Sevinin Mehmet’im başlar yüksekte
Bağımsız, bağlantısız, bölgesinde lider ülke ve büyük devlet idealleri doğrultusunda, 30 Mart “İstiklâl mücadelesi” halkın zaferiyle sonuçlandı.
Her türlü bel altı vuruşun icra edildiği, bir yıl öncesine kadar hükümeti destekleyen ve iktidarın nimetlerinden en fazla faydalanan bir zümrenin kendi kendisini inkâr pahasına saf değiştirmekten öte, militan bir karşı mücadeleye soyunduğu seçim kampanyasının ardından kazanılan bir sonuç bu.
Birçok alakasız dosyanın, onlarca ilişkisiz ismin bir araya getirilerek hazırlanan hükümeti devirme girişimi, iradesini önemseyen ve iradesine ipotek konulmasına tepkisini açıkça gösteren milletin ferasetiyle yok edildi.
30 Mart seçim süreci bir kez daha gösterdi ki halk seçilmiş meşru hükümetlere siyasi dizayn yapılmasını kabul etmiyor. Milli iradeyle iktidar olmuşlara karşı kurulan kumpasları, yapılan her operasyonu, kendi seçme iradesine karşı yapılmış olarak görüyor.
Halk siyasetin üzerinde hiçbir vesayet, şantaj, tehdit, tape kabul etmediğini bir kez daha gösterdi. Etrafına yakılmış ateş çemberine, sinirleri geren psikolojik savaşa, kurulan manevi tezgâhlara, kirli düzeneğe rağmen halk kazandı.
Milletin zekâsı ve izzetiyle alay edenler, bir kez daha yenilgiyi tattı, bir kez daha halkın tokadını yedi. Montajsız meydanlar montajsız zaferini tüm dünyaya ilan etti.
Zaman yalan yazma, iftira atma zamanı diyen cemaat yazarları, İslam’a en büyük darbeyi vuran, ahlaktan yoksun, güvenilmez, kalemleri şartlara göre değişen zamane kalemşorlar, kartel medyası ve karanlık tipler kaybetti.
Solcular, Kemalistler, ulusalcılar, geziciler, dinle imanla alakası olmayan kaypak liberaller, Bediüzzaman’a en büyük zulümleri yapan Kemalist zihniyet kaybetti.
Sivil siyaset kazandı, vesayetçiler bir kez daha kaybetti.
Milli irade ve sandık kazandı, gayri meşru olanın kuyruğuna yapışanlar kaybetti.
AK Parti kazandı, Başbakan’a gayri meşru yollardan ahlaksızca savaş açanlar CHP, MHP ve Pensilvanya kaybetti.
Eski Türkiye sevdalıları kaybetti, statüko ve tabi statükocular kaybetti.
Başbakan Erdoğan nezdinde millet kazandı, Türkiye kazandı.
Tapelerle, kasetlerle, yargı yoluyla siyaseti dizayn etmeye çalışanlar, vatana ihanet edenler kaybetti.
Kurucu irade edasıyla ülkenin sahibi olduğunu zannedip böbürlenen beyaz Türkler kaybetti. Vergisini veren, askerliğini yapan, vatanını, milletini seven Anadolu insanı kazandı.
Sokaklarda vandallıkla, terörizmle, anarşizmle şansını deneyenler kaybetti.
Milli iradenin sandığa yansıdığı günden beri haddini bilmeyenlere haddini bildiren “halk” kazandı, toplum mühendislerinin yonttuğu “üstünlük taslayan sentetik vatandaşlar” kaybetti.
Kol kola kapı kapı dolaşarak Gülen kasetçilikten çıkan son kasetleri anlatıp oy toplayan CHP’li kokana teyzelerle cemaat ablalarının ortak kaderi oldu mağlubiyet.
İftira ve yalanlarla dolu saldırılarla milli iradenin gaspına ortak olmaya çalışan Mustafa Koç, Ali Sabancı, Turgay Ciner, Aydın Doğan gibi patronların ihaneti hezimeti önleyemedi.
Paralel yapının lokomotifliğini yaptığı statüko bloğunun manipülasyonlarıyla sahneye sürülen karanlık senaryo, çadır tiyatrosu sona erdi.
İstihbarat oyunları, psikolojik harekât taktikleri, arsızca yapılan hakaretler, yalanlar, iftiralar, çamur atmalar… Hepsi sandığa gömüldü.
Kirli ittifaklar halkın tercihiyle yerle bir oldu.
AK Parti, 30 Mart 2014 mahalli seçimlerinde aldığı oyla nicelik bakımından son 46 yılın, nitelik bakımından ise bütün cumhuriyet tarihinin en büyük zaferini kazandı.
Cemaatin devlet ve toplum içindeki paralel yapısını kullanılacak, dış güçler, geleneksel darbeci medya/sermaye destek verecek ve Tayyip Erdoğan ismini tarihe gömerek başarıya ulaşacaktı.
Oysa seçimin kuşkusuz en büyük kaybedeni tüm partilerin seçim kampanyası stratejilerini çektikleri operasyonlar, yaptıkları haberler ve sızdırdıkları kasetler üzerinden belirleyen Gülen ve camiası oldu.
AKP’yi düşürmek adına şeytanla bile işbirliğine razı olan, eşi benzeri görülmemiş bir dezenformasyon, kirli bilgi, zihinsel operasyon yürüten Pensilvanya, hem siyasî alandaki özgül ağırlığının sanıldığı kadar kuvvetli olmadığı gerçeğiyle yüzleşti, hem de şimdiye kadar beraber yürüdüğü ne kadar siyasî ve dinî oluşum varsa sırtından hançerlediği için yalnız kaldı, dışlandı.
Hiçbir çözüm üretmeden, halkın baktığı pencereden bakamayan sadece iktidarı eleştirerek, siyasi hayatlarını sürdüren muhalefet partileri küçük, gücü kendinden menkul kaset mafyasına dönüşmüş bir yapının peşinde, koca bir seçim sürecini maalesef heba etti.
Muhalefeti düzeysizleştiren, adam gibi muhalefet yapacağına, seçim kampanyalarını parti politikaları veya yerel projeler yerine devletin içine sızıp, devletin imkânlarını kullanarak devlete şantaj yapan paralel yapının ürettiği dinleme skandalları ve yolsuzluk iddialarına dayandıran “lidercikler” halktan bir kez daha tokat yiyip, yeni bir yenilginin hazzını yaşadılar.
AK Parti karşıtlığı üzerine hukuk dışı yöntemlerle bir darbe süreci kurgulayan muhalefet, kazanmaya odaklanırken gözettiği tek siyasi yöntem karşısındakini devirmek ve yıkmaktı. Halk bu kirli ittifakı oylarıyla yerle bir etti.
Tayyip Erdoğan gezi sürecinde yara alsa da, “küresel koalisyon” ve içerideki uzantılarına karşı verdiği büyük savaşın Türkiye adına olduğunu Anadolu insanı biliyor ve her defasında desteğini artırarak sevdasını gösteriyor.
Halk hakkını arıyor, halka uzatılan ele cevap veriyor.


