Lider Çankaya’ya muhalefet çorbacıya
Hem Çankaya’da hem de Ak Parti’de nöbet değişimi yapıldı. Erdoğan sevdam dediği, şanla, şerefle taşıyıp, göklere yükselttiği bayrağı kendi gibi samimi, kendi gibi sahici, kendi gibi misyon ve dava adamı Davutoğlu’na teslim etti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de dönemini yüz akıyla tamamladığı görevini, ilk defa halk tarafından Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’a teslim etti. “Muhtar bile olamayacağı” söylenen, gücünü milletten alan ve girdiği her seçimi kazanarak başarısını milletin tercihleriyle tescilleten Erdoğan cumhurbaşkanı oldu.
Yapılan, siyasetin normal sürecinde bir görev değişimidir. Yapılan ortak hedeflere dönük çabaları bir bayrak yarışı gibi gören siyaset tarzının gerektirdiği değişimlerdir. Milletten gücünü alanların, dava arkadaşı olanların arasında ihtilaf çıkmayacağının bir kanıtıdır ortaya konan.
Hem seçim kazanmayı, hem de iç kavgalar yaşamadan kendisini yenilemeyi başaran “halk adamı” Erdoğan yeni Türkiye’nin lideri ve Cumhurbaşkanı olurken, konuşma yeteneği, entelektüel donanımı, diplomatik ve politik tecrübesi, Erdoğan’la uyumuyla Davutoğlu yeni Türkiye’nin Genel Başkanı ve Başbakanı oldu.
AK Parti’de misyon değişmiyor, görev değişimi yapılıyordu. AK Parti’de öz değişmiyor, biçim değişiyordu. İlk kez bir partinin doğal lideri cumhurbaşkanlığına çıkarken, yerini siyaset mühendisliğiyle “emanetçi” birine değil siyasetin doğal akışı içinde güçlü bir siyasi aktöre devrediyordu.
Çankaya’da ise tarihinde ilk kez halk tarafından seçilen reis-i cumhur olan Erdoğan’a görevini teslim eden Gül halefine“ kardeşim” diye hitap ederken çıkartılmak istenen fitne fücura rağmen huzuru kalp ile bir devir-teslimi gerçekleştiriyordu.
Erdoğan hedefine yürürken önüne çıkan bütün engellere, üstüne gelen bütün zorluklara, atılan bütün çamurlara, yapılan bütün baskılara ve uğradığı ihanetlere rağmen asla taviz vermeden, yılmadan ve yorulmadan yoluna devam ederken muhalefet akıl almaz çirkinlikteki ayak oyunları, seviyesiz siyasetlerle, Türkiye’yi çıkmazlara sürüklemekle meşguldü.
Erdoğan, zamanın ruhunu kavrayıp bu ruha uygun davrandığı için, toplumdaki değişim ve dönüşüm talebini iyi okuyup buna uygun siyaset ürettiği için, refah ve adalet vaat ettiği ve buna ilişkin umutları diri tutmayı başardığı için hep kazanıyordu. İsminde halk olan fakat halktan bihaber olan muhalefet ise halkın seçtiği Cumhurbaşkanı’nın ant içme töreninde halka saygısızlık yapıp İçtüzük kitabını Başkanlık Divanı’na fırlatıyor ve yine kaybetmeyi yeğliyordu.
Erdoğan liderliğindeki Türkiye, 12 yılda idrak sorununu çözmüş, değişen zihin yapısıyla, dünya ekonomisinin taşralı çocuğu olmaktan çıkıp, merkezinde kendisine yer ararken, muhalefet kardeş olduğumuzu unutup, gözlerini kör eden kinle vesayete sarılıyordu.
Erdoğan kuşatmak, kucaklamak ve musafaha etmek için kollarını açarken, muhalefet siyaseti düşmanlık zannedip kalbini kapatıyordu.
Erdoğan yeryüzündeki tüm mazlumların hakkının gözetilerek eski Türkiye’nin içe dönük, ulusçu ve dışarıdan habersiz politikasına kesinlikle dönülmeyeceğini haykırırken, muhalefet yeni Türkiye’nin inşasına engel olmak için bütün gücünü harcıyordu.
Erdoğan süper güçlerin rahatsız olduğu finans, ekonomi, kalkınma ve enerji politikalarından, bölgesel ve uluslararası politikalarından taviz vermeyip vites yükseltirken, muhalefet Türkiye’nin inşasında milletin adamı olmak yerine Pensilvanya’nın uşağı olmayı tercih ediyordu.
Erdoğan devleti de hükümeti de milletin emrine ve hizmetine tahsis eden yeni bir siyaset anlayışıyla ve milletin değerlerini güçlü bir devlet geleneğine yeniden dönüştürecek kutlu bir yürüyüşe çıkmışken, muhalefet siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, siyasi gücünü kullanarak meşru-demokratik siyaseti tahribe yöneldi.
Erdoğan fetret dönemini sonlandıran ve Türkiye’yi ayağa kaldıran bir lider olarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna otururken, muhalefet bireysel farklılıklara, kişi hak ve özgürlüklerine, uluslararası rekabete ve küresel değerlere saygı duymayı öğrenemediği için kan kaybetmeye devam ediyor.
AK Parti 12 yıldır hem kendini hem de Türkiye’yi yenileyebilmenin karşılığında halkın onayını alıyor. Son iki yılda Erdoğan, kararlılığı, dik duruşu sayesinde birkaç darbe girişimini atlatarak Türkiye’yi ve partisini bu sıkıntılı süreçten güçlendirerek çıkarırken, muhalefet halkla savaşın faturasını yenilgi yenilgi tadıyordu.
Muhalefet yeni Türkiye’ye ayak uydurmak zorundadır. Halkın yüzde elli ikisinin onayıyla seçilen Cumhurbaşkanının yemin törenine katılmayan bir muhalefet lideri artık kendi partisindekilere bile ümit verememektedir.
Bu ülkenin insanları, kanun önünde eşitlik ilkesine sadık bir Türkiye, kuvvetler ayrılığını, çatışma nedeni olmaktan çıkarmayı başarmış bir Türkiye, lider bir devlet idealini gerçekleştirmiş bir Türkiye istedikleri için Erdoğan’ı zirveye taşıyor.
Bu ülkenin insanları, laiklik ilkesini, özgürlüklerin teminatı olarak gören bir Türkiye, idarenin de iradenin de sivillere ait olduğu bir Türkiye, bağımsızlık kadar tarafsızlığı da önemseyen yargıya sahip bir Türkiye istedikleri için Erdoğan’a sahip çıkıyor.
Bu ülkenin insanları, vatandaşlarına “din ve vicdan hürriyetini” gerçek anlamıyla yaşatan bir Türkiye, hem özgürlük hem güvenlik diyebilen bir Türkiye istediği için Erdoğan’a iradesini teslim ediyor.
Güvenli yarınlara, güvenli adımlarla ilerliyoruz inşallah. Dönüşü olmayan bu yolda durmak yok yola devam.


