Medeni Avrupalının Madrid hatırası
Coğrafyamızda kirli, piyon ve karanlık örgütler türedi. Akla zarar icraatlar, eylemler yapılıyor. Toplumların coğrafi, tarihsel, zihinsel, kültürel, sosyal ve politik olarak işgal, sosyal ve ekonomik dokusu tahrip ediliyor.
Sonrasında ise sömürgeci işgallerle elde edilen topraklarda yaşayan yerli halk tecrit ediliyor.
Planlı, kasıtlı ve sistemli bir şekilde, İslam ile terör kelimeleri yan yana kullanılıp algı operasyonları yapılıyor.
Ortadoğu’da, Batı Asya’da, Afrika’da çıkarılan savaş-terör-çatışma ortamı ile yağmalanan kaynaklar, tüketilen imkânlar, çıkarlar uğruna çıkarılan karışıklıklar pahasına sürdürülen ve yaşanan acılarla süslenen kanlı bir pazar oluşturuluyor.
Bu pazar içinde Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Cezayir, Yemen ve Filistin’deki illegal saldırılar sonucunda yüz binlerce masum insan öldürüldü. Milyonlarca kişiyi vatansız, evsiz barksız bırakan ve mülteci kamplarına mahkûm eden Avrupa uygarlığı! baş rolde.
İdarecisi, planlayıcısı ve eylemcisi Batı medeniyeti, yani “küresel şer ittifakı”…
“Barış, demokrasi ve özgürlük” ile makyajladığı sömürü politikalarını, milyonlarca insanı katlederken, milyonlarca insanı da mülteci konumuna düşüren…
“Terörle mücadele” ve “ulusal güvenlik” kisvesi altında zayıf ve yoksul ülkeleri istila edip sömüren…
Bölgedeki yer altı ve yer üstü kaynakları gasp edip, sömürü alanlarını genişleten, bu milletler üzerinde tahakküm oluşturmayı asli hedefleri olarak gören…
Kendi menfaatleri dışında hiçbir şeye hak tanımayan, demokrasi ve insan hakları gibi değerleri, başkalarını kandırmak için bir araç olarak kullanan ilginçtir ki dünyayı medeni diye kandıran…
Yüzyıllardır mazlum milletleri alabildiğine sömürüp, bu sayede kendi refahını sağlayan, kazandığından çok daha fazlasını harcamaya alışmış bir toplum düzeni oluşturan, refahını korumak için sömürmeye, sömürmek için de savaşa ihtiyaç duyan…
Sayısız hayatı paramparça edip, insanları muhtaç ve umutsuz bırakan, küçük menfaatleri uğruna insan haklarını hiçe sayan…
Ortadoğu’yu bir film platosuna dönüştüren, dünyanın her tarafında akan kan ve gözyaşının mimarı, Batıdan doğuya bütün İslam coğrafyasını yangın yerine çeviren…
Müslümanlara ve İslam coğrafyasına hukuksuz ve insafsızca saldırmayı, o coğrafyada kargaşa yaratmayı kendine bir sorumluluk haline getiren, çıkarları uğruna yapamayacak şeytanlıkları olmayan kahpe Batı hep sahnede.
Demokrasinin beşiğiyiz diye toplumları kandıran, varlıkları sömürü düzeni üzerine kurulmuş olan, uygarlığı, ekonomisi, ahlakı yerle bir olmuş hasta ve yaşlı Avrupa hep başrolde.
Demokrasi, hümanizm, insan hakları ve düşünce özgürlüğünün beşiği kabul edilen Avrupa’nın özü budur.
Milyonlarca insan işgaller, etnik çatışma, otoriter rejimler ve insan hakları ihlalleri sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalırken vicdansız Avrupa kapılarını kapatıp ağlıyor.
Savaştan, eziyetten ya da yoksulluktan kaçarak Avrupa kıyılarına ulaşmak için hayatlarını tehlikeye atmaya hazır yüzbinlerce mültecinin hayalini süsleyen Avrupa uygarlığı ve insanların yaşayış biçimleri mi acaba?
İnsanlar her şeyini feda ederek, ölümü de göze alarak, neden Avrupa’ya ulaşmaya çalışıyor?
Kapılarını insanlığa kapatan Batı uygarlığında insanlığın zerresi kalmamış. Dayanışma ve paylaşım hak getire.
Sorunun kaynağı olanların, sorunlara çözüm ürettiği görülmüş müdür?
İnsanın insanca yaşamını pazarlık masasına yatıran Avrupa medeniyetinde acımasızlık devlet katından halk katmanlarına inmiş durumda.
Ahlaksız, cahil, bencil ve bir o kadar da zalim Batı’dan ekranlarımıza izlerken insanı insanlığından utandıran iğrenç görüntüler yansıyor.
Batı dünyasının ikiyüzlü söylemleri, eylem ve davranışları, ortak şikâyetimiz, müşterek derdimiz.
PSV taraftarlarının, Şampiyonlar Ligi’ndeki A. Madrid maçı öncesi toplandıkları meydanda Suriyeli mültecilerle insanlıktan nasibini almamış şekilde alay edip, “sahnedeki soytarılar” ve “muktedir izleyiciler” edasıyla eğlenmeleri Batı’nın karakterinin yansımasıydı.
Mülteci kadınlara bozuk para atarak onların her hamlesine oley çeken Hollandalı utanmazlar, olup biteni sırıtarak, “Madrid hatırası” olarak videoya çekip muasır medeniyet görüntüsü olarak da geleceğe yatırım yapıyorlardı.
Bunlar yüz yıldır hayranlıkla peşlerinden koşturulduğumuz muasır medeniyet havarileri.
Bunlarda merhamet boşluğu, ahlak boşluğu, vicdan boşluğu ve beyin boşluğu rahatsızlık oluşturmuş, nevrotik davranışlar rutin hale gelmiş.
Biz o “muasır medeniyet seviyesi”ne gelmedik, inşallah gelmeyeceğiz…
Bizleri kırk yıldır oyalayan bu topluluğun bize kazandıracağı bir şey yoktur. Bunlar çıkarları doğrultusunda fitne üretir, bela geliştirir.
Ülkemizin başına musibet olan bölücü terörün arkasında batı var. İslam ülkeleri arasındaki tüm şirkin arkasında da bunlar var. İslam ülkelerinde ortaya çıkan mezhep sürtüşmesini kışkırtanlar bunlar.
Baskıcı, kanlı terörist mirasçısı batı medeniyeti içinde erimek yerine büyük doğunun güç merkezi olup, İslam âlemine liderlik yapmak doğru olandır.
Batı’nın çirkin yüzünü deşifre eden bu olayları iyi analiz edip Batılılaşmak sevdasından bir an önce vaz geçmeli, ruhumuzu İslam’a adayarak özümüze dönmeliyiz.
Yarın elbet bizim elbet bizimdir… Gündoğmuş gün batmış ebet bizimdir.


