--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Muhterem Hoca Efendi

Burak Karen
Burak Karen

Muhterem Gülen Hoca Efendi;

Ülkede yaşanan 17 Aralık olayları devletin içini ahtapot gibi saran ve mücadele edilmez, yok edilmez ise geleceğimizi tamamen teslim alacak korkunç bir yapının ifşası ve sizin devlet içinde paralel yapı kuran bu çeteye sahip çıkmanız size olan muhabbetimi, sevgimi, saygımı bitirdi. 

Size karşı yitirdiğim hüsn-i zannımın sebebi olmanızdan yana kederliyim. Ortaya çıkan gerçekler ve uygulamalarınız nedeniyle artık “güvenemediğim” sizlere bir Müslüman olarak birkaç soru soracağım.

Yıllardır hoşgörü ve diyalog abidesi kesilen şahsınız bugüne kadar Türkiye’nin içinde ve dışında, ülkenin geleceğini ilgilendiren birçok önemli olay karşısında sessiz kaldınız. 

Güzel ülkemle ilgili pek çok önemli konuda “sükût edip”, dershanelerle ilgili düzenleme gündeme gelince bir anda hoşgörü ve diyalog felsefesini bir kenara atıp hırçınlaştınız, karşınızdaki bir Müslümana “Firavun” diyebilecek kadar celallendiniz.

Dershaneleri dokunulmaz kılan şey nedir? Niçin bütün köprüleri yıkıp kardeşlik hukukunu katlettiniz? Dershaneler kutsal mabetler miydi ki buraların haklarını(!) korumak için bütün ülke insanının hakkına hukukuna saldırıya geçtiniz?

Hizmet” denilen “ne olduğu belirsiz” bir küresel hareket için devşirilecek çocukların gideceği adresin önünün kesilmesi sizi bir anda okyanus ötesinden “beddualar” ettirecek kadar kendinizden geçirdi?

Bu kadar aleni bir arka çıkma ve henüz işin hakikati bilinmezken sanki ortada kanıtlanmış bir yolsuzluk varmış gibi saf tutarak hasmâne davranmak uhuvvet, muhabbet ve ihlas ilkeleriyle bağdaşıyor mu?

Bu nasıl bir hırs idi ki güç ve iktidar hırsı peşinde koşanların, dünyevi arzu peşinde ümmetin birliğine fitne sokanların, Allah’ın kelâmını ve Resulullah’ın sünnetini yani hak olanı bâtıl ile yer değiştirip, “hevâsını ilâhı edinenin” saldığı korkudan, saçtığı zehirden saçtınız ve size olan sevgi bağlarını kopardınız?

Ümmeti bölmeniz, vatan evlatlarını ayrıştırıp birbirine düşürmeniz “insanlığınıza sığdı mı?” 

Suizan, gıybet, dedikodu, iftira, günah avcılığı, başkalarının gizli-saklısını araştırma anlamına gelen tecessüs hastalığı ve henüz suçluluğu kanıtlanmadığı halde birilerini suçlu ilan etme anlayışı hangi hassasiyetinizin ürünüdür?

Kar yığınları gibi parlak ve lekesiz görünen sözlerinizin hakikat güneşi karşısında eriyip gittiğini gördüğünüz için mi telaşa kapıldınız? 

Her sıkıntılı halinizde bir sığınak olarak görüp sığındığınız Hudeybiye Sulhunu bugün niye aklınıza getirmiyorsunuz? Haçlı dünyasına, İsrailli dostlarınıza uzanan kardeşlik elleriniz, gönül bağlarınız; Allah’ın hatırına size kardeş gibi davrananlara niye uzanmadı?

Hiç kimseye karşı eksik etmediğiniz hüsn-i zannınızı size “Bu kardeşlerim ne istedi de geri çevirdim?” diyen devlet adamından esirgerken hiç mi “Acaba…” demediniz?

Muhterem Hocam. 

Her gün beyninize zonklatılan çan sesinden sıkılıp hiç ezan sesini özlemediniz mi? Elin topraklarında Karun gibi yaşayıp, göklerde dalgalanan çok yıldızlı bayrağı görmek yerine şehit kanlarıyla sulanmış kendi topraklarımda Yunus gibi yaşayıp, Ay-Yıldızlı Türk Bayrağını izleyeyim demek aklınıza gelmiyor mu?

1200 TL emekli maaşıyla Pennsylvania’daki kalenizde ya da sarayınızda sana hizmet veren sekreterler, aşçılar, uşaklar, şoförler, korumalar, kameramanlar, temizlikçiler ve müritler ile hep birlikte güzel bir hayat sürme kerametini nasıl gösteriyorsun?

İmam emeklisi olarak Bankacılıktan-Borsaya, Otelcilikten-Uluslararası Ananas ticaretine, Eğitimden-Dershaneciliğe, İnşaattan-Sanayiye kadar birçok işkolunda faaliyet gösteren ticari işletmelere dönüşen hizmet sektörlerini idare etmekte zorlanmıyor musunuz?

Uluslararası çapta milyar dolarlık işleri paylaştırabilen “Ananas sever” bir CEO olabilmek size bahşedilen bir keramet mi yoksa kürsülerde akıttığınız gözyaşlarının geri dönüşümü mü?

İsrail’e, derin devletin uyumlu kanadına ve onların medyasına, sermayesine göz kırparak kendi ülkesinde hükümetine meydan okuyacak cüreti kimden alıyorsun? 

Mavi Marmara’da Müslüman kardeşlerine yardım götürmekten başka gayesi olmayan silahsız insanlarımız, şehit edilen kardeşlerimiz için “Otoriteden izin alsaydılar” derken hiç mi içiniz sızlamadı?

Şakirtleriniz bazı sınavlarda soruları yandaşlarına dağıtırken hakkı yenen diğer insanların durumunu hiç düşündünüz mü?

Evladı dağa taşınmış, hangi gün cenazesi gelecek kaygısıyla dövünen Kürt; askere uğurladığı civan evladının tabutunu alan Türk anaların gözyaşlarının dinmesi için gösterilen çabaları sekteye uğratmak için gösterilen gayret insanlığa sığar mı? Bu süreçle ilgili “lehte hiçbir şey yazılmayacak” direktifini verirken hiç mi vicdanınız sızlamadı? 

Türkçe Olimpiyatlarınıza Peygamberimizin (sav) geldiğini söylerken hiç mi O’nunla yarın ahirette yüzleşeceğinizi hesaba katmadınız?

Muhterem Hocam. 

Dadaşlık, fıtrî bir ruh asaletidir. Dadaşlık, haksızlığa, korkaklığa, namussuzluğa, ihanete ve zalimliğe karşı bir duruş ve isyandır. Işıltılı yasakları terk, zifiri gecelerde gözyaşı ve gözleri kapadığında madde ötesine yelken açmanın adıdır Dadaşlık. 

Dadaşlık, çilenin doruğunda şükrü unutmadan yol almak zincirleri kırmaktır, ahde vefadır. 

Sizi Dadaş bilirdik yanılmışız Hocam.  

Gidenler geri gelmiyor, son pişmanlık fayda vermiyor Hocam. Allah cc. merhametlilerin en merhametlisi. 

Dua için açılan eller boş çevrilmiyor. 

Bir de duayı deneyin bakalım.  

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle