Milli sendrom
Başbakan’ın, Yeşilay Cemiyeti’nce düzenlenen “Global Alkol Politikaları Sempozyumu”nun açılışında alkol teşvikini eleştirip, “bira milli içki olarak halka sunulmuştur, hâlbuki bizim milli içkimiz ayrandır” sözleri ülkede gündem oldu.
Siyasi liderlerin, milletvekillerin, gazetecilerin, yazarların, sanatçıların, gurmelerin, diyet uzmanlarının ve giderek her meslekten vatandaşın katıldığı bir tartışma konusu oldu.
Bir anda ayran içip, ayrı düşenlerin sesi yükseldi. Başbakan muhalifi akşamcı yazarlar çok bozulup hemen karşı çıktılar. Ayran düşmanları ortaya çıkıp, içecekleri siyasi anlayışa göre kategorize eden adımlar atıldı.
Başbakan Erdoğan’ın, “Özgürlükler ile istismar arasındaki hassas dengeyi, özgürlükler ile toplum sağlığı arasındaki ince çizgiyi muhafaza etmek zorundayız” anlayışı birilerini ürküttü. Hükümet olarak halk sağlığına verilen önem, insan odaklı yaklaşım özellikle akşamcı cenahın telaşesini artırdı.
Çeşitli sivil toplum kuruluşları, memleket sevdalısı milletvekilleri, sırf muhalefet olsun diye itiraz eden tiplemeler ortaya çıkıp “gerçeği bulandırmak” için alternatif milli içki isimleri ortaya attılar.
Peki, milli içkimiz neydi?
Herkesin milli içkisi farklı.
Türk Patent Enstitüsü 2009’da rakıyı milli içki olarak tescillemiş. Ülkede laiklik kisvesi, Atatürkçülük maskesi ile milletin inancına, töresine, geleneğine düşman azınlığın milli içkisi alternatifsiz alkol.
Alkolü rejimin teminatı olarak gören tek parti iktidarının tepeden inmeci, dayatmacı zihniyeti içki içmeyi laik ya da Kemalist olmanın teminatı, entelektüelliğin mutlak şartı, okuryazar olmanın sembolü gibi görüyor. Çağdaşlaşacağız, modernleşeceğiz, uygarlaşacağız, alafrangalaşacağız denilerek alkol ile rejim arasında bağlantılar kuruyorlar.
Alkol gücün ve kendinden emin olmanın sembolü idi, sonra statü göstergesi oldu. Öyle ki bu ülkede ilericiliği ve çağdaşlığı resmi veya özel davetlerde alkollü içki içip içmemeye indirgeyecek kadar bunayan sapık bir zümre oluştu.
Alkol teşviki o kadar ileri noktalara taşındı ki, alkollü içeceklere halis gıda süsü verilerek okul kitaplarında, hatta lokantalara afişler asarak millete dayatılmaya çalışıldı.
Şu bizim kafayı bulan çağdaşlar, ilericiler, laikler, Kemalistler alkolü, eğlence kültürünün bir parçası hâline getirmeye çalışarak memleketimizin kocaman bir meyhaneye dönmesini, içkinin yayıldıkça yayılmasını istiyordu. Fakat toplumsal yapı, toplumsal doku, devlet eliyle teşvik edilen alkole karşı direnç gösterdi.
Milletinin kimlik ve kişilik değerleriyle, inanç ve gelenekleriyle uyum içinde olmak yerine sarhoş olup, kendilerini kaybederek sözde modern olmayı yeğlediler. Bunlar milli kelimesine bile düşman azgın tiplemelerdir.
Zeki Karadeniz insanı “alternatif” milli içkisini hemen ortaya koydu. Ülkede en çok tüketilen, her an hayatın içinde olan, sınıfsallıkları, sınıfsallıklardan türeyen kültür farklılıklarını yok eden, her mevsim huzurun bir parçası olan ve tiryakiliğiyle övünülen tek içecek çayın milli içki olma vasfını çoktan kazandığını belirtip, milli içkinin çay olduğunu dünya âleme ilan bile ettiler.
Kimileri Atatürk’ün “Hardaliye”yi milli içki ilan ettiğini ilan etti, kimileri “Kımız”ı. Anadolu insanı sesini fazla yükseltmese de yöresel olarak kimine göre “şerbet”, kimine göre “Şalgam suyu”, kimine göre “meyan kökü şerbeti” milli içki sıfatını kazanmış ve itibarını sürdürüyor.
Bütün insanlığın ortak içeceği “su” sessiz hükümranlığını sürdürürken, tüketim rakamları ülkemizin kralının “kola”olduğunu haykırıyor.
1 Mayıs kutlamalarından sonra ülkede bir de “milli gaz”ımızın ve bu gazın müptelalarının olduğunu gördük. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne özel hazırlanmış örnek dayanışma ve emek harcayan yüzleri maskeli, elleri molotoflu ve taşlı, demir bilyeli, sapanlı farklı “marjinal gruplar” güvenlik güçlerinin oluşturduğu barikatlara karşı üstün emek harcayarak saldırdılar ve karşılığında milli gazımız “biber gazı”yla hemhal oldular.
Siyasi taassubun “biber gazlısı” böyle bir şey olsa gerek. Duvarlara orak çekiç çizerek, milletin malını talan ederek, ortalığı yakıp yıkarak dayanışma sergiliyor. İplerini birilerinin eline vermiş “angut”lar sözde özgürlük adına, emek adına, dayanışma adına eylem yapıyor. Çizdiği orak çekicin mezara gömüleli yarım yüzyılı bulduğunu bilmeyecek, görmeyecek, anlamayacak kadar dallama tipler.
Kendi beynini, bedenini, düşüncesini, dikkatini birilerinin emrine sunmuş, onlardan gelen direktif doğrultusunda bir şeylere karşı çıkmak, yakmak yıkmak, iradesini bir başkasının eline teslim etmek biber gazı bağımlılığından kaynaklanıyor olsa gerek.
İşin garibi ise milli gazımız biber gazını koklamak için her haltı işleyip sonrasında ise isyan edip dert yanmak olsa gerek. Hak arama, özgürlük, emek, dayanışma adına kaldırım sökeceksin, sokak lambalarını alaşağı edeceksin, caddede sağlam cam bırakmayacaksın, sonrasında ise dert yanacaksın.
Bütün bunlar angutluk ile biber gazının bileşiminden kaynaklanan bir davranış şekli olsa gerek. Dayanışma adına, emek adına kaldırım söküp devlete, millete zarar verip, ortalığı kasıp kavurmak, ilgisiz insanların ölümüne, yaralanmasına sebep olmak ise biber gazı bağımlısı canilik olsa gerek.
Bakalım güzelim ülkemde milli olarak daha neler görüp, duyacak, yaşayacağız.


