Ölüme yürüyüş
Ölümü hiç düşündünüz mü?
Nedir ölüm?
Canın tenden çıkması mı? Bedenin, kemik torbası olup, olduğu yere yığılması mı? Hareketsizlik hali mi? Yoksa bir son mu? Bitiş noktası mı?
Nedir ölüm?
Bir düğüm noktası mı? Derin bir nefes alış mı? Bedenin, yolcu olan ruhu son durakta indirmesi mi? Yoksa büyük uyku hali mi?
Nedir ölüm?
Gölge, hayal hayattan kurtulup gerçekle, bütün çıplaklığı ile yüz yüze kalma keyfiyeti mi? Bir son değil; yeni bir hayat için diriliş mi? Ya da “Allah’tan gelen bir varlığın yine O’na dönmesi” midir?
Yoksa ölüm, bazı şeyleri gizleyen bir perde mi? Dünya hayatının son kapısı mı? Adımların farklılaşması mı? Yalan dediğimiz dünyanın, gerçek olduğunun farkına varılması mı? Ya da ölüm, ölüme hazırlananlar için özgürlüğün doruğa ulaştığı an mı?
Ölüm, acizliğin anlamı, belki de, son geminin limandan ayrılması mıdır?
Ölümü düşünmemek, gerçekten kaçmaktır. Ölüm er-geç insanı yakalayacağına göre, ölümü düşünerek hareket etmek ise akılcı davranmaktır. Müminler bu akılcılıkla yaşarlar. Ölüm gelene kadar salih davranışlarda bulunurlar. Çünkü Allah Kuran’da bunu şöyle emretmiştir: “Ve yakîn (ölüm) sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” [15- 99]
Lezzetleri yıkan, şehvetleri kesen ve insanları ayıran ölüm, kaçınılması mümkün olmayan bir gerçek, insanın dünyadaki imtihanının bir parçası, bir varoluş ve diriliş çağrısıdır.
Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar.
Allah’ın emri, takdiri ve yaratması ile olan ölüm gerçeğini kavramamız gerekiyor. Yaşamak için ölmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.
Yaşamak için ölmek zorunda olduğumuz gerçeğini düşünmemiz gerekiyor. Her ne kadar ölümü, yaşamımızla bir son, bir bitiş noktası olarak görsek de, kabul etmemiz ve hayatımızda uygulamamız gereken bir gerçek var ki; Ölüm bir son değil, yeni bir hayat için diriliştir!
Ölüm bir taraftan insanın hesap vermesi ve sorumlu tutulması hakikatine kapı aralarken, diğer taraftan da fani olan insanın ebedileşmesinin de ilk basamağını teşkil etmektedir. Bu açıdan ölümü, tıpkı hayat gibi, ahiret yurdunda ebedi mutluluğa ulaştıran bir vasıta ve nimet olarak algılamak da mümkündür.
Ölüm, bir yok olma, bir inkıraz, bir çözülüp dağılma, bir hiçlik, bir tükeniş olmadığı gibi, karanlığın sınırından başka bir şey değildir.
Ölüm, yaratılırken belli bir plân, program, hikmet ve maslahata göre yaratılan insanın, yine bir plân ve programa bağlı olarak bir boyuttan başka bir boyuta intikali, bir hâl değişikliği geçirmesidir. Amellerinin ürünlerine göre farklı bir sürece girmesi ve neticede vatan-ı aslîsine dönerek, inanç ve davranışlarının belirleyiciliği ile tabiî, müstakim ruhların iç içe vuslatlar koridoruna girip, Yaratan’la yüz yüze gelip görüşmeye yürümesi ve rıdvan yudumlaması demektir.
“Her nefis ölümü tadacaktır” gerçeğine binaen ölümün bir varoluş ve diriliş çağrısı olduğuna inanan ve cenneti öz yurdu bilip, ölümü bir cennet tebessümü olarak karşılayan mü’minlerin ölüme bakış ve yaklaşımı, aydınlık ve berraktır.
