--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Nasihat istersen ölüm yeter

Burak Karen
Burak Karen

Gündemin acabaları arasında dolaşırken acı acı çalan telefonumda aldığım haber de gerçekte bir acının haberiydi. Bir yıl önce tek erkek evladını toprağa veren, evde dört bayan dört torunun koruyucusu amcamın ölüm haberi yüreğimizi en derinden burkuyordu. 

Kader inancının bütün acıların şifası olduğu gerçeğini düşünüp, acımızı yüreğimize gömerken yazımın konusunu da canlı, kanlı ve zor günler geçirdiğimiz bu zaman diliminde ölüm olarak seçip, önceden karaladığım bir şeyleri sizlerle paylaşacağım. Hakkınızı helal edip amcamın ruhuna bir Fatiha okumayı da lütfen ihmal etmeyin.    

Ölüm, mananın maddeye galebesi, dünya gurbetinden, aslî vatana geçiş, fâni olan beşerin, fâni olan hayat yolculuğundan, fena bulmasıdır. Ölüm, hayat külfetinden azade olmak, âlemi ahirete gitmek için bir terhis tezkeresidir.

  Ölüm, mecazi mahbubdan, hakiki mahbûba kavuşmak, fena, geçici hayattan, beka, ebedi hayata geçiş, bir tebdili mekân, zindandan cennet bahçelerine uçmaktır.

Ölüm yeni bir yaratılış mucizesidir. Zahiren bir inhilâl, çürüme ve dağılma olarak görünen ölüm, aslında ağırlaşmış olan hayat vazifesinden ve hayatın yüklerinden âzâd olup, ahbabına kavuşmak için, âlemi berzahta bir kavuşma kapısı olduğundan büyük bir nimettir. 

Ölüm sevgililerin, dostların yanına gitmeye sebep olan, dışı ürpertici olmakla beraber hakikat yüzü gayet parlak ve nurani olan ve âyette de işaret edildiği üzere: “Her nefsin tadacağı” bir gerçektir.

Ölüm; mümin için bir son değil ebediyet, geriye dönüşü olmayan bir geçiş kapısı, kişiyi asıl sahibine yani gerçek sevgiliye kavuşturan bir vuslat köprüsü, büyük bir mutluluk ve neşenin başlangıcıdır. Ölüm hele Allah için olursa koşulası bir olgu, özlenesi bir durumdur.

Lezzetleri yıkan, şehvetleri kesen ve insanları ayıran ölüm; kaçınılması mümkün olmayan bir gerçek, insanın dünyadaki imtihanının bir parçası, bir varoluş ve diriliş çağrısıdır. 

İnsanoğlu, ölmek için var olur, dirilmek için ölür ve ebediyeti duyup yaşamak için de dirilir. İnsan ölüm gerçeğini kendi kendine telkin ederek hem ölümle dostluk kurmuş, hem de onun korkutuculuğundan azade kalmış olur. 

Her nefis ölümü tadacaktır” gerçeğine binaen ölümün bir varoluş ve diriliş çağrısı olduğuna inanan ve cenneti öz yurdu bilip, ölümü bir cennet tebessümü olarak karşılayan mü’minlerin ölüme bakış ve yaklaşımı, aydınlık ve berraktır. 

Hak ve gerçek olan ölüm, Mü’minler için dünya hapishanesinden kurtulmaktır. Sıkıntı ve meşakkatten azat olup sonsuzluğa geçiştir. Ölüm; gölge, hayal hayattan kurtulup gerçekle, bütün çıplaklığı ile yüz yüze kalma keyfiyetidir. Ölüm bir son değil; yeni bir hayat için diriliştir!

Peygamber Efendimiz (asm): “Lezzetleri kaçıran ölümü çok hatırlayın” buyurmuştur. Ölümü hatırlayan insan tövbe eder, Allah’a sığınır, Allah korkusuyla kötülükleri terk eder ve iyiliklerini artırır. Ölüm herkese yakındır. Herkesin her an ölme ihtimali vardır. Fakat hiç kimse ne zaman öleceğini bilmez. Dolayısıyla yaşlı-genç demeden insan her an ölümü beklemeli, dünyada dünya için değil, ölüm ötesi için çalışmalıdır.

Ölümü düşünmemek, gerçekten kaçmaktır. Ölüm er-geç insanı yakalayacağına göre, ölümü düşünerek hareket etmek ise akılcı davranmaktır. Müminler bu akılcılıkla yaşarlar. Ölüm gelene kadar salih davranışlarda bulunurlar. 

Ölümü düşünmek insanı güçlü ve iradeli kılar. Nefsinin, dünyanın aldatıcı zevklerine kanarak kendisini yanlış davranışlara sürüklemesini engeller. İnsana, dünyadaki geçici ve salih olmayan tavırlara kapılmayacak iradeyi sağlar. 

Allah’ın emri, takdiri ve yaratması ile olan ölüm gerçeğini artık kavramamız gerekiyor. Yaşamak için ölmek zorunda olduğumuza kesinlikle inanmamız gerekiyor... Her ne kadar ölümü, yaşamımızla bir son, bir bitiş noktası olarak görsek de, kabul etmemiz ve hayatımızda uygulamamız gereken bir gerçek var ki;hayatın bu gerçeği karşısında ölüme hazırlıklı olmak her insanın şiarı olmalıdır.  

Hicranın zor ama tatlı sıkıntısı bitiyor. Vuslat başlıyor. Hicranı yaşayan, vuslatı özleyen birinin ölümü, kavuşmaktır tabii. 

Ölüm bir taraftan insanın hesap vermesi ve sorumlu tutulması hakikatine kapı aralarken, diğer taraftan da fani olan insanın ebedileşmesinin de ilk basamağını teşkil etmektedir. Bu açıdan ölümü, tıpkı hayat gibi, ahiret yurdunda ebedi mutluluğa ulaştıran bir vasıta ve nimet olarak algılamak da mümkündür.

Ölüm, bir yok olma, bir inkıraz, bir çözülüp dağılma, bir hiçlik, bir tükeniş olmadığı gibi, karanlığın sınırından başka bir şey değildir. 

Ölüm, yaratılırken belli bir plân, program, hikmet ve maslahata göre yaratılan insanın, yine bir plân ve programa bağlı olarak bir boyuttan başka bir boyuta intikali, bir hâl değişikliği geçirmesidir. 

Ölüm amellerinin ürünlerine göre farklı bir sürece girmesi ve neticede vatan-ı aslîsine dönerek, inanç ve davranışlarının belirleyiciliği ile tabiî, müstakim ruhların iç içe vuslatlar koridoruna girip, Yaratan’la yüz yüze gelip, görüşmeye yürümesi ve rıdvan yudumlamasıdır.

Rabb’im o günümüzde hepimizi rahmetiyle kuşatır inşallah. 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle