Muhalefet ‘neden’ sorusuna cevap arayamıyor
“Gerilim siyaseti” oluşturmak isteyen, dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi, kimliğimizi, sanatımızı darbelemiş, gizli protokollerle darbeletmiş olan ilkel, aborijin zihniyetli, vahşi bedevîler ve bundan medet uman güruhlar halktan yeni bir tokat daha yedi.
Bu kadar çirkin saldırıya, bu kadar karalamaya, bu kadar yalana dolana, bu kadar algı yönetimine karşın halk Cumhurbaşkanı seçtiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a olan sevgisinden taviz vermedi.
Faiz lobisinin, para baronlarının, mason localarının organize ettiği sokak gösterilerine, gezi olaylarına rağmen halk Tayyip Erdoğan’dan vazgeçmiyor, sahip çıkıyor.
Kendi güçlerini ölümsüzleştirmek isterken tavırlarıyla, sözleriyle tahkir ve tezyife kaçan, demokratik ahlaktan yoksun bir avuç tuzu kurunun Türkiye gündemini suni bir platforma kaydırma gayreti yine neticesiz kaldı, halk yine gereğini yaptı.
Halkın demokratik iradesine ipotek uygulama gayreti içine giren, kendilerini, inandıkları doğruları ve uğruna mücadele ettikleri ideolojilerini inkâr ederek halkın iradesine karşı hazımsızlık sergileme adına bir havuzda birleşen “düşman kardeşler” halktan yediği okkalı silleyle biri birine düştü.
İdeolojik mitolojilerinin, hurafelerinin kurbanı olan, adlarının önünde şaşaalı unvanlar bulunan bu zevatlar şimdi kendi iç savaşlarında birbirlerini yemekle meşgul hale geldiler.
Çatışmalarını rekabete, gerilimlerini verimli diyaloglara, ideolojik önyargılarını nefes açan projelere ve kutuplaşmalarını demokratik uzlaşmaya dönüştürme rüyasını arzulamak varken, kuzu postuna bürünmüş kurtlar olarak dününü inkâr edip hamaset nutuklarıyla gelecek adına dinamizm arama telaşına kapılan bu “garibanlar” halktan yediği her tokat sonrası sebeplerini aramak yerine “şükür duasına” çıkmayı ihmal etmiyorlar.
Bahçeli ve Kemalist zihniyet tek ve en güzel yaptığı işi yaparak muhalefet ediyor. Onların derdi meselelerin çözümü değil hakkın ve doğrunun karşısında olmak ve muhalefet etmek.
Elinde köleliğin akreplerinden başka bir şey olmayan ve bu millete kölelikten başka bir şey sunamayan Kılıçdaroğlu halkıyla ve kendisiyle barışı sağlayamadığı müddetçe boşuna arar barışı, geleceği ve düşlerini. Bir arzuyu duymak, bir fikri düşünmek yahut bir düşü kurmanın paylaşımla ve aksiyon ruhuyla oluştuğunu öğrenmeli artık.
Bölücülüğün ve terörün gerçek tohumlarını, Kemalist kadroların, farklı olana yaşama hakkı tanımayan, faşist, ırkçı anlayış ve uygulamaları ektiği gerçeğini görüp halkla barışmak için gayret sarf etmelidir.
Denizlerin nehirleri, toprağın bulutların gözyaşlarını, ateşin hava kabarcıklarım kucakladığı gibi tüm halkını kucaklayacak bir yürek arayan millete sıkıntıdan, gözyaşından, düşmanlıktan başka ne verebilmiştir CHP zihniyeti?
Kemalist ideolojinin dinleştirilip bütün halklara dayatılması, farklılıkların yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılması bütün çatışmaların kaynağıdır.
Bahçeli, konjonktürel milliyetçi duygularla hak ile batıl, aydınlık ile karanlığın savaşında karanlık beyinler üzerine doğan adalet ve insanlık güneşi, milletin düşünceleri için yumuşak bir halı, hayalleri için esenlik ve sevinç yumağı oluşturmak yerine, millet karşıtı milliyetçiliği, hakikate ve adalete tutkulu sıçrayış yerine zinde güçlerin kin ve öfke kusan beyinsizliklerine, düzeysizlik ve ilkelliklerine yamanmayı yeğlemiş ve bir defa daha halkın mana yüklü gülücükleriyle morarmıştır.
Millet vicdanında mahkûm olan Bahçeli bugün muhalif beyanlar ile duyumsal şaşkınlıktan ruhsal coşkuya, şaşkınlığın kemirici yalnızlığından ümidin şefkatli beraberliğine ve halkın beklentilerine karşı sorumluluk bilincine sahip çıkmazsa sonuç değişmeyecek, her defasında kaybeden olacaktır.
Bütün halkı görmeyen, işitmeyen, kendi adına karar veremeyecek ve güdülmeye mahkûm zavallılar olarak görecek kadar sefil, her türlü “izm”e hizmetle çağdaş putperestliği şiar edinmiş piyasa dini mensupları, işbirlikçi, çıkar ilişkileri olanlar, tahakküm altında olanlar her defasında mağlup olacaklardır.
Halkın yanında olmayanlar, aklını vahyin üstünde tutanlar, kültürel yabancılaşmaya uğramış, yozlaşmış, piyasa bağımlısı kişiliksizleşme hastalığına duçar olmuş olanlar, hırsı aklının önüne geçenler, Hıristiyan-Yahudi’yi dost edinip din kardeşine sırtını dönenler, el-âlemin aklıyla oturup kalkanlar, okyanus ötesinden zampinglenenler, ahlakı yerine hevâ, heveslerini, vicdanı yerine cüzdanını düşünenler, eğri oturup doğru konuşamayanlar her defasında yenilgiye mahkûm olacaklardır.
Halka, demokrasiye, millî iradeye, akla, mantığa, temel insan haklarına, sağduyuya aykırı olarak bazı yasaklar ve tabular koyarak kendi doğrularını, yaşam biçimlerini “devletin tasavvur ettiği yaşam biçimi” olarak enjekte etmeye kalkanlar her defasında halkın sillesine duçar olacaklardır.
Halk değerleri, gelenekleri, inançları ve hareket tarzlarıyla barışık gördüğü Başbakana geniş bir hareket alanı çizerek iktidara getiriyor, cumhurun reisi seçiyor.
Bu kadar çirkin saldırıya, bu kadar karalamaya, bu kadar yalana dolana, bu kadar algı yönetimine karşın halk Erdoğan’a olan sevgisinden taviz vermiyor, her defasında kazanan ilan ediyor.
On iki yıldır dış güçlerin desteğiyle hareket eden ülkedeki azgın azınlığın, beyaz Türklerin her türlü oyununa, her türlü kumpasına karşı Anadolu insanı Başbakan’dan vazgeçmiyor, galip ilan ediyor.
Boyalı basının satılık kalemşorlarına, paralel örgütün sermaye ve medyadaki müttefiklerinin ağır ithamlarına karşı her defasında sandıkta gülen, milli iradenin tercihine mazhar olan Başbakan oluyor.
Vakit neden sorusuna cevap arama vakti değil mi?