Hak ve gerçek olan ölüm, Mü’minler için dünya hapishanesinden kurtulmaktır. Sıkıntı ve meşakkatten azat olup sonsuzluğa geçiştir.
Fakat ölümden korkuyoruz. Her ne kadar kabul etmesek de ölümden korkuyoruz.
Sahi, ölümden bu derece niye korkuyoruz? Hem korkuyoruz, hem de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz.
Bu ne tezat böyle. Aslında biz ölümden/ölmekten korkmuyoruz. Asıl korkumuz, öldükten sonra ne olacağımız. Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için yaşıyoruz ama nedense, yarın ölecekmiş gibi Ahiret için hiçbir faaliyet yok.
Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar. Bu nedenle bir müminin sık sık ölümü düşünmesi, kendi dâhil tüm insanların yakında bir gün öleceğini tefekkür etmesi ve dünyaya bu bilinçle bakması gerekir.
Bu kadar sıcak gelişme, gündem arasında ölümü niye yazdım?
Dünyanın her köşesinde zulüm, kan, gözyaşı ve ölüm Müslümanların ortak yazgısı. İslam dünyası sadece seyrediyor. Müslümanlar birbirine ölüm saçarken İslam düşmanları gülerek, sevinerek seyrediyor, teşvik ediyor.
Mezhep algısı insan hayatının önüne geçiyor. Suriye’de yüzbinler katledilirken İran yönetim kendine yakın olması düşüncesiyle bu ölümlere destek çıkıyor. Mısır’da silahlı Müslümanlar silahsız olanlara ölüm saçıyor. Diğerleri? Yok, birbirimizden farkımız deyip sadece susuyoruz.
Bazen bize de uğruyor ölüm.
Geçen hafta amcaoğlu gencecik yaşında geçirdiği trafik kazası sonucu hakka yürüdü. Yüce Mevla’mın bizlere kendinize gelin ikazı acı oldu. Ardında dört tane minnacık yavru bırakarak vuslata eren bu kardeşinize Allah (cc) rızası için bir Fatiha okur musunuz?
Nedir ölüm?
Canın tenden çıkması mı? Bedenin, kemik torbası olup, olduğu yere yığılması mı? Hareketsizlik hali mi? Yoksa bir son mu? Bitiş noktası mı?
Nedir ölüm?
Bir düğüm noktası mı? Derin bir nefes alış mı? Bedenin, yolcu olan ruhu son durakta indirmesi mi? Yoksa büyük uyku hali mi?
Nedir ölüm?
Gölge, hayal hayattan kurtulup gerçekle, bütün çıplaklığı ile yüz yüze kalma keyfiyeti mi? Bir son değil; yeni bir hayat için diriliş mi? Ya da “Allah’tan gelen bir varlığın yine O’na dönmesi” midir?
Yoksa ölüm, bazı şeyleri gizleyen bir perde mi? Dünya hayatının son kapısı mı? Adımların farklılaşması mı? Yalan dediğimiz dünyanın, gerçek olduğunun farkına varılması mı? Ya da ölüm, ölüme hazırlananlar için özgürlüğün doruğa ulaştığı an mı?
Ölüm, acizliğin anlamı, belki de, son geminin limandan ayrılması mıdır?
Ölümü düşünmemek, gerçekten kaçmaktır. Ölüm er-geç insanı yakalayacağına göre, ölümü düşünerek hareket etmek ise akılcı davranmaktır. Müminler bu akılcılıkla yaşarlar. Ölüm gelene kadar salih davranışlarda bulunurlar. Çünkü Allah Kuran’da bunu şöyle emretmiştir: “Ve yakîn (ölüm) sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” [15- 99]
Lezzetleri yıkan, şehvetleri kesen ve insanları ayıran ölüm, kaçınılması mümkün olmayan bir gerçek, insanın dünyadaki imtihanının bir parçası, bir varoluş ve diriliş çağrısıdır.
Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar.
Allah’ın emri, takdiri ve yaratması ile olan ölüm gerçeğini kavramamız gerekiyor. Yaşamak için ölmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız.
