Seçim öncesi Ağrı mesaisi
Seçim öncesi seçmenin nabzını ölçebilmek, yerinde gözlemler yapabilmek ve yapacağımız dost ziyaretleri ile gönül almak için Ağrı’dayız. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen beyin “Biz Ağrı’da karargâh kurduk, siz neredesiniz” sitemi ile bir grup arkadaş soluğu Ağrı’da aldık.
Ak Parti’nin demokratikleşme hamleleriyle rahatlayan Doğuda, yol boyunca kurulmuş jandarma kontrol noktaları bomboş. Duble yollarla bezenmiş bölge, yatırımcısını bekler vaziyette bakir, mahzun ve kederli.
Terörden mustarip yöre halkı BDP’nin yalanla beslenen kirli siyaseti ve zihinlere yerleştirmeye gayret ettiği “korku” duygusu dışında sevgi dolu, misafirperver ve tertemiz.
Ülkesini seven, yaşanan süreçteki gerçekleri görerek yaşayan ve hazmeden, siyasete de diğer normal süreçler gibi bakan fakat “sır vermeden oy verme” anlayışıyla hareket eden bir düşünceyle oy verme gününü bekleyen bir tarzda hareket ediyorlar.
AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi (SKM) Başkanı Mehmet Emin Ekmen beyi dinlerken sarf edilen gayrete yaşayarak şahit oluyor ve AK Parti’nin seçim zaferlerinin sırrını daha iyi anlıyorduk. Mehmet Emin Ekmen Bey bir taraftan bizlere bilgi veriyor, gelen vatandaşları yönlendiriyor, durmak bilmeyen telefonlarına cevap veriyor, bir taraftan da oluşturulan ekiplerin koordinasyonunu sağlıyordu.
Arkadaşlarımla dost ziyaretleri için izin isterken, onları Başbakan için yapılan hazırlıklarla baş başa bırakıyorduk.
Aynı gün gece yarısına kadar süren ziyaretlerimizde kardeşliğin, dostluğun, misafirperverliğin Anadolu insanına has örneklerini sunan Ağrılı canlar, susuyoruz fakat gereğini yapacağız bakışlarıyla bizlere mesajlarını verdiler.
Ertesi gün sabah namazıyla başlayan serüvenimiz yine çok doluydu. Bizi evinde misafir eden Osman amca kahvaltıda şehrin olaya yaklaşımını aktaran sözlerini sarf ederken gözleri doluyordu. “Evladım; bu iman ve küfür çizgisi, Hak ve batıl mücadelesidir. Bu iki çizgi üzerindekiler arasındaki mücadele Hâbil ile Kâbil’den kıyamete kadar gidecektir.
Hz. Musa’nın Firavun ile mücadelesi, Hz. İbrahim’in Nemrud ile kavgası, Hz. Muhammed’in Ebû Cehil’le kesişen yolları. Güzel ile çirkinin mücadelesi kıyamete kadar devam edecek. Bize düşen, kuvvetin değil hakkın, zalimin değil mazlumun, kötünün değil iyinin, yanlışın değil doğrunun, çirkinin değil güzelin, menfaatin değil faziletin, heva ve hevesin değil Hüda’nın yanında ve yolunda olmaktır ve olacağız inşallah.”
Hanımların Başbakan’ın konuşacağı miting alanını istila etme gayreti saatler öncesinden belli olmuştu. Yağmur, Ağrılı hanımların sadece miting alanına gidişini hızlandırmak için yağar gibiydi. Miting alanının bir sokak ötesinde BDP adayı Sırrı Sakık’ın bir grup gençle çay içip Başbakanı dinlemesi de notlarımın arasına girecek başka bir ayrıntıydı.
Başbakan kürsüye çıktığında meydan da hanımların egemenliği apaçık ortadaydı. Başbakan’ın Ağrı için verdiği doğalgaz müjdesi, feryatların arşa ulaştığı andı. Başbakan’ın konuşmasında da ana tema BDP’lilerin “yalanla bezedikleri” siyaset anlayışıydı.
Başbakan “Siyaset yalanla yapılmaz. Siyaset iftirayla yapılmaz. Siyaset her yolu meşru görerek yapılmaz. Siyaset ilkelerle yapılır. Siyaset belli sınırlar dâhilinde belli politikalar dâhilinde, dürüstlükle yapılır, şeffaflıkla yapılır. Seçim sırasında yalan söyleyenlerin seçimden sonra yalan söyleyip iftira atanların yönetime geldiklerinde ne tür çirkinlikler yapacaklarını ben sizlerin takdirine bırakıyorum. Bunlar yalana doymak bilmiyorlar” diye hitabını sürdürürken ben Osman amcanın hal-i pür melâlini düşünüyor ve gözlerimdeki yaşları silmeye çalışıyordum.
Başbakan’a havalimanına giderken yol güzergâhında “Başbakanım annem kokuyorsun. Onun gibi içten ve pazarlıksız seviyorsun” pankartını açan gençler konvoydaki herkesin gözlerini yaşartmıştı. Başbakan pankartla otobüsün önüne geçen bu genç grupla fotoğraf çektirirken pazar günkü seçimin zafer sinyallerini almış gibi gülümsüyordu.
Erzurum’a dönmek için arabamıza bindiğimizde arkadaşlardan birisi buraya kadar gelmişken Doğubayazıt’a gitmemek ayıp olur deyince rotamız değişmişti.
İkinci günün akşamında Doğubayazıt’ta gezerken içimin burkulduğunu hissediyordum. Belediyecilik adına yapılan hiçbir şey yoktu. Sokakların kirli yüzü çevredeki yeşilliklere yansımış, boyunlarını bükmüştü.
Ertesi günün akşamına kadar İshakpaşa sarayı dâhil pek çok yeri gezip, birçok yeni dost edindik. Bizi misafir eden Semih kardeşimizin rehberliğinde Ağrı’ya ulaşan çokça telefon görüşmesine sebep olduk, çokça reyin rengini netleştirdik.
“Cesaretini kaybedenlerin hürriyetlerini de kaybedeceği” gerçeğini yüksek sesle dile getirdik.
Üçüncü günün akşamında rotamızı Erzurum’a çevirdiğimizde aklıma İstanbul’un manevi fatihi, büyük veli Ak Şemseddin hazretlerinin mana yüklü menkıbesi gelmişti. Doğubayazıt’taki dostlarla vedalaşırken menkıbeyi onlara da anlatıp eyvallah dedik.
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han “Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır. Orada bulunan ve velayet sırrıyla kalp gözü açık olan Ak Şemseddin Hazretleri, bunu duyunca hafifçe gülümseyerek şöyle der: “Peder ne der, kader ne der…”
Bizimki de o hesap, gözümüzün gördüğü, gönlümüzün erdiği ve dilimizin döndüğünce biz bir şeyler dedik, kader ne der, onu da yarın öğreneceğiz.


