreğine su serpecek uygulamaları devreye sokup, anladıkları dilden konuşarak kesin çözümler üretiyor artık. Toplumun büyük devlet olmanın şartlarının gereğini istemesi, beklentisi karşılanıyor.

Yeni büyük oyunun mağduru değil, oyun kurucusu olarak sokak terörü, dış istihbarat konsorsiyumu, içi darbe girişimi, eskinin iktidar belirleyici oligarkları üzerinden, Türkiye’nin yüzyıllarını belirleyen o ana omurgayı parçalama siyaseti üzerinden, tarih yapıcı kadroları birbirine düşürmeye dönük fitne-fesat üzerinden yürütülen bütün teşebbüslere karşı sürprizlerle karşılık veriliyor.  

Peygamberine karikatürle, camilerine ateşle, namusuna hayâsızca saldıran, Müslüman olmaktan utananlara anladığı dilden konuşurken, Kürt halkıyla kardeşlik hukuku yeniden kuruluyor.

 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle