--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sevgililer günü

Burak Karen
Burak Karen

Tüketim olgusunun önderliğinde var olan bir pazarlama harikasını, 14 Şubat “Sevgililer Günü”nü kutladık.(!)
Maddenin ilahlaştığı, kapitalizmin vahşileştiği bir yüzyılda, tüketim çılgınlığını kaçırılmayacak bir fırsata dönüştürmek için “Sevgililer Günü” diye uydurma bir gün gösterime sokuldu. Düşünsel, zihinsel ve duygusal parametrelerini yitirenler sevgiyi sembollerde arar oldu.
Her yıl 14 Şubat’ta kutlanılan sevgililer günü, adeta sevginin parayla daha doğrusu sevgilinize alacağınız hediyenin “pahasına” bakılarak sevginizin ölçüldüğü bir güne dönüştü.
14 Şubat Sevgililer Günü tüketim aşkına her türlü değerin çürütüldüğü bir Hıristiyanlık aşısıdır. Haçlı seferlerinde kadınlarına bakirelik kemeri takacak kadar insan bedeni üstünde denetim kuran Batı uygarlığı, cinsel devrim adına her türlü sınırı ortadan kaldırırken, bedensel hazdan öteye insan oluşumuzun anlamını tüketti.
Roma Katolik Kilisesi’nin inanışına dayanan bu günde insanlar, pagan ve Hıristiyan adetlerine göre “kutsal” sayılan bir günü kutlarken, aynı zamanda da kapitalist sistemin istediği şekilde çılgınca bir tüketim içerisine girerek dehşet verici bir tuzağa düşüyorlar.
Tüketim aşkına her türlü değerin çürütüldüğü bir dünyada sevgi kelimesi tüm kutsalların yerini alan ve tüm çürümüşlükleri kutsayan bir anahtara dönüştürüldü. Kadın ise asıl mahiyetinden çıkarıp bir “meta” ve bir “lezzet aracı” derekesine düşürüldü. Ruhu bulunmayan muhteşem ve üryan bir mermer heykele, bir nü’ye dönüştürüldü. Zevk ve eğlence sektörünün tüketim malzemesi oldu.
Sevgililer Günü, Hıristiyan kökenindeki mitoslara dayandırılan ve tüketim çılgınlığına dönüşen kutlanma şekliyle tam bir tüketim aracıdır. Tıpkı Noel’in içeriğinin boşaltılıp sekülerleştirilmesi, tam bir tüketim çılgınlığına dönüştürülmesi gibi Sevgililer Günü muhabbeti de modernitenin kapitalist ahlakla buluşmasından doğmuştur.
Mecazi aşkı bile bulamayacak kadar sığlaşmış, karşısındaki insana şehvet dışında bir sebeple dokunmayan, hiçbir kutsalı kalmayan Batı insanının sevgi gibi soyut ve ulvi bir değerin içini boşaltarak her türden ilişkiyi meşrulaştırıcı işlevi yanında, Sevgililer Günü muhabbeti de kapitalizme hayat pompalayan yapının/anlayışın post-modern dünyaya özgü değer tüketimine bir örnektir.
Güncel yaşamın, dünyevi kısıtlamaların bizlerde oluşturduğu engellerle, dirençlerle, olumsuzlukların tortuları ile öyle bir hale geliyoruz ki, aslında saf ve pürüzsüz olan sevgiyi bir türlü yaşayamıyor ya da yaşamaya yanaşmıyoruz.
Aşk, sevgi gibi en kutsal değerlerimize, duygularımıza dahi bir maddi değer biçebilen kapitalist dünya düzeni ve o düzen tarafından ele geçirilen beyinlerimiz, bu günün saçmalığını sorgulayamayacak kadar aciz duruma düşürüldü.
Tükettiğin kadar yaşarsın, tükettiğin kadar, seversin(in) gerçekliğini öylesine beyinlerimize kazıdı ki, bugün sevgilisine hediye almayan “modern insan” kendini suçlu hisseder duruma düşmüş hissediyor.
Cebimizdeki paraya el koyan kapitalizm, onunla da yetinmeyip sevgimize değer biçmeye başladı.
Gerçek hediye sevgilinin size verdiği “yüreğidir”, sizin için çarpan bir yürek verilmediyse avucunuza o güzel ambalajın içindeki cafcaflı hediyeler boşunadır.
Biz “dışarıdan olsun da ne olursa olsun” zifirî sevdasından kurtulmadığımız için tükettikçe daha çok alışıyoruz tüketmeye. Sistemin stratejik oyunlarında kandırılıyor, tüm yükü ceplerimize taşıyoruz.
Anneler günü, babalar günü, öğretmenler günü, sevgililer günü, doğum günleri ya da benzerleri kapitalizmde sermaye sahiplerinin medyayı da kullanarak insanları tüketime yönlendirdikleri ekonomiye canlılık verme amacı taşıyan manipülasyonlardır.
Tüketim çılgınlığını pompalamak için ortaya çıkarılan 14 Şubat’ı Hıristiyan olduğu halde mezhep ayrılığından dolayı “Ortodokslar” bile kutlamazken, çok sayıda Müslümanın o gün ellerinde kırmızı güllerle ya da mübarek günün(!) anlam ve önemine uygun hediye paketleriyle gereğini yapmaları hayrete mucip değil midir?
Sanatı, dini, siyaseti, gelenekleri ve de sevgiyi araçsallaştıran, kadına saygıyı bir güne indirgeyen şu habis anlayışın bize layık gördüğü bir günlük göstermelik sevgiye, bu kadarına fit olan kadınlara ve bunu kadınlara reva gören erkeklere nispet her gün, her an sevgiyle coşmaya, sevgiliye koşmaya devam.
Fitnelerin kol gezdiği, zulüm ve katliamlar sonucu yükselen feryatların semaları doldurduğu, kalplerin katılaşıp kin ve intikam tohumlarının yayıldığı bir dünyada sevmeye ve sevilmeye öyle muhtacız ki.
Pompalanan bu rüzgâra boyun eğip, sevgimizin tüketim canavarının oyuncağı haline gelmesine izin vermemeliyiz.
Benim sevgim öyle büyük olmalı ki tüketim çılgınlığını pompalamak için ortaya çıkarılan bir güne sığmamalı. Benim sevgim öyle özel olmalı ki, milyarlarca sevgicik arasında sıradanlaşmamalı diyebiliyor muyuz?
Savaşlar, silahlar, ölümler, iftiralar, intikamlar, açlık, sefalet, ilkel ırkçılık, kan, kin, nefrete rağmen severek yaşamak güzeldir, severek yaşamanın güzelliğini ve önemini fark edenler de güzeldir.
Tüketim çılgınlığı çağdaşlığın ölçüsü değildir. Biz sevgilerimizin istismar edilmesine, tüketilmesine, bir güne sıkıştırılmasına ve bir Hıristiyan âdetini kutlamamızı istemelerine elbette karşı çıkacağız.
Bugün ülkelerinin iflas masasında can çekiştiği Hıristiyan dünyasının dini lideri Papa 16. Benediktus’a göre de, küresel krizin sebebi, “gerçek Tanrı’nın yerine ihtiras tanrısının konulması” değil midir?

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle