Şeytanın çocukları ölüm kusarken Müslümanlar duyarsız, dünya tepkisiz
Katil İsrail, Filistinli Müslümanlara yönelik terörist saldırılarını Ramazan ayında da sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta 3 Yahudi yerleşimcinin cesedinin bulunmasını bahane eden şeytanın çocukları, Filistin halkının üzerine bomba yağdırmaya başladı.
Dünyayı ben ve düşmanlarım diye algılayan “lanetlenmiş topluluk”un amacı bütünüyle Gazze halkını yok etmektir. Bunun için iktidar ve muhalefetiyle topyekûn bir zihnî blokaj içinde, sistemli bir soykırım yürütüyorlar.
Şeytanın dostları ve küfrün önderleri olarak dünyada güç, zenginlik, ihtişam ve iktidar sahibi olan, İslâm âlemi ve petrol dünyasının nazik noktasına kazığını çakan “şeytanın askeri” Siyonist Yahudi Gazze’ye günlerdir ölüm füzeleri yağdırırken çoğu sivil onlarca Filistinli hayatını kaybetti. Gazze adeta bir ölüm tarlasını andırıyor.
Dünya’yı her zaman şeytani büyü mistizmi olan Kabala’nın tütsülediği gözle gören İsrail, Gazze’deki 1,5 milyon Filistinliyi topyekûn “sessiz ölüme” mahkûm ederken, saldırılar vahşet, soykırım girişimi boyutlarına varmıştır. Kendilerine zillet damgası vurulan ve Allah’ın hışmına uğrayan Siyonist Yahudiler tüm dünyanın sorunudur.
Bu savaş Filistinlilerin kanı üzerinde İsrailli politikacıların yaptığı siyasi bir düellodur.
Bu savaş öfkeyi, şiddeti besleyen, şenaati daha da güçlendiren bir savaştır.
Bu stratejisini belirlediği, planını oluşturduğu, kafasına koyduğunu gerçekleştirmek için oyunu ve kurallarını kendisinin belirlediği ve hakemlik rolünü de yine kendisinin oynadığı adil olmayan bir savaştır.
Bu savaş kazananı olmayan, insanlığın topluca mağlup olacağı bir savaştır.
Bu savaş etnik kimlik ve dinî değerlerin hâlâ şiddet, terör ve savaşlara alet edilmesi, vahşiliğin, barbarlığın nişaneleridir.
Bu savaş değil katliamdır, terördür, adı konmamış soykırımdır.
İsrail mabetleri, hastaneleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alarak savaş suçu işlemekte. İsrail’in terörist yöneticileri, ibadethanelere, masum insanlara, çocuklara saldırmaktan mutluluk duymakta, faşist bir haz almaktalar.
Mermilerin, bombaların, demir parmaklıkların zalimlerin aleyhine şahitlik yapacakları bir asırda İsrail terörist devlet damgasını hak eden bu girişimleriyle bir kez daha uluslararası hukuku çiğnemekte.
Bütün dünya insanlarının gözleri önünde cereyan eden haçlı zulmü, işkencesi, namertliği karşısında bakan ama görmeyen, işiten ama duymayan, konuşan ama söylemeyen, okuyan ama bilmeyeni oynayan Birleşmiş Milletler, Arap Birliği ve Avrupa Birliği gibi uluslararası örgütler bu katliamlara seyirci kaldılar ve kalmaya devam ediyorlar.
Uluslararası örgütler uygulamakta olduğu çifte standartlarla güvenilirliğini yitirmiş durumdadırlar. Sürekli demokrasiden, evrensel değerlerden, insan hak ve özgürlüklerinden bahseden batı medeniyetinin artık inandırıcılığı kalmamıştır.
İsrail’in günlerdir attığı fosfor bombalarına ses çıkarmayan BM, bölgeden nefsi müdafaa amaçlı atılan füzeleri gerekçe göstererek Filistin’i kınamaktadır. Bu adalet duygusunun kaybolduğunun, BM’nin artık dünya sorunlarına çare olamayacak bir niteliğe büründüğünün en açık delilidir.
Haneleri viran olan, yakınlarını kaybedip ortada kalan, hastalıktan inleyen, çaresizlik içinde kıvranan mazlumların ahlarına, gözyaşlarına Müslümanlar duyarsız, dünya tepkisiz.
Yıllardır Orta Doğuda yapılan katliamlara, yaşanan insanlık dramına sözde insan hakları savunucuları, medeniyet havarileri ve daha nice hak ve hukuk savunucuları sessiz.
Bir buçuk milyarlık İslam âlemi, olanı biteni çaresizlik içinde izliyor. Arşa ulaşan tüm feryatlar, çığlıklar Müslümanlara ait. Yükselen sefalet, açlık ve çaresizlik avazları İslam ümmetine ait. Basiretsiz, ferasetsiz, bilinçsiz, gaflet uykusunda bir ümmet.
Gözlerimiz yaşarmıyor, kalplerimiz ürpermiyor, gönüllerimiz haşyet duymuyor, dualarımız kabul olunmuyor. Fütursuz halimiz, duasız dilimiz, ıslanmayan gözlerimiz, yardımsız ellerimiz, kaygısız duruşumuz, sorumsuz insanlığımız ve Müslümanlığımızdan yeryüzü kana, gözyaşına, zulme duçar oldu.
Onlar zalimlerin zulmü altında inlerken aldığımız nefes bize dar gelmiyorsa, yuttuğumuz lokmalar boğazımızda düğümlenip kalmıyorsa, o acıların çaresizliğini içimizde hissetmiyorsak nerede kaldı bizim kardeşliğimiz, nerede kaldı Müslümanlığımız?
Müslümanlar, birkaç yüzyıldır değil kendi mazlumlarına sahip çıkmak, izzetlerini korumaktan bile aciz. Kendi içindeki kavgaları kendi başına çözecek inisiyatifi kaybetmişler.
Kıblemiz işkâl, mübarek topraklarımız tarumar edilirken zulüm arşa dayandı, topraklarımız kana boyandı. El değmemiş olması gereken mahremiyetimize el değdi. Dünyanın namusu dünyanın gözleri önünde kirletiliyor.
Müslümanların üzerine bir virüs gibi çöreklenen İsrail denen Yahudi nüfuzun bu gidişatına dur diyecek ve tozlanmış sayfalarda kanla yazılmış tarihi aralayıp başkaldıracak bir güç karşısına dikilinceye kadar da bu iş böyle devam edecektir.
Zalim emperyalizmin şımarttığı Yahudiler, kanlı ellerini insanlığın üzerinden çekmeden dünyada barış ve huzurun payidar olması imkânsızıdır. Müslümanlardan çıkan cılız sesler, zulmün akışına ve dozunu artırmasına bir destek daha sağlamış olmaktadır.
Gazze’deki vahşete sessiz kalmak demek; barışa, insanlığa, adalete ve merhamete sıkılan kurşunlara ortak olmak demektir. İnsanlık düşmanı Siyonist İsrail’e diş bilemek, başlı başına insani bir histir, duyarlılıktır, tepkidir. İnsanım diyen herkesin insanlık görevidir.
Filistin’de bir Müslüman kalıncaya kadar bu mücadele sürecek ve şeytanın çocukları rahat uyuyamayacaktır.
Bu şanlı mücadele, bu şanlı direniş azalmadan, gevşemeden aynen devam edecektir. Ta ki, hak batıla, haklı zalime galip gelene kadar.


