--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Siyasetin şerrinden Allah’a sığınanlar nerede

Burak Karen
Burak Karen
Bediüzzaman “menfaati esas tutan siyaseti canavara” (Sözler, 648) benzetir ve “şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah’a sığınırım” diye dua ederdi.
“Bu zamanda siyaset, kalpleri ifsat eder ve asabî ruhları azap içinde bırakır. Selâmet-i kalp ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı” (Kastamonu Lâhikası) diyen Üstad, siyaseti, “gaflet ve dalâletin en boğucu, aldatıcı, en geniş perdesi” (EmirdağLâhikası) olarak değerlendirir.
“Siyaset-i hazıra, o kadar çok yalan ve hile ve şeytanet içine girmiş ki, vesvese-i şeyatîn hükmüne geçmiştir” (Sözler) diyen Üstad, insanın dar dairedeki gerçek vazifesini bırakıp, geniş dairelerdeki siyasî ve içtimaî hadiselerle gereksiz olarak ilgilenmesini zararlı bulur ve şöyle buyurur:
“Hem iman ve hakikat noktasında bu çeşit merakların büyük zararları var. Çünkü gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakikî vazife-i insaniyeti ve ahireti unutturacak olan en geniş daire ise, siyaset dairesidir. Hususen böyle umumî ve mücadele suretindeki hâdiseler, kalbi de boğuyor.” (Emirdağ Lâhikası)

Bediüzzaman siyasette hakperestlik yerine tarafgirlik, insaf yerine inat, merhamet yerine intikam ikame olunduğunu düşünmüş ve şeytanîleşen siyaset anlayışı ve ortamından Allah’a sığınmıştır.

Şimdi “Allah bizi siyasete bulaşmaktan korusun” diyenler, boğazlarına kadar siyasetin içine girdiler. Şahsi, zümrevi kaygı ve menfaatlerini milletin, ülkenin ve demokrasi mücadelesinin önüne geçirdiler.

Hizmet, artık siyasette ve muhalefet görevini üstlenmiş durumda.

Gönül dili diyerek incitmekten, kırmaktan, hassasiyetten dem vuranlar Mavi Marmara katliamı, İsrail’le ilişkiler, MİT krizi, Mısır’daki darbe, çözüm süreci ve Gezi kalkışmasında, yavaş yavaş işledikleri muhalif duruşu, şimdi açık açık iktidarla savaşa dönüştürdüler.

Cemaat ısrarla ülkenin eğitim sistemi tartışmasını ajite ederek, MEB’in eğitim-öğretimi dönüştürme projesini sabote ederek, Başbakan Erdoğan’ı cemaat-iktidar kavgası minderine çekmeye çalışıyor.

Hizmet Hareketi’nin itikat meselesine dönüştürerek yürüttüğü, “mesele, dershane değil bağcıyı dövmek” dedirttiren kampanyası, gayrette maalesef sınır tanımaz ve maşeri vicdanı yaralar oldu.

O kadar gözü dönmüş, o kadar şehvete kapılmış, o kadar kin ve nefretle kendisinden geçmiş bir ruh halleri var ki, bırakın hakikatin uçup gitmesini, büyük bir zulüm ve haksızlıkla yıllardır yol arkadaşlığı yaptıkları, üzerlerinde emeği olan insanlara “vefa” duygusunu yok sayarak meydan okuyorlar.
Üslup gerçeğin önüne geçerken, inanılmaz bir nefret, bilgi kirliliği ve algı yönetimi ile servis edilirken, dershaneleri savunmak, kendi kabullerini siyaset müessesesine dikte ettirmek için her türlü dayatmada bulunmak “helal bir kavga” değildir.

Suçlamaların içinde vicdan da vefa duygusu da yok. Ticaret, hizmet, maneviyat ve maddiyat birbirine girdi. Gerçeği bildiği halde çarpıtmak ve manipülasyon yapmak büyük bir ayıptır. Kin ve nefretle saldırmak ciddi bir seviye kaybıdır.

Aklını, mantığını, vicdanını ve en kötüsü de yıllardır hüsnü zan beslenen Müslümanca bakış açısını kaybetmiş olmak, zalimane bakış açısıdır. Kavganın, mücadelenin ve muhalefetin de bir üslubu ve ahlakı vardır. Eleştiri ile hakaret, muhalefet ile saldırı bir değildir.

Seçilmiş, meşru hükümeti illegal yollardan devirmenin her yolu deneniyor. Kirli ittifak öyle boyutlar kazandı ki, bugünleri de mi görecektik sınırını çoktan geçmiş durumda. Milletin neye ihtiyaç duyup neye ihtiyacı olmadığına ilişkin kararlar ürettiler. Çarpıtma, saptırma, cerbeze, iftira gerçekmiş gibi lanse ediliyor.

Bugüne kadar kimi zaman pasif, kimi zaman üstü kapalı sürdürülen iktidar mücadelesi artık aktif bir biçime bürünmüş görünüyor. Arkasında farklı hesaplar olsa da bunun adı iktidar savaşıdır.

Dershane tartışmasıyla başlatılan karşıt dil, itibarsızlaştırma, açıkça meydan okuma, belden aşağıya vurma, kara propaganda, öfke, insaf, izan, hakkaniyet, objektiflik hak getire... Bunlar ayıp değil mi, insafsızlık değil mi?

Bugünlerde “dayatmacılık” kılıfına sarılarak piyasaya sürülen “kutuplaşıyoruz” söylemi, aslında vesayet döngüsünden kurtulan Türkiye’nin dönüşümüne, değişimine direnen “eski Türkiye”nin kötücül aktörlerinin son çırpınışıdır.

AK Parti’yi genelde irticai gruplar diyerek farklı cemaatlerin ve özelde hizmet hareketinin devlet içinde kadrolaşmasına müsaade ediyor diye kapatmak isteyenler, şimdi neden AK Parti Gülen’i bitirme planı uyguluyor manşetinin arkasındalar?

10 yıldır ülkeyi demokratik açıdan dönüştüren meşru hükümete haksızca yapılanlara, bel altı vuruşlara sessiz kalmayacağını deklare eden Türkiye’nin en önemli Sivil Toplum Kuruluşları (STK) bildiri ile tepki gösterdi.

Anadolu Platformu adı altında birçok dini cemaat, vakıf ve derneğin imza koyduğu bildiride, bir grubun kaygı ve menfaatlerinin demokrasi mücadelesinin önüne geçmemesi istendi.

Aralarında İsmailağa, Menzil, Erenköy cemaatleri ile Akabe Vakfı ve Safa Vakfı gibi önemli referans merkezlerinin yanı sıra ASKON, ÖNDER ve İHH gibi STK’ların da imza attığı bildiri yapılan “kara propagandaya”, “çirkin kampanyaya” karşı bir tepki bildirisidir.

İçeriden ve dışarıdan bu topraklarda fitne üretmek isteyenler hep vardır ve devamlı da olacaklardır. Azgın azınlık ve onun medyasının ahlakı ve diliyle gönül kırmaktansa haklı zeminde kalıp çözüm aramak Üstadın takipçisiyiz diyen gruba yakışandır.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle