Ölümü güzelleştirenler
Ölümler vardır milyonlarca yüreği sızlatan, yüreklere düşen ateştir. Ölümler vardır milyonlarca gözleri ıslatan acıdır. Ölümler vardır bir milletin ellerinin dua için semaya kalkmasına, yaratanla buluşmasına sebep olan. Ölümler vardır büyük küçük, yaşlı genç demeden kalplerin kabarmasına, yüreklerin dağlanmasına sebep olan. Ölümler vardır egemenlik sembolü bayrağı yarıya indirten.
Ölümler vardır güzeldir, ölümü güzelleştirenlerin ölümüdür.
Ölümün korkutan yüzünü çoktan aşan, merhamet yüzüyle tanışanların ölümüdür güzel olan ölüm. Düşündüren ve dertlendiren ölümü tebessümle karşılayıp, ölümün yüzüne gülümseyen ve onunla dost olanların ölümüdür güzel olan.
Kimi ölümler vardır ki, alabildiğine kutsallığı, insan iradesinin doruğunu barındırır içinde. Bir tokat misali iner insanlıktan nasibini almayanların suratına.
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar, yerler vardır. Çığlıkların çığlıkları izlediği, gözyaşlarının sel olduğu zamanlar vardır. Sarsıcı, gerçek tüm korkuları ve endişeleri sıfırlayan derin karanlıklara açılan zaman tünelleri.
Acının coğrafyası olan Soma’da bir avuç kömür için bir ömrü feda eden çilekeş insanların ölümü gölge, hayal hayattan kurtulup gerçekle, bütün çıplaklığı ile yüz yüze kalma keyfiyeti değil mi?
Soma’da onuruyla emek mücadelesi verirken şehadet şerbetini içip, hayatını kaybeden canların ölümü Azrail’e “hoş geldin” diyebilecek kadar hünerli olabilme gerçeği değil mi?
Yüzlerce metre derinliklere, karanlık dehlizlere, ucu olmayan tünellere kahramanca girip rızkını tırnağıyla kazıyan civanmertlerin ölümü helal kazancın, alın terinin, korku ile ümit arasında yaşamanın manifestosunu canlarıyla yazma harekâtı değil mi?
Bir son değil, yeni bir hayat için dirilişin boşluğuna uçan bu yiğitlerin yüzlerinde yok oluşun sonsuz avuçlarında terk ederken dünyayı, hakikatle buluşmanın, sevgiliye ulaşmanın tebessümü vardı.
Ölümün soğuk gerçeği ile yürekleri üşüyen, çaresizliğin çirkinliğini yaşamaya mahkûm edilen, sönmeye yüz tutmuş bir titrek mum ışığı yorgunluğundaki ümitlerini de, bu sevimsiz, daracık, güneş görmeyen kömür ocağı koridorunda kaybeden biçare insanlar, yürek yakan bir insanlık trajedisinin zoraki oyuncuları gibiydiler.
Hayatın acımasızlığına karşı direnç gösterip her gün mezara girer gibi toprağın altına girme cesaretini gösterebilen, son nefesini verirken dahi yaşadığı acıları elinin tersiyle itecek kadar cesur yürekli, avucundaki kâğıda “oğlum hakkını helal et” notunu koyabilecek kadar ince ruhlu idiler.
Her gün ölümü yeniden yaşamak, ölümün kokusunu en derinden hissedebilmek için yerin yüzlerce metre derinliğine inebilen, her seferinde dünya gurbetinden, aslî vatana geçişi yaşayan, fâni olan hayat yolculuğundan, fena bulan terhis tezkerecileri gibiydiler.
Ağırlaşmış olan hayat vazifesinden ve hayatın yüklerinden azat olup ahbabına kavuşmak, sevgililerin, dostların yanına gitmek için ölümü “vuslat köprüsü” olarak gören Mevlana’lar, Hacı Bektaş’lar, Yunus’lar gibiydiler.
Haksız, adaletsiz ve ahlaksız bir savaşla dünyayı karartanlara, kan, acı, ıstırap, ölüm, parçalanış ve ırza tecavüzlerin bütün iğrençliğini küfrün mütecavizliğiyle sergileyenlere karşı “direniş destanı” yazan “Bedrin Aslanları” gibiydiler.
Ölümübir son değil ebediyet, yeni bir hayat için diriliş olarak gören inanç abideleri olarak fani dünyaya el sallayan kahramanlar gibiydiler.
Canlı, kanlı ve zor günler geçirdiğimiz bu zaman dilimindeölü kokusuna alışarak, kan rengi hüzünler büyüterekölümü anlatmak yeryüzünün acıları, ölümlü olduğunu unutarak yaşayan kalabalıklara masal anlatmak gibi bir şeydir.
Oysa ölüm ebedi âleme açılan bir kapıdır. İnsanoğlu, ölmek için var olur, dirilmek için ölür ve ebediyeti duyup yaşamak içinde dirilir...
Ölüm kaçınılması mümkün olmayan bir gerçek, insanın dünyadaki imtihanının bir parçası, bir varoluş ve diriliş çağrısıdır.
Ölüm, insanın hesap vermesi ve sorumlu tutulması hakikatine kapı aralarken, diğer taraftan da fani olan insanın ebedileşmesinin de ilk basamağını teşkil etmektedir.
Ölüm, bir yok olma, bir inkıraz, bir çözülüp dağılma, bir hiçlik, bir tükeniş olmadığı gibi, karanlığın sınırından başka bir şey değildir. Ölüm, hayat külfetinden azade olmak, âlemi ahirete gitmek için bir terhis tezkeresidir.
Hayat kadar gerçekse ölüm de hasretle beklenen sevda ateşi gibidir. Ölümü düşünmemek, gerçekten kaçmaktır.
Allah (cc) bir daha böyle acılar yaşatmasın, yaralarımızı çarçabuk dindirsin inşallah. Ölüm üzerinden faydaya çalışan acizlere, çıkarı için cesetleri, gözyaşlarını kullanmaya çalışan fukaralara Rabbim fırsat vermez inşallah.
Yüreği olan, yüreğinde acıyı hisseden herkese Mevla’m sabırlar versin…


