Muhalefet adına ihanet
Siyasetin yozlaştığı, insanların siyasetçilere güvenemediği, türlü entrikaların döndüğü bir zaman diliminde Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Demirtaş gibi üç “yapay” liderin siyasi arenada olması ülke adına talihsizlik, Ak Parti adına ise piyango gibi.
Tek dertleri meselelerin çözümü değil hakkın ve doğrunun karşısında olmak ve muhalefet etmek olan Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Demirtaş faiz lobisinin, para baronlarının, mason localarının güdümünde verilen görevleri ifa etmeye çalışan “tahtadan kral”lardır.
Askerimize karşı girişilebilecek her türlü saldırının önünü alan, Türkiye’nin yeni bir şantaj sorunu ile karşılaşma ihtimalini sıfırlayan, bir bahaneyle ülkeyi savaşa sokmak isteyenlerin oyununun bozulduğu tarihe geçecek bir askeri/diplomasi operasyon zaferinin ardından bu kadar çirkin saldırıya, bu kadar karalamaya, bu kadar yalana dolana sarılan, ideolojik mitolojilerinin, hurafelerinin kurbanı olan, adlarının önünde şaşaalı unvanlar bulunan bu zevat hâlâ oyunda oynaşta, hâlâ muhalefet olsun diye ihanette.
Türkiye’de muhalefet adına ortada dolaşan bu “tapınak şövalyeleri”, hayatlarının hiçbir evresinde dünyadaki asıl haksızlıkların ve yanlışlıkların farkına bile varamamışlardır. Bu “felaket tellalları”, korku tacirliği yaparak bir yandan milletimizin gönlüne perde çekmeye çalışmakta, diğer yandan ise demokrasimizin olgunlaşması ve geleceğini tehlikeye atmaktadırlar.
Bunların asli görevleri “kandan ve şiddetten nemalanmak”, dar bir ufukla hareket ederek her şeye karşı çıkmak, her türlü öneriyi gözü kapalı reddetmek ve ağır politik demagojilerle cevap vermek değildir.
Kendi makamlarını, güçlerini ölümsüzleştirmek isterken tavırlarıyla, sözleriyle tahkir ve tezyife kaçan, demokratik ahlaktan yoksun bir avuç tuzu kurunun Türkiye gündemini suni platformlara kaydırma gayreti ne demokrasinin, ne milliyetçiliğin, ne de insan hakkı aramanın yol ve yöntemi değildir.
Molotoflu, maskeli, silahlı eylemleri kışkırtarak, ülkenin huzurunu bozan, ekonomik ve siyasi istikrarını sarsan, kanlı sokak gösterilerini ateşleyip onlarca insanın ölümüne yol açan bu “tahta kafalar” milletten tokat yedikçe sendeleyip hezeyanda bulunuyor, saçmaladıkça da milletten tokat yemeye devam ediyorlar.
Bu Daltonlar at gözlüklerini takıp rakiplerin safında yer alarak muhalefet görevini yaptıklarını zannediyorlar. Oysaki hak ve özgürlükler temelinde birlikte yaşamayı esas almak, ülkenin zenginliklerine sahip çıkmak, bölgemize yönelik işgal ve sindirme politikalarına karşı çıkmak gibi asgari müştereklerden hareket muhalefetin temel görevleridir.
İdeolojik olmayı bir pespayelik haline sokanlar, halkın tercihlerine yönelik müdahalede bulunmayı marifet sayanlar alternatif üretme yerine millet ile bir siyasi düelloyu seçmekte, her defasına halktan yedikleri tokat dahi akıllarını başlarına getirmemektedir.
Türk siyasetinde kronik hale gelmiş muhalefet anlayışı hassas bir dengede duran huzur ve güven ortamını sıkıntılı bir istikamete yönlendirmeyi, siyaseti, ekonomiyi istikrarsızlaştırmayı, komşular ile ilişkileri dinamitlemeyi marifet saymaktadır.
Kendilerine duydukları güven çoğunlukla azgın egolarının, uçsuz bucaksız ihtiraslarının, toplumsal kökenlerindeki zafiyetlerin yansımasıdır.
“Gerilim siyaseti” oluşturmak isteyen, dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi, kimliğimizi, sanatımızı darbelemiş, gizli protokollerle darbeletmiş olan ilkel, aborjin zihniyetli, vahşi bedevîler yüz yıldır ülkede oynanan çirkin oyunun devamını getirebilmek için gayret sarf ediyorlar.
Halkın coşkusunu göremeyen, feryatlarını işitmeyen, toplumu kendi adına karar veremeyecek ve güdülmeye mahkûm zavallılar olarak görecek kadar sefil olan, kafalarındaki plastik “izm”lere hizmeti ve çağdaş putperestliği şiar edinmiş olan, işbirlikçi ve çıkar ilişkileri olan, tahakküm altında olan bu lidercikler, okyanus ötesinden idare edilen kuklalardır.
Bunların iktidar olmak gibi bir kaygısı yok, iktidara gelebileceklerine kendileri de inanmıyor. İktidar olmak için herhangi bir programları da yok. Vatandaşın haklarını korumak için iktidarı sorgulayan, çamur atmayan, alternatif üreten muhalefet olmak gibi bir kaygıları da yok. Bunlar gösteri siyaseti yapıyor.
Sol, Kürt milliyetçiliği, ülkücülük barıştı, “Gülen havuzu”nda birleşti de, toplumun hücrelerine sinmiş olan Müslüman kültürü, kardeşliği ile barışamadı. Halk demokrasi bezirgânlarından, özgürlük tüccarlarından, inanç düşmanlarından rövanşı her sandıkta alıyor fakat bunlar anlayış özürlü oldukları için idrak edemiyorlar.
Bunların enaniyet, menfaat duyguları ön plânda, hile ve yalanın kabul edildiği bir iklimde hayat bulmaya çalışıyorlar. Bunların elleri bağlı, gönülleri kirli, zihinleri bulanık.
Kanın durması barış, dostluk ve karşılıklı güvenin yeniden kurulması ve onarılması için kardeşlik projesini hayata geçirmeye çalışan iktidara “ülkenin üç siyasi cücesi” de muhalefet ediyor.
Hak ve özgürlükler temelinde birlikte yaşamayı esas almak, ülkenin zenginliklerine sahip çıkmak, bölgemize yönelik işgal ve sindirme politikalarına karşı çıkmak gibi asgari müştereklere bunlar muhalif.
Bu kadar çirkin saldırıya, bu kadar karalamaya, bu kadar yalana dolana, bu kadar algı yönetimine karşın halk Erdoğan’a, Davutoğlu’na olan sevgisinden taviz vermiyor, her defasında kazanan ilan ediyor.
Halk değerleri, gelenekleri, inançları ve hareket tarzlarıyla barışık gördüklerine el uzatıyor, gönül veriyor.
Boyalı basının kiralık kalemşorlarına, paralel örgütün sermaye ve medyadaki müttefiklerinin yalanlarına, kirli oyunlarına karşı her defasında sandıkta gülen, milli iradenin tercihine mazhar olan Ak Parti oluyor.
Niyeti halis olanı yaradan hep muzaffer kılıyor. Gerisi laf-ı güzaf…


