--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mızrak artık çuvala sığmıyor

Burak Karen
Burak Karen

Seçimin son düzlüğüne girildi, tansiyon iyiden iyiye artı. İlginç gelişmelerle değişen minvaller herkesi şaşırtır oldu.
Siyasi hırsları ile varlıklarını koruma talaşına giren muhalefet liderleri kuzu postuna bürünmüş kurtlar olarak dününü inkâr edip hamaset nutuklarıyla gelecek adına dinamizm arama telaşına kapılırken, yeniden kurmak için yıkmaktan çekinmeden, beyaz sayfalara siyah kelimeler koyan kafa yapılarıyla yönetici kılıklı Truva atlarını oynamaya başladılar.

Nefretin nefreti emzirdiği bir mıntıkada, kaygan bir düzlemde, puslu bir havada, cehalet tamahla, hırs hülya ile öldürme içgüdüsü ince hesapla yarış halinde.

Bir yanda yüzde ellilere yaklaşan siyasi desteğiyle AK Parti, diğer tarafta tek başına AK Parti’yle mücadele edemeyen ve yeni vesayet odaklarının ittifak oyunlarıyla bir araya gelen paralel yapı ve muhalefet.

Hukuku zorlayan haksız uygulamalarla, sokakları hareketlendirmeye çalışan provokasyonlarla, partiler arasında adı konulmamış ittifaklarla AK Parti’nin üzerine geliniyor.

CHP ve MHP devlet içinde çöreklenen, pek çok kirli işe karışan ve kendisini “dini cemaat” olarak sunan kayıt dışı siyasi bir örgütle yoldaş gösteren tutumlar sergileyebiliyor.

Müslümanlar, Hıristiyanlığın öğeleriyle kuşatıldı, bir anlamda esir alındı.

Türkiye, hak etmediği bir otoriterlik-diktatörlük suçlaması girdabına sokulmaya çalışılıyor.

Tarihsel süreçte halktan uzak, statükonun bekçiliğinden başka hiçbir işe yaramayan CHP ve diğerleri çetelere yeniden can suyu vermek için, kan ve gözyaşı üzerinden işbirliği yapıyorlar.

Kürt sorununun mucidi CHP, istismarcısı BDP şimdi de “işbirlikçi” oldular. BDP-CHP-MHP, paralel yapı ve onların yandaş medyası kol kola. CHP-MHP ve BDP bölücü odakların duygu, düşünce ve hedeflerine hizmet etme, destek verme noktasında görev dağılımı yapmış gibiler.
BDP ile CHP zihniyet ikizi. İkisi de jakoben, ikisi de üstten bakıcı, ikisi de laikçi. İkisi de dinden, ahlaki değerlerden uzak, ikisi de toplumun büyük bir bölümünü öteki olarak değerlendiriyor.

Her iki parti de solcu gibi görünüp milliyetçilik esasına göre politika üretiyor. Hepsinden önemlisi ise ikisi de mevcut statükonun değişmesinden bir hayli rahatsız. BDP’nin yaslandığı siyasi mantık kendisine bir ideoloji üretirken CHP’yi bire bir kopya ediyor.

BDP’nin CHP’yle sol çizgide buluşması kan çekmesidir. İkisi de milletin değerlerini küçümseyen jakoben anlayışın farklı bir versiyonudur.
Bu Türk vesayetçi zihniyetinin temsilcilerinin, komitacılığa, çeteciliğe, kendi tabirleriyle eşkıyalığa alışmış tiplerin, terörle şiddeti birbirine endeksleyen zihniyetin kardeşliğidir.

Bu birliktelikte CHP’nin sırtını yasladığı devlet desteğinin büyük ölçüde kaybolmasıyla kendine yeni bir yol, yeni bir tarz arıyor. BDP’li siyasetçiler ise, toplumun sinir uçlarını harekete geçirmenin yollarını arıyor.

Bugün Kürtleri temsil iddiasında olan ya da kendisini Kürt meselesinin patronu sayanlarla, iktidar şehvetiyle, erk koltuğunun dayanılmaz arzusuyla iktidar düşleyenler hırs şebekesinin kollarında geziyor ve gerçeğin rüzgârında savruluyorlar.

Bahçeli konjonktürel milliyetçi duygularla hak ile batıl, aydınlık ile karanlığın savaşında milletin düşünceleri için yumuşak bir halı, hayalleri için esenlik ve sevinç yumağı oluşturmak yerine, millet karşıtı milliyetçiliği, hakikate ve adalete tutkulu sıçrayış yerine zinde güçlerin kin ve öfke kusan beyinsizliklerine, düzeysizlik ve ilkelliklerine yamanmayı yeğliyor.

Gerçek niyetlerin ve yüzlerin ortaya çıkması bu seçimlerin bir “hak batıl mücadelesi” olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor. Kutuplar bölündü. Bir yanda büyüyen, enerji hatlarına inen, denizlere açılan, bayrağının geçmişte dalgalandığı ülkelere giren yeni Türkiye’nin mimarı AK Parti, diğer yanda paralel yapı, MHP-CHP-BDP, yandaş medyaları ve diğerleri.

Her tarafımızdan sinsice kuşatılmış bir vaziyetteyiz. Yaşanan erozyon ve yapılan tahribatı hissizleştirme operasyonu olarak değerlendirebiliriz.
Müslümanları 21. yüzyılın zencileri veya lanetlileri yerine koyarak dünyada fitneyi harlı tutan Emperyalist Haçlı/Siyonist ortak gücünün piyonu olarak hareket eden paralel yapı, bu bedeli en başta itibar ve meşruiyet kaybı olarak ödeyecektir ki; çok erken ödemeye başladılar. 40 yıllık birikim 40 günde berhava oldu.

İsrail’in varlık ve güvenliğine karşı bir tehdit oluşturmayan, Hıristiyan dünyası ile teolojik ve siyasi bir çatışmaya girmeyecek, batı uygarlığına karşı bir tehdit ve batıya karşı ekonomik, siyasi, kültürel anlamda rakip olmayacak bir Türkiye rüyaları erken bitti.
Mızrak artık çuvala sığmıyor.

Barışı konuştuğumuz zaman bile savaş dilini konuşursak sonuca ulaşamayız. Çünkü savaşın dili barışı zehirleyen bir anlayışa sahiptir. Herkesin bu zehirden arınması lazımdır.

Vahşetle şefkatin ittifakı olur mu? Maddeyi putlaştıran, çıkarı ve kuvveti esas alan Vahşet Medeniyeti ile insanı esas alan temelini şefkat, sevgi, merhamet, erdem, yardımlaşma, dayanışmanın oluşturduğu İslam Medeniyeti ittifak edebilir mi?

Tüm dünyaya şiddet ve zulüm ihraç edip savaştan ve kandan nemalananlar sokaklarda esen kâbus gibi havanın, olağanüstü gerginliğin ve yüksek tansiyonun müsebbipleridir.

Devlet içinde devlet kurma hayalleri kuran İttihat Terakki çetesine, güdümlü demokrasi yandaşlarına, kendini bu aziz millete vasi tayin eden bütün vesayetçilere en güzel cevabı meydanlar veriyor.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle