--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Seçim öncesi yine kirli oyunlar sahnelenmeye başlandı

Burak Karen
Burak Karen

Türkiye, kırk yıllık PKK’yla mücadele dönemini sonlandırıp beyaz bir sayfa açmaya hazırlanırken, ülke tarihinin en önemli seçimlerinden birinin arifesinde karanlık odaklar bir kez daha işbaşı yaptılar.

Türkiye, seçimler öncesi yine kumpasa alınmaya çalışılıyor. Fay hatlarını tetikleyen, sağduyulu düşünmeyi güçleştiren, kutuplaşmayı körükleyen her enstrüman sonuna kadar kullanılıyor, kullanılacak.

Seçime kadar ülkede çıkarılacak kaoslarla ülkeyi destabilize etme amacındalar. Muhtemelen seçime kadar tansiyon iyice yükseltilecek ve DHKP-C gibi çok sahipli taşeron örgütler kullanılarak sansasyonel eylemler yapılacak. 

7 Haziran’daki seçim sadece Türkiye’yi değil, bütünüyle Ortadoğu’yu ilgilendiriyor. Dolayısıyla, bu coğrafyadan menfaatlenen “çıkarcı” güçler, seçimde destekledikleri kukla yönetimi iktidara getirebilmek için, planladıkları her türlü oyunu sahneye koyacakları gerçeğiyle yüzleşmek ve bu realiteden hareketle planlar yapmak mutlak şarttır.

Birileri yine manidar bir zaman ve zemin üzerinden “kukla” örgütleri harekete geçirdi. Şiddete yatırım yapan, efendileri namına tetik çeken, siyasi maksatlarla kullanılan eli kanlı “piyonlar” yeniden sahne alıp masum bir cana kıydılar.

Bu terör vakası savcımızın şahsında devletimizin hedeflerine, milletimizin istikbaline karşı yapılmış bir suikasttır. CHP zihniyetinin ve destekçisi kiralık kalemlerin gerçeklere gözlerini kapayıp meseleyi kısır politik çerçevede değerlendirmesi manidardır.  

Oysa terör bütün semavi dinlerde, tüm kutsal metinlerde, tüm insani öğretilerde yasaktır, kınanmıştır. Masum canları hedef alan, gönülleri yaralayan ve toplumsal değerleri çürüten teröre karşı çıkmak insanlık borcumuzdur.

Gerilim isteyen, sandıktan korkan, sokakları ateşe veren ve kriz duasına çıkan “birleşik şer güçleri” uzun zamandır kargaşa çıkarmak için uğraşıyor.

Çağlayan Adliyesi’ne sahte kimlikle giren DHKP-C’li iki teröristin Berkin Elvan davasının savcısı Mehmet Kiraz’ı şehit etmeleri de bu planın bir parçası.

Mehmet Kiraz cinayeti, istismar ve kutuplaşmayı manivela olarak kullanan, halk hareketini engellemeye ant içmiş küresel koalisyonun bir marifetidir.

Gezi sürecinde sâdece bir dolgu malzemesi olarak kullanılan Berkin Elvan’ın katilinin bulunmadığı için değil, sonuca yaklaşıldığı, gerçeklerin gün yüzüne çıkacağı için savcı öldürüldü.

Terör saldırısının ardında ahlaksız bir hedef yatmaktadır. Terör örgütü DHKP-C’nin kiralık bir çete olduğu dikkate alındığında menfur eylemiyle neyi amaçladığı ve hedefi sır olmaktan çıkacaktır. 

Silahlar sadece Savcı Kiraz’a sıkılmadı, hedef halkın “Yeni Türkiye” talebiydi ve sıkılan kurşunlar ülke insanının misyonuna sıkıldı. 

Sıkılan kurşunlar savcımızın şahsında devletimizin büyüme arzusuna, milletimizin istikbaline karşı sıkılmıştır. 

İktidarı seçim yoluyla değiştiremeyen, meydanlarda halktan istediğini alamayan “sandık furuattır” fetvasına sığınarak çözümü şiddette, molotofkokteylli partilerde arayan çiğ zihniyetlerin, maskeli dimağların kendi ayaklarına sıktıkları kurşunlardır bunlar. 

Partilerini, gazete ve televizyonlarını bu ülkenin aleyhine çalışan karargâhlara çevirenlerin intihar eylemidir bu kurşunlar.

Berkin Elvan’ı bahane ederek terör saldırısına örtülü olarak her türlü desteği veren satılık medyanın, kiralık kalemşorların, şiddeti siyasetin bir aracı olarak kullanmak isteyen CHP ve HDP’nin siyaset sahnesindeki mağlubiyetini ilan eden temsil kurşunlarıdır bunlar.    

Bu hain saldırı yalnızca merhum şehidimize yapılmamıştır. Sıkılan kurşunlarla bütün Türkiye vurulmuş, zaten yaralı olan Türk adaletinin kanı akmış, 78 milyon hedef alınmıştır.

Şimdi muhalefet cephesinde ve medyadaki kirli akıllar, iç ve dış derin yapıların desteğiyle yeni bir çatışma hattı oluşturmaya çalışıyor. 

Fransa’da Charlie Hebdo dergisine, Tunus’ta müzeye düzenlenen saldırılardan sonra sergilenen birliktelik ve dayanışma, yıllardır terörden ağır yaralar almış, bedeller ödemiş Türkiye’de sağlanamıyorsa, hepimiz düşünmek, hepimiz üzülmek ve tedbir almak durumundayız.

Teröre verilecek tepki evrenseldir.

Toplumsal cepheleşmelerden memnuniyet duymayan, terörü ve şiddeti lanetleyen, bu yolla yapılacak her türlü hak arayışını gayri meşru sayacak insanların artık birleşmesi, “saf” tutması elzemdir. 

İdeolojisi, siyasi partisi, etnik kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun sadece terör ve şiddet karşıtı insanların koşulsuz ve pazarlıksız bir araya geldiği bir insanlık safına, bir insanlık hattına, cephesine ihtiyacımız var. 

Koşulsuz ve şartsız şiddeti reddeden, terörü lanetleyen, kamplaşma ve kutuplaşmaya karşı çıkan, kötüye ve kötülüğe göğüs gerip güzeli yakalamak için gayret saf eden herkesle aynı safta bulunmak bir insanlık vazifesidir. 

Terörün, cinayetin, şiddetin, istismarın ve kutuplaşmanın karşısında olmak, karşısında olanlarla aynı safı paylaşmak, aşılmaz bir vicdan duvarı örmek bir insanlık vazifesidir.  

Canımızın yandığı böylesi bir günde saflarını sıklaştırılmayan, tavrını aleni olarak belli etmeyen, teröre karşı çıkmayan, şiddete meydan okumayan, şehidine sahip çıkmayan herkes kaybeder. Ahlaken kaybeder, vicdanen kaybeder, siyaseten kaybeder.

Nefretin hangi boyutlara taşındığını da gördük, medyanın kışkırtıcı kesiminin beklentilerini de. Can üzerinden ahlaksız siyaset yapan, karanlıklardan medet uman yarasalar, soysuz siyasiler yine avuçlarını yalayacaklardır. 

Türk halkı gerçekleri görüyor ve biliyor artık. Bu millet sorguladığı için her seçim öncesi vizyona sürülen bu oyunları reddediyor ve figüranlarını sandığa gömüyor. Millete uzatılan her kötü sahibinin suratına milletin tokadı olarak dönüyor artık. 

Bu oyunlar da tutmayacak, kuklaları da milletten cevabını alacaklardır inşallah.   

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle