Ortaçağ zihniyeti haddini bildi
AK Partili dört kadın milletvekili Meclis’e başörtüsüyle girdi. Mecliste tarihi bir güne tanıklık ediliyor, şenlik yaşanıyordu. CHP’liler hariç herkesin yüzü gülüyor, yüreği coşkuyla çarpıyordu. Bu Cumhuriyet’in demokrasiyle buluşma anıydı ve önemliydi.
İradesini örtünmeden yana kullanan hanımlara savaş açanların, yel değirmenlerine hücum edenlerin kendi hayatları ile ilgili verilen kararlar karşısında çaresizliği vardı, mecburi kabullenişi vardı.
Kadın milletvekillerinin inançları icabı Hac farîzasını ifa ettikten sonra, TBMM’ye başları örtülü olarak gelmeleri, genel kurula başörtüleri ile girmeleri normalleşme yolunda atılan önemli bir adım oldu. Tek parti zihniyetinin temsilcileri, “başörtüsü simgedir” gibi akıl-mantık dışı zavallı ve çiğ iddialara kalkışamadı.
Uzun geçmişi olan ve ağır bedellere yol açan başörtüsü meselesinin Meclis’te çözülmesi demokrasinin zaferidir. AK Parti, MHP ve BDP’nin desteği, CHP’nin ortaçağ zihniyetinin önündeki engeller oldu. Aydınlanmayı, moderniteyi, çağdaş uygarlığı, şapkacılarda, kuaförlerde ve modaevlerinde arayan zihniyet çaresizdi, mecburdu, mahkûmdu.
Başörtüsü, demokrasi düşmanı siyasetçilere, brifing yemiş rektörlere, askerlik yerine, sivillerin işlerine karışmakla meşgul olmayı alışkanlık haline getiren bazı subaylara, postal yalayan bir kısım yargıç zümresine, emredileni yazan kiralık kalemşorlara karşı korunması gereken bir değerdi.
Cumhuriyet’in 90. yılında gardırop devrimciliğini elden bırakmayan tepeden inmeci, zorba, jakoben CHP zihniyetinin yıllardır süregelen mücadeledeki yenilgiyi kabullenişi idi. Tek parti zihniyeti, “kinim dinimdir” katılığından vazgeçmemişti fakat konjonktür, yaklaşan yerel seçimler bu davranış şeklini mecbur kılıyordu.
Ecevit gibi, “Burası Cumhuriyete meydan okuma yeri değil. Bu hanımefendiye haddini bildirin” söylemi üzerine oturan ayrımcı, dışlayıcı ve düşmanca bir tutum sergileyemediler, başörtülü vekillere hadlerini bildiremediler(!), meclis kürsüsünde kısık bir isyan ile yetindiler.
Kadını başının içindekiyle değil de başının örtüsüyle değerlendiren Orta Çağ zihniyetini terk etmediler fakat kardeşlik rüzgârlarının estiği bir dönüşüm ikliminde gelecek adına ortama ayak uydurmayı yeğlediler.
Rejim değişikliğiyle birlikte “defacto” biçimde iş başına gelen CHP zihniyeti, ideolojisi, milletin iman ve asli değerlerini, devri geçmiş unsurlar olarak görmekte ve aşağılamaktaydı.
1930’ların özenti ideolojilerini gaye edinmiş bir dernek gibi faaliyet gösterip, söylem geliştiren CHP 21. asırda hâlâ inancı öyle gerektirdiği için başını örten kadınlarımızın başörtüsüyle uğraşıyor, krizler çıkarmaya çalışıyor, demokratik değerlere ihaneti gaye ediniyordu.
CHP zihniyet eleştirisi bağlamında milli, manevi değerlere düşmanlık eden o eski CHP dilini kuşanıyordu, fakat Anadolu insanının ortaya koyduğu tavır, desteklediği siyasi irade CHP’nin genlerine uygun hareketini engelliyor, hadlerini bildiriyordu.
Yüzde 25’lik mezhepçi ve ulusalcı tabanı elinde tutmanın hesaplarını yapan CHP değişmemişti, yenilenmemişti, lâiklik ticareti yapmaktan, başörtüsü düşmanlığı yapmaktan vazgeçmemişti fakat bu defa oyunun kurallarını belirleyen kendileri değildi ve oyunda kalmak için boyun bükmeye mecburlardı.
“Millet”in bütün renklerini barındırması gereken Meclis’te başörtülü vekil olmaması mantığını da anlamak zordu. Bütün bu gayretler “zamanın ruhu” içinde sergilediğimiz hoyratlıkların aradan yıllar geçtikten sonra düzeltmeye çalışılması hali idi.
Başörtülü siyasi aktörler, yıllarca sabırla siyasetin içinde yer aldı, çalıştı ama adı konmamış bir yasak yüzünden Meclise gidemediler. Yerlerine ya erkekler veya başı açık kadınlar seçildi.
Halk her defasında kendi değerlerine sahip çıkan siyasilere gönül verip, kendileri ağlarken gülen mutlu azınlığa haddini bildirdi ve sonunda gülen taraf oldu.
Bugün yapmamız gereken, bir yandan geçmişin yaralarını sararken, yeni hoyratlıklara fırsat vermemektir. Demokrasi açısından hastalıklı düşüncelerle mücadele etmenin yolu daha fazla özgürlük vermektir. Daha fazla çok kültürlü, çok renkli yaşamanın hoşgörü tohumlarını atan sistemleri hayata geçirmektir.
Milletin vekilinin tercihlerine ambargo uygulamak, demokratik değerler açısından büyük bir soru işaretidir. Meclis bizim özgürlüğümüzün harmanlandığı yer, orada herkes kendince olmalıdır.
Komutanların içeride başörtülü davetliler bulunduğu bahanesiyle resepsiyonları boykot ettiği, bu boykotun yakın zamanlara kadar, “başkomutan” sıfatını da taşıyan Cumhurbaşkanının davetlerini dahi kapsadığı o tuhaf günlerden milletin oyuna ve seçtiği kişilere saygı gösterilen bu günlere gelinmesi alınan yolun mesafesini, verilen mücadelenin önemini göstermektedir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, o dönem, gazete manşetlerinden infaz edilen ve sürgünde ölen Ahmet Kaya’ya Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü vermesi, devletin yeni yüzünü sergilemesi açısından önemli başka bir belgedir.
Marmaray açılışında Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in dua edip, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın tam ortasında, kurdeleyi de kesenler arasında olması devletin zirvesinin halka, halkın milli ve manevi değerlerine verdiği önemin yansımasıydı.
Laiklik kisvesine bürünüp dinden arınmış bir toplum arzulayan azgınlara, laikliği bir ideoloji haline getirmiş ve din hürriyetini engellemeye kendini adamış olan hasta ruhlara, ümitsiz kronik vakalara devletin zirvesinin verdiği önemli bir dersti ve halktan önemli oranda destek görüyordu.
Nihayet Meclis benzeri garabetleri ortadan kaldıracak iradeyi gösterip tarihi yanlışları düzeltiyordu. Daha alınacak çok yol var, öyleyse durmak yok yola devam…
İradesini örtünmeden yana kullanan hanımlara savaş açanların, yel değirmenlerine hücum edenlerin kendi hayatları ile ilgili verilen kararlar karşısında çaresizliği vardı, mecburi kabullenişi vardı.
Kadın milletvekillerinin inançları icabı Hac farîzasını ifa ettikten sonra, TBMM’ye başları örtülü olarak gelmeleri, genel kurula başörtüleri ile girmeleri normalleşme yolunda atılan önemli bir adım oldu. Tek parti zihniyetinin temsilcileri, “başörtüsü simgedir” gibi akıl-mantık dışı zavallı ve çiğ iddialara kalkışamadı.
Uzun geçmişi olan ve ağır bedellere yol açan başörtüsü meselesinin Meclis’te çözülmesi demokrasinin zaferidir. AK Parti, MHP ve BDP’nin desteği, CHP’nin ortaçağ zihniyetinin önündeki engeller oldu. Aydınlanmayı, moderniteyi, çağdaş uygarlığı, şapkacılarda, kuaförlerde ve modaevlerinde arayan zihniyet çaresizdi, mecburdu, mahkûmdu.
Başörtüsü, demokrasi düşmanı siyasetçilere, brifing yemiş rektörlere, askerlik yerine, sivillerin işlerine karışmakla meşgul olmayı alışkanlık haline getiren bazı subaylara, postal yalayan bir kısım yargıç zümresine, emredileni yazan kiralık kalemşorlara karşı korunması gereken bir değerdi.
Cumhuriyet’in 90. yılında gardırop devrimciliğini elden bırakmayan tepeden inmeci, zorba, jakoben CHP zihniyetinin yıllardır süregelen mücadeledeki yenilgiyi kabullenişi idi. Tek parti zihniyeti, “kinim dinimdir” katılığından vazgeçmemişti fakat konjonktür, yaklaşan yerel seçimler bu davranış şeklini mecbur kılıyordu.
Ecevit gibi, “Burası Cumhuriyete meydan okuma yeri değil. Bu hanımefendiye haddini bildirin” söylemi üzerine oturan ayrımcı, dışlayıcı ve düşmanca bir tutum sergileyemediler, başörtülü vekillere hadlerini bildiremediler(!), meclis kürsüsünde kısık bir isyan ile yetindiler.
Kadını başının içindekiyle değil de başının örtüsüyle değerlendiren Orta Çağ zihniyetini terk etmediler fakat kardeşlik rüzgârlarının estiği bir dönüşüm ikliminde gelecek adına ortama ayak uydurmayı yeğlediler.
Rejim değişikliğiyle birlikte “defacto” biçimde iş başına gelen CHP zihniyeti, ideolojisi, milletin iman ve asli değerlerini, devri geçmiş unsurlar olarak görmekte ve aşağılamaktaydı.
1930’ların özenti ideolojilerini gaye edinmiş bir dernek gibi faaliyet gösterip, söylem geliştiren CHP 21. asırda hâlâ inancı öyle gerektirdiği için başını örten kadınlarımızın başörtüsüyle uğraşıyor, krizler çıkarmaya çalışıyor, demokratik değerlere ihaneti gaye ediniyordu.
CHP zihniyet eleştirisi bağlamında milli, manevi değerlere düşmanlık eden o eski CHP dilini kuşanıyordu, fakat Anadolu insanının ortaya koyduğu tavır, desteklediği siyasi irade CHP’nin genlerine uygun hareketini engelliyor, hadlerini bildiriyordu.
Yüzde 25’lik mezhepçi ve ulusalcı tabanı elinde tutmanın hesaplarını yapan CHP değişmemişti, yenilenmemişti, lâiklik ticareti yapmaktan, başörtüsü düşmanlığı yapmaktan vazgeçmemişti fakat bu defa oyunun kurallarını belirleyen kendileri değildi ve oyunda kalmak için boyun bükmeye mecburlardı.
“Millet”in bütün renklerini barındırması gereken Meclis’te başörtülü vekil olmaması mantığını da anlamak zordu. Bütün bu gayretler “zamanın ruhu” içinde sergilediğimiz hoyratlıkların aradan yıllar geçtikten sonra düzeltmeye çalışılması hali idi.
Başörtülü siyasi aktörler, yıllarca sabırla siyasetin içinde yer aldı, çalıştı ama adı konmamış bir yasak yüzünden Meclise gidemediler. Yerlerine ya erkekler veya başı açık kadınlar seçildi.
Halk her defasında kendi değerlerine sahip çıkan siyasilere gönül verip, kendileri ağlarken gülen mutlu azınlığa haddini bildirdi ve sonunda gülen taraf oldu.
Bugün yapmamız gereken, bir yandan geçmişin yaralarını sararken, yeni hoyratlıklara fırsat vermemektir. Demokrasi açısından hastalıklı düşüncelerle mücadele etmenin yolu daha fazla özgürlük vermektir. Daha fazla çok kültürlü, çok renkli yaşamanın hoşgörü tohumlarını atan sistemleri hayata geçirmektir.
Milletin vekilinin tercihlerine ambargo uygulamak, demokratik değerler açısından büyük bir soru işaretidir. Meclis bizim özgürlüğümüzün harmanlandığı yer, orada herkes kendince olmalıdır.
Komutanların içeride başörtülü davetliler bulunduğu bahanesiyle resepsiyonları boykot ettiği, bu boykotun yakın zamanlara kadar, “başkomutan” sıfatını da taşıyan Cumhurbaşkanının davetlerini dahi kapsadığı o tuhaf günlerden milletin oyuna ve seçtiği kişilere saygı gösterilen bu günlere gelinmesi alınan yolun mesafesini, verilen mücadelenin önemini göstermektedir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, o dönem, gazete manşetlerinden infaz edilen ve sürgünde ölen Ahmet Kaya’ya Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü vermesi, devletin yeni yüzünü sergilemesi açısından önemli başka bir belgedir.
Marmaray açılışında Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in dua edip, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın tam ortasında, kurdeleyi de kesenler arasında olması devletin zirvesinin halka, halkın milli ve manevi değerlerine verdiği önemin yansımasıydı.
Laiklik kisvesine bürünüp dinden arınmış bir toplum arzulayan azgınlara, laikliği bir ideoloji haline getirmiş ve din hürriyetini engellemeye kendini adamış olan hasta ruhlara, ümitsiz kronik vakalara devletin zirvesinin verdiği önemli bir dersti ve halktan önemli oranda destek görüyordu.
Nihayet Meclis benzeri garabetleri ortadan kaldıracak iradeyi gösterip tarihi yanlışları düzeltiyordu. Daha alınacak çok yol var, öyleyse durmak yok yola devam…


