Petrol ve kan sarmalı
Enerji ve uluslararası siyaset, birbirinden ayrılmaz hatta birbirini tamamlayan, biri olmazsa diğerinin varlığı tartışılan iki önemli başlık.
Dünya bir yandan, sebepsiz iç savaşlar, gereksiz bölgesel çatışmalar ve güç denemelerine odaklanırken, yenidünya düzeninin aktörleri, “enerji kaynaklarına hâkim olan, dünyayı kontrol eder” anlayışıyla, aldıkları kararlarla insanlığın geleceğini şekillendirmeye devam ediyorlar.
Petrol, pek çok kanlı savaşın sebebidir. Bu yüzden, kanla beslenen enerji endüstrisinin ardında yatan çarpık ilişkileri iyi anlamak ve bu doğrultuda tedbirler almak elzemdir.
Bugün Orta Doğu’da yıllardır süren soğuk ve sıcak savaşların temeline, uluslararası siyasi krizlerin perde arkasına baktığımızda da enerji faktörü karşımıza çıkmaktadır. Hem başta petrol ve doğalgaz olmak üzere enerji kaynakları, hem de onların ulaşım güzergâhını kontrol için yapılan bir savaştır yaşananlar.
Bugün enerji uğruna Orta Doğu’da yaşananlara bakıp, yarın Hazar, Orta Asya coğrafyalarının, yeni rengârenk demokrasi soslu devrimlere, darbelere, liberal veya kanlı dönüşümlere gebe olduğunu görebiliriz.
Enerji sorununun çözümü iktisadi anlamda güçlü bir devlet olmanın ön şartıdır. Enerji sorunun yoksa iktisaden güçlüsündür, iktisaden güçlüysen dünya siyasetine yön veren ülkeler arasına girebilirsin demektir.
Bugün petrol, modern dünyaya can veren kan değerindedir. Enerji kaynaklarına hükmettiği için küresel güç olan ABD bu kanın çıkarları doğrultusunda akışını sağlamak için her şeyi yapmaktadır.
Bu bağlamda Irak’ın, sonrasında Suriye’nin hedef olması petrol rezervlerinin çok olmasındandır.
Orta Doğu petrollerinin kontrolü demek, Avrupa’nın enerjisinin kontrolü, Akdeniz’in ve uzak doğunun kontrolü demektir.
Türkiye enerji zengini Hazar, Orta Asya, Orta Doğu ülkeleri ile Avrupa’daki tüketici pazarları arasında bir “enerji koridoru” konumundadır.
Hazar, Kıbrıs ve Irak üçgeninin merkezinde yer alan Türkiye, yeni güvenlik risklerine karşı bu günlerde olup bitenleri ve yakın tarihi iyi okumalı, gelişmelere hazır olmalıdır. Çünkü enerji konusu fırsatlar kadar riskler de içermektedir.
Enerji konusunda, Türkiye kendisine biçilen rolle, verilenle yetinmek zorunda kalıyor. Şimdi ise kendisine biçilen bu kabuğu delip ekonomik düzlüğe çıkmak, enerji üssü olmak için çaba başlattı.
Enerji hatlarında oluşan bu kaotik ortamı fırsata çevirmek isteyen Türkiye bölgede inisiyatif almak, İslam alemi ve geri kalmış ülkelere de rol model olmaya başladı.
Fakat kendisini dünyanın sahibi sanan vahşi batı, bölgede iç savaş ve terör olayları ihdas ederek zengin petrol ve doğalgaz rezervlerini, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e ulaştırıp enerji köprüsü olan Türkiye’yi by-pass etmek istemektedir.
Binlerce km uzaklardan gelerek Akdeniz’e çöreklenen “demokrasi sevdalısı!” ülkelerin ortak amacı enerji paylaşımından pay kapmaktır. İsrail, ABD ve AB ülkeleri bir tarafta, İran, Rusya öteki tarafta paylaşım peşindedirler.
Katledilen masum halk, yok edilen tarih, yaşanan insanlık dramı onlar için önemsiz detaylardır.
Artan enerji ihtiyacıyla Avrupa ülkeleri ve ABD Ortadoğu’ya, demokrasi adı altında müdahale ederken kendi halkının yaşam standardını korumayı amaçlamakta, attığı her adımda Batı dünyası geçmişten beri sahip olduğu sömürgeci anlayışla hareket etmektedir.
Madalyonun diğer yüzünde ise geleceği ve ekonomisi doğalgaz ve petrol ihracatı üzerine kurulu olan Rusya’nın enerji tekelini kırmak hedeflenmektedir.
Ortadoğu petrollerinin İran ve Rusya kontrolüne geçmesi veya kargaşa ortamında petrol fiyatlarının yeniden 100 dolar seviyelerine çıkması AB ülkeleri dâhil Avrupa’nın çöküşü demektir.
Enerji piyasasının Rusya’nın eline geçmesi demek dünyanın kontrolünün de Rusya’nın eline geçmesi, dünyayı kendilerine kul ve köle yapması demektir. Bu da ekonomik bunalım içerisindeki Avrupa’nın iflası ve ABD’nin tökezlenmesi demektir.
Tersinden bakacak olursak Ortadoğu petrollerinin ABD ve Avrupa’nın eline geçmesi demek petrol varil fiyatının 25 dolarlar seviyesine kadar gerilemesi demek, bu da gelirlerinin neredeyse yüzde yetmişini doğalgaz ve petrolden elde eden Rusya ve İran’ın dünya piyasasından çekilmeleri kısaca iflasları demektir.
ABD’nin ve AB’nin yaptırımlarıyla ekonomisi pamuk ipliğine bağlı olan Rusya’nın ve kuzeyinde Azeri Türklerinin rahatsızlıklarını her geçen gün daha yüksek sesle seslendirdikleri İran’ın Suriye’den yenik ayrılması demek bölünmesi ve parçalanması demektir.
Bunun için hem Rusya için hem de İran için Suriye’de “kaos” çareydi. Bunun için Rusya Suriye’ye girerek kaosu artırmalıydı. Öyle de oldu.
Petrol fiyatlarının yükselmesi Türkiye’nin de aleyhinde olduğu için Türkiye, Kuzey Irak’ın petrolünü almakta ve aldığı petrolün kuyularını da tabiatıyla korumaya gitmektedir. Türkiye’nin Musul’da oluşu bu meyanda okunmalıdır.
Irak petrolünün Avrupa’ya, Türkiye üzerinden nakli ve para transferlerinin Halkbank üzerinden yapılması “dost!” ABD’yi rahatsız etti. Menfaatlerinin zarar göreceğini hisseden ABD dostça da olsa münafıklık enstrümanlarını devreye sokmaya başladı.
Önce gezi olayları ile Türk hükümetine ayar vermeye çalıştı. Sonra Pensilvanya papazını devreye sokup hükümet-cemaat çatışmasını çıkartarak, hükümeti sarsmak suretiyle aklını başına getiririm hayaline kapıldı.
Sonra terör ve diğerleri… İçimizdeki hainlerin ihanetlerini de düşmanlarımızın haince emellerini de yeneceğiz inşallah. Yeter ki bir olalım, kardeş kalalım…