Yaşamak için ölmek zorunda olduğumuz gerçeğini düşünmemiz gerekiyor. Her ne kadar ölümü, yaşamımızla bir son, bir bitiş noktası olarak görsek de, kabul etmemiz ve hayatımızda uygulamamız gereken bir gerçek var ki; Ölüm bir son değil, yeni bir hayat için diriliştir!
Ölüm bir taraftan insanın hesap vermesi ve sorumlu tutulması hakikatine kapı aralarken, diğer taraftan da fani olan insanın ebedileşmesinin de ilk basamağını teşkil etmektedir. Bu açıdan ölümü, tıpkı hayat gibi, ahiret yurdunda ebedi mutluluğa ulaştıran bir vasıta ve nimet olarak algılamak da mümkündür.
Ölüm, bir yok olma, bir inkıraz, bir çözülüp dağılma, bir hiçlik, bir tükeniş olmadığı gibi, karanlığın sınırından başka bir şey değildir.
Ölüm, yaratılırken belli bir plân, program, hikmet ve maslahata göre yaratılan insanın, yine bir plân ve programa bağlı olarak bir boyuttan başka bir boyuta intikali, bir hâl değişikliği geçirmesidir. Amellerinin ürünlerine göre farklı bir sürece girmesi ve neticede vatan-ı aslîsine dönerek, inanç ve davranışlarının belirleyiciliği ile tabiî, müstakim ruhların iç içe vuslatlar koridoruna girip, Yaratan’la yüz yüze gelip görüşmeye yürümesi ve rıdvan yudumlaması demektir.
“Her nefis ölümü tadacaktır” gerçeğine binaen ölümün bir varoluş ve diriliş çağrısı olduğuna inanan ve cenneti öz yurdu bilip, ölümü bir cennet tebessümü olarak karşılayan mü’minlerin ölüme bakış ve yaklaşımı, aydınlık ve berraktır.
Hak ve gerçek olan ölüm, Mü’minler için dünya hapishanesinden kurtulmaktır. Sıkıntı ve meşakkatten azat olup sonsuzluğa geçiştir.
Fakat ölümden korkuyoruz. Her ne kadar kabul etmesek de ölümden korkuyoruz.
Sahi, ölümden bu derece niye korkuyoruz? Hem korkuyoruz, hem de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz.
Bu ne tezat böyle. Aslında biz ölümden/ölmekten korkmuyoruz. Asıl korkumuz, öldükten sonra ne olacağımız. Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için yaşıyoruz ama nedense, yarın ölecekmiş gibi Ahiret için hiçbir faaliyet yok.
Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar. Bu nedenle bir müminin sık sık ölümü düşünmesi, kendi dâhil tüm insanların yakında bir gün öleceğini tefekkür etmesi ve dünyaya bu bilinçle bakması gerekir.
Bu kadar sıcak gelişme, gündem arasında ölümü niye yazdım?
Dünyanın her köşesinde zulüm, kan, gözyaşı ve ölüm Müslümanların ortak yazgısı. İslam dünyası sadece seyrediyor. Müslümanlar birbirine ölüm saçarken İslam düşmanları gülerek, sevinerek seyrediyor, teşvik ediyor.
Mezhep algısı insan hayatının önüne geçiyor. Suriye’de yüzbinler katledilirken İran yönetim kendine yakın olması düşüncesiyle bu ölümlere destek çıkıyor. Mısır’da silahlı Müslümanlar silahsız olanlara ölüm saçıyor. Diğerleri? Yok, birbirimizden farkımız deyip sadece susuyoruz.
Bazen bize de uğruyor ölüm.
Geçen hafta amcaoğlu gencecik yaşında geçirdiği trafik kazası sonucu hakka yürüdü. Yüce Mevla’mın bizlere kendinize gelin ikazı acı oldu. Ardında dört tane minnacık yavru bırakarak vuslata eren bu kardeşinize Allah (cc) rızası için bir Fatiha okur musunuz?


