Paralelin kirli ufku şimdi de Ayasofya’yı hedef seçti
Gülen cemaati, hükümet ile giriştiği “kirli” savaşın bir başka versiyonu olarak Ayasofya planını devreye soktu.
AK Parti’den istifa eden Burdur bağımsız milletvekili Hilmi Yıldırım, engin duyarlılığını gösterip Ayasofya’nın “Ayasofya Camii” adıyla camii olarak yeniden ibadete açılması için kanun teklifi verdi.
Hilmi Yıldırım’ın verdiği kanun teklifinin gerekçe bölümünde; “Ayasofya Camii, etrafındaki eserleriyle, külliyesiyle beraber bir vakıftır; Fatih Sultan Mehmet’in vakfiyesidir ve hukuken el konulmuş durumdadır, vakıf bırakılma maksadına aykırı biçimde kullanılmaktadır. Ayasofya’nın hâlâ vakfedilme amacı dışında kullanılması böyle bir yasağın devamı, bugünün dünyasında hukuk ve insan hakları ihlalidir. Bugüne kadar ülkemizde vakıflarla ilgili pek çok olumlu adımlar atılmışken maalesef bu ayıp ortadan kaldırılamamıştır. Bugün Ayasofya’nın vakfedilme gayesi dışında kullanılması, hem hukuken, hem örfen, hem de ahlaken yanlıştır, kabul edilemez” ifadelerini kullanmış. Vallahi yüzde yüz doğru söylüyor!...
Saygısızlık abidesi olacak şekilde Peygamber Efendimiz (sav)’in kamyona bindirildiği, STV’de yayınlanan Şefkat Tepe adlı dizide Ayasofya’nın ibadete açılma konusu işleniyor.
Gülen medyası kampanya başlatıyor, şu ifadelerle duyuruyor: 79 yıl önce müzeye dönüştürülen Ayasofya’nın ibadete açılmasına talep çığ gibi.
Twitter’da başlattıkları kampanya kısa sürede dünya TT listesine giriyor. Siyasetçiler ve tarihçiler Fatih’in yadigârına hemen sahip çıkılması çağrısı yapıyor.
Fakat ortada paralel bir tezatlık da vuku buluyor. Gülen’in Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) paralel yapının başlattığı Ayasofya kampanyasını sahiplenmezken yine aynı grubun yazılı ve görsel basını Ayasofya’nın ibadete açılmasını kampanyaya dönüştürüldü.
MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu da kanun teklifi vermiş ve Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesini istemişti.
Ankara kulislerinde, Ayasofya’daki mozaik ve fresklerin sabahtan öğleye kadar açık tutulması ve diğer zamanlarda ise siyah ışıkla karartılarak namaz kılmaya uygun hale getirilmesi gibi formüllerinin konuşulduğu bir dönemde paralel yapının böyle bir kampanya başlatması kafaları karıştırdı.
Ortada kahpece hazırlanmış bir oyun olduğu kesin, ne olduğunu, niçin olduğunu anlamlandırmak güç, fakat kokusu yakında çıkar.
Paralel yapının, “Ayasofya ibadete açılsın” şeklinde bir kampanya başlatması Ayasofya açılmalı mı açılmamalı mı tartışmalarına da fitne bulaştırdı.
Ayasofya toplumun yüreğinde bir sancı ve hâlâ ülkenin çözemediği bir problem olarak ortada iken paralel yapının Ayasofya ilgisi şaşırtıcı bulundu, zamanlaması şüpheli görüldü, dikkat çekici olduğunda ve Ayasofya’ya pusu kurulduğunda herkes hemfikir oldu.
Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda yakın zamana kadar olumsuz görüş beyan eden paralel yapının son günlerde Ayasofya aşkının depreşmesi Ayasofya’nın Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi ülkenin yeniden kargaşa ve kaosa sokulması için malzeme olarak kullanılacağının habercisi gibi.
Gülen grubunun, Ayasofya’yı gündeme taşımasının altında birçok sebep aranabilir:
Ayasofya tamamıyla camiye dönüştü şeklinde bir kampanyaya girişerek Hıristiyan kamuoyunun Türkiye’ye ve hükümete yönelik tepkisini artırmak hedefleniyor olabilir,
Yükselen tepkiler sonrası kutsal mabedin cami olma ihtimalini tümüyle yok etmek amaçlanıyor olabilir
Kirlenen yüzlerini bir nebze olsun temize çıkarmak için Ayasofya davasını sahiplenir görünmeyi amaçlıyor olabilirler.
Kılıç hakkı ve şehit bedeliyle alınan bu mabedi vakıflaştıran, şehrin ve çağın sahibi Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya Camii’nin müze yapılması her ne kadar batı halkını sevindirse de bir o kadar da, hatta kat be kat Müslüman halkını üzmüştür.
Ayasofya, fethin mührü, Müslüman kimliğimizin vurgusu olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesi olan Ayasofya, dış dünyaya, Hıristiyan âlemine karşı, mevcut düzene karşı bir “bayrak”tır.
Ayasofya Camii Türk milletinin tarihi kimliğinin bir parçası, ayrılmaz hatta asli unsurlarından biridir. Ne var ki, hâlâ ibadete kapalı tutulması, müze kalması istiklalimizin eksikliğine çarpıcı bir vesikadır.
Ayasofya 1934 yılında bir restorasyon vesilesiyle ve aradan geçen 80 yıla rağmen hâlâ tartışmalı kabul edilen bir kararnameyle müzeye dönüştürülmüştür.
Ayasofya’nın ibadete açılması fikri, içimizdeki garp gönüllerin, beraber yaşadığımız Bizanslıların uykularının kaçmasına yetiyor.
Bizans dili kullanarak, “Gözünü Hıristiyan âleminin sembolik bir mabedine dikmişsiniz, ille de ibadete açacaksınız... Seksen bin caminin ortasında bir Hıristiyan mabedi mi batıyor size yahu! Ayıp... Ayıp...” cümlelerini kurabilecek duyarlılığı gösterebiliyorlar, yaraları depreşiyor.
Ayasofya’yı ibadete açmak, laik Cumhuriyet’ten ödün vermek ve Batı ile ilişkilerin gerginleşmesini göze almak gibi bir mahiyet kazandı.
Bugünlerde yapılacak bir girişim sonrasında Ayasofya ibadete açılırsa eğer, ilk önce içimizdeki batılılar ve emperyalist devletler bu karara sert tepki göstereceklerdir.
Paralel vekil Hilmi Yıldırım “Ayasofya’nın vakfedilme gayesine uygun hale getirilmesi hem hukuki, hem ahlaki, hem de vicdani bir sorumluluktur, görevdir. Bu sorumluluk ve görevden kaçınanlar Türk milleti, tarih ve gelecek kuşaklar önünde mesuldür, mesul olacaktır” diyor. Çok doğru söylüyor.
Fakat Yahudi’yle ortaklık kurmuş bir derin yapının adamı bunu söylüyorsa biraz düşünmek lazım.


