--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Nereden nereye...

Burak Karen
Burak Karen

Paralel yapının, 17 Aralık kirli operasyonu üzerinden iki yıl geçti. Davutoğlu’nun “17 Aralık Türkiye’de vesayetin renginin, tipinin değişebileceğini gösteren bir olay”dır tespitiyle literatürdeki yerini alan itibarsızlaştırma, açıkça meydan okuma, öfke ve kirli kumpasın seneyi devriyesi. 

Gözü dönen, şehvete kapılan, kin ve nefretle kendisinden geçen The Cemaat, 17 Aralık’ta devletin kılcal damarlarına sızmış yargı ve polis gücüyle harekete geçmiş, birbiriyle ilişkisi olmayan düzmece iddialarla ve yasadışı dinlemelerle hükümeti devirmek istemişti. 

Üslup gerçeğin önüne geçmiş, inanılmaz bir nefret, bilgi kirliliği ve algı yönetimi ile klasik bürokratik devletçi zihniyet bu kez “cemaatçi” kılığıyla sivil siyasete darbe yapmaya çalışıyordu.

17/25 Aralık siyasete, sivil iradeye, Türkiye’nin geleceğine ve millete karşı kurulmuş açık bir kumpas, kirli bir tezgâhtı.

17/25 Aralık Türkiye demokrasisine yapılan Cumhuriyet tarihinin en alçak saldırısıydı.

17/25 Aralıkhoşgörü” maskesiyle yeni Türkiye’ye yönelik suikast, paralel yapının taşeron olarak kullanıldığı uluslararası bir operasyondu.

17/25 Aralık Başbakanın oğluna yönelik, ailesine yönelik bir cinnet hali, görülmemiş bir cüretle dünyada da örneği olmayan bir darbe girişimi idi.

17/25 Aralık çete yolsuzluk ve rüşvet kılıfıyla yargı erkinin kullanılarak milli sermayeye, milli bankaya, milli işadamlarına ve milli hükümete yapılan illegal darbe girişimiydi. 

17/25 Aralık’ta paralel yapının amacı devlet gücünü zayıflatırken milli iradeyi ve siyasi mekanizmayı da yıpratmak ve siyaseti ülke çıkarlarına göre refleks verebilir bir halden uzaklaştırmaktı.

17/25 Aralık’ta paralel yapı, güç zehirlenmesinin bir sonucu olarak birbiriyle hiç alakası olmayan üç ayrı dosyayı aynı çuvala koyup, tahrip gücü yüksek bir bombaya dönüştürerek, meşru Hükümete karşı darbe teşebbüsünde bulunuyordu. 

17/25 Aralık’ta Emniyeti, yargıyı, bürokrasiyi ele geçiren şer şebekesi, karanlık suç örgütü kirli ittifaklarla, operasyonlarla sıradan bir yolsuzluk bahanesi arkasına saklanmış bir darbe planıyla Erdoğan’ı yıkmaya çalışıyordu.   

17/25 Aralık gayri meşru yollarla rejim değiştirmeye, hükümet yıkmaya çalışanların sadece aklı değil, toplumun kahir ekseriyetini de yok sayarak sergiledikleri bu uçucu insanlık komedisiyle vardıkları yer, tarihin çöplüğüdür. 

Yaşanan erozyon ve yapılan tahribat bir hissizleştirme operasyonuydu ve her tarafımızdan sinsice kuşatılmış bir vaziyetteydik.  

Baştan beri meşruiyetini ve varlığını gizli siyaset, ideolojik tutum ve devletle çarpışmak olarak konumlandıran, Ak Parti’ye karşı devletin içinde örgütlenen, devletle çatışan ve çelişen paralel yapının bu kirli oyunlarına karşın Tayyip Erdoğan 17/25 Aralık’ta şaşırmayan tek kişiydi. Bu kirli ve çok yönlü saldırı “devrin Başbakanı” Erdoğan’ın güçlü liderliğiyle atlatıldı. 

Askeri darbelerden bıkmış aziz milletimiz, paralel yapının bu kirli oyunlarından Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın kumpasları iyi okuması, kararlı ve dik duruşu sonucu kurtuldu.

Yol çizdi, tavır koydu, tarih yapıcıların yolunu açtı. Onları diz çöktürmeye, onları tasfiye edip Türkiye’ye diz çöktürmeye dönük acımasızca devam eden çok uluslu müdahaleye meydan okudu.

Hükümette, meclis grubunda şaşıran çok oldu. AK Parti içinden Erdoğan’ın en güvendiği insanlar, yalnız bıraktılar destek vermediler, bu darbe sürecinde dostluk tutukluğu yaptılar.  

Paralel yapı güçsüzlüğü sebebiyle değil, haksızlığı sebebiyle yenildi.

Darbe girişimi akamete uğrayınca, cemaat muhalefetle birlikte siyasi mücadeleye girdi ve son iki yılda yapılan tüm seçimlerde akla hayale gelmeyen her türlü kirli yöntemi kullandı.

Kaset söylentileri, çamur at izi kalır mantığıyla yapılan çirkin ve ahlaksız saldırılar, karalamalar, tehditler, hakaretler, bir yerlere yazdık, hesaplaşacağız söylemleri geçirilen sinir krizlerinin, kavganın boyutunun nerelere geldiğinin göstergesidir.

Gönül dili diyerek incinmekten, kırılmaktan, hassasiyetten dem vuranlar, 2004 Türkiye’sinde kardeşlerime bir şey olmasın diyerek kendisini siper eden Erdoğan’ı, Firavun, Karun, Yezit diye suçladı.

Bu millet, sahte peygamberlere, Mehdilere, modern Yezitlere karşı hep uyanık olmuştur. Bu aziz millet her bir ferdiyle uhuvviyetin mayasıyla mayalanmıştır.

Bu millet, Selçuklu’dan gelen gelenekle, Osmanlı’dan kalan mirasla, lider Türkiye için mücadele eden liderine, yüzyıllara şekil veren ruha, kendine ve coğrafyasına kan veren damara sahip çıktı. Bütün siyasi söylemlerin üstünde bir siyasi irade olduğunu, bir tarihsel hedef olduğunu gösterdi. 

Bu millet, fitne-fesat üzerinden mevzi savaşları verenlere, küçücük çıkarları için büyük laflar edip bunu memleket meselesi olarak pazarlayanlara nasıl tavır alınacağını gösterdi.

Bu millet, demokrasiyi kemiren, adaletin altını oyan, eşitlik ilkesini tıkınarak bürokratik oligarşiyi büyüten bu böceklerin toprağa nasıl gömüleceğini gösterdi.

Bu millet, tarih yapıcıların ellerini güçlendirdi, işlerini kolaylaştırdı, yollarını aydınlattı, onlarla omuz omuza mücadele etti ve gerektiğinde nasıl bedel ödeneceğini gösterdi.  

Bu millet, küçük hesapları kapattı, küçük hesapların peşinde koşanların defterini dürdü, ülkenin ve milletin geleceğinin nasıl korunacağını dünya âleme gösterdi.

Bu millet, kısır tartışmaları, günübirlik dedikoduları, içi boş siyasi söylemleri, siyasi cambazlıktan başka bir işe yaramayan yorum ve analizlerin hükümranlığına nasıl son verildiğini gösterdi.

Bu millet, durmak yok yola devam diyerek hedefini ve Osmanlı torunu olduğunu kanıtladı…

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle