Sırada kim var?
Rotası şaşan CHP’ye kurultay da yaramadı. Organ nakli yapar gibi aday transfer ederek siyaset yapmaya çalışan Kılıçdaroğlu’nun son hamlesi olan Mehmet Bekaroğlu Atatürk’ün partisinde deprem etkisi yaptı.
CHP’nin “tarihi geçmiş ilkelerini” ayaklar altına alarak siyaset yapmaya çalışan kurultay fatihi Kılıçdaroğlu etrafından edindiği garip fikirler doğrultusunda “ithal transfer”lerle zaferler kazanacağı yanılgısından maalesef kurtulamıyor.
Doku uyuşmazlığının getireceği sancıları düşünmeden “sahte ittifaklara” giren, modası geçmiş tipleri transfer eden Kılıçdaroğlu dört buçuk ayda iki seçim kaybedince akıl melekelerinde sancılar başladı ki Bekaroğlu gibi geçmişte atalarına “kefere” diyen bir ismi partisine davet ediyor ve parti meclisine sokuyor.
Yani, parti stratejisinin oluşturulduğu, parti politikalarının yön bulduğu, kurultaydan sonraki en yetkili organa alınan sürpriz isim oluyor Bekaroğlu.
Ben her gün eşine az rastlanır potları kırarken bir şey olmuyor da Bekaroğlu çeyrek yüzyıl önce Kemal’in birisine kefere demiş de ne olmuş yani diyor Kılıçdaroğlu.
Dua edelim de, Kemalizmi referans almayan hiçbir düşünceyi meşru kabul etmeyen ve toplumun manevi dinamikleri ile bir türlü barışık olamayan CHP’yi AK Parti’ye benzetme adına Abdullatif Şener, Erkan Mumcu, Ertuğrul Günay, İdris Naim Şahin, Dengir Mir Mehmet Fırat, Hakan Şükür, Muhammed Çetin, İdris Bal’ı parti yönetimine alıp da partisini direkt karaya oturtmasın.
Kurultay kürsüsünde yumruğunu masaya vuran “emsalsiz galibiyetlerin mümessili!” Kılıçdaroğlu yüz yıllık zehirli bir parantezi kapatmak için mi bu değişimlere imza atıyor? Muhafazakâr isimleri, ilahiyatçıları, müftüleri, başörtülü bayanları partide köklü ve yapıcı bir dönüşüm adına mı barındırıyor? El cevap hayır…
Başörtüsü özgürlüğüne, Kur’an derslerine, İHL’lere, kadınlar plajına vs. karşı çıkıp sonrasında açılım adına bir milli görüşlüyü parti meclisine taşımak CHP’nin büyük çelişkisidir.
Büyük kentlerin zenginlerine, sahil bölgelerindeki tuzu kurulara hitap eden bir “seçkinci!” parti durumunda olan CHP’nin insanı merkeze alan yeni dil, söylem geliştirmesi ve toplumla kucaklaşma isteği doğru yol ve metotlarla yapılabilirse bu şüphesiz Türkiye’nin yararına olur.
Kendi içerisinden birilerini ileri sürmek yerine cilası silinmiş, yurdu yuvası dağılmış, başka partilerde yer bulamayan garibanlara sahip çıkarak hem üstün liderliğini sergiliyor hem de makamdaki yerini perçinliyor Kılıçdaroğlu.
CHP kendi içerisinden birilerini vitrine sürmek yerine meydanlarda boy gösterecek hitabı, bilgi ve becerisi olmayan, nerede ne söyleyeceğini bilmediği için bir sürü olumsuz polemiği peşinden sürükleyen sürpriz isimlerle yeni maceralara açılmaya çalışıyor.
Bekaroğlu’ndan önce de benzer ittifakları, yeni yüzleri gördük CHP’de. Fakat sonu hep hüsranla bitti bu yeni heyecanların, maceraların. Kılıçdaroğlu’nun yolsuzluktan hakkında klasör hazırladığı Mustafa Sarıgül, Deniz Baykal tarafından partiden ihraç edilmişti. Partisinden yolsuzluk sebebiyle ihraç ettikleri Sarıgül’ü getirip İstanbul Büyükşehir Belediyesi adayı yapmadılar mı?
CHP’nin köhnemiş yapısına eski MHP ve ülkücü kökenli Mansur Yavaş ismiyle çözüm aranmadı mı? Yavaş’ın Ankara’dan aday yapılması bir operasyon ürünü değil mi? Yavaş geçmişte partisinden ayrılma esnasında MHP’yi CHP’li olmakla suçlayarak ilkeli olmaktan bahsetmemiş miydi?
71 yaşında, Kahire doğumlu, Türkiye’yi ilk defa 27 yaşında iken 1970 yılında gören, eğitimini babasının CHP tarafından sürgün edildiği Mısır’da yapan “çatıcı” Ekmeleddin İhsanoğlu’nu reis-i cumhur yapmak için getirten ve halkın şamarına bir kez daha mazhar olan aynı Kılıçdaroğlu değil mi?
Siyasi anlayışı “entrika” üzerine kurulu olan CHP, MHP’yi trenine vagon olarak alıp kendisi de Pensilvanya’nın uydusu olmadı mı?
CHP mi MHP’ye yoksa MHP mi CHP’ye mi iltihak etti belli değil. CHP açılım adına yersiz yurtsuzlara mekân olurken MHP kimliğini kaybedip CHP’nin boşalttığı alanları doldurmaya çalışmıyor mu?
Binmişler bir alamete, gidiyorlar kıyamete ama millet işi bildiği için her defasında o trenden iniyor ve AK Parti’nin trenine biniyor.
Bekaroğlu, Yavaş, Ekmekçi İhsan ile birlikte “taçlanan” ve parti meclisine giren yeni isimlerle yeniden gündeme gelen “sağa açılma” politikası, kendilerini bu memleketin gerçek sahibi zanneden beyaz Türklerde yani tabanda karşılık bulmuyor.
Bir avuç mutlu azınlık yani taban, kendilerine artık değer verilmediğini düşünüyor, varlıklarının ve düşüncelerinin önemsenmediğini hisseder gibi oluyorlar.
Onlar yüz küsur yıllık saltanatlarının ellerinden alınacağı kaygısıyla dertliler. Onlar iktidar sandalında oturmaya alıştıkları için altlarından kayan saltanat kayığına yeniden sahip olmak için her yolu mubah sayıyorlar. Onların halk iktidarına direnişinin nedeni de budur.
Siyaset bir “ittifaklar sanatı”dır, kilit sözcük de “kazanmak”tır. On iki yıldır kardeşliğin ittifakı siyasete yön veriyor ve kazanan hep onlar oluyor. Doğru zamanda doğru isimlerle el ele olmak hem doğru olan hem de kazançlı olan değil mi?


