--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Küresel teröristlerin yeni oyununa yeni piyon

Burak Karen
Burak Karen

Dünyayı yeniden şekillendirmek isteyen şer güçler, İslam’ı terörize etmek, İslam’la şiddeti, terörü, silahı ve kanı bir araya getirmek için yeniden harekete geçti. 

Terörü bir araç olarak kullanan bazı bölgesel ve küresel güçler, bu yolla dünya barışını sekteye uğratma gayretinden hiç vazgeçmiyorlar. 

Tampon bir “dondurulmuş çatışma” alanı olan Irak’ta yeniden bir yangın çıkarma girişimi başlatıldı. Irak, Ortadoğu’da suni sınırların yarattığı sorunların en acı şekilde tecrübe edildiği ülkelerden biridir.  

Gücünü bölgedeki grupların birbirine düşmanlığından, medyanın sağladığı popülariteden alan ve bu iki kozu başarılı bir biçimde kullanan IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) Ortadoğu’da açılan pandoranın kutusundan tam anlamıyla “misyoner bir kurtarıcı” olarak zuhur ettirildi.

Suriye isyanını kirleten hatta muhaliflere karşı zaman zaman Esed’in en önemli kozu, Batı’nın da en önemli mazereti haline gelen, Irak’ta etnik ve mezhepçi fay hattını hayata geçirmek için Maliki’nin politikalarına meşruiyet zemini hazırlayan bir aktör oldu IŞİD.

Esad ve Maliki, IŞİD’i hem kendi mevzilerini güçlendirmek, hem de dünyaya “teröre karşı savaşıyoruz” mesajı verme arayışında birleştirdi.

Amerikan işgali, körüklenen savaş, iç çatışma ve kesintisiz devam eden saldırılar, bombalamalar sürecinde devam eden öfkenin girdabında şekillenen IŞİD, Esed rejiminin el altından destekleyerek diğer muhalefete karşı beslediği, hiçbir şekilde Esed güçleriyle karşı karşıya gelmemiş bir örgüttür. Son dönemdeki destekle büyümüş bir canavardır.

Esad rejimi ile IŞİD’ın bu paslaşması Maliki rejimi ve arkadan İran’ın verdiği destek sayesinde Suriye’de Esad’ın ömrünü uzattı.

Küresel terör taşeronu bu örgütün Türk Başkonsolosluğu’nu hedef alması “Ankara’yı bataklığa çekme” arzusunun dışa vurumu olup, çok tehlikeli ve hiç beklenmedik yeni gelişmelere kapı aralayacak gibi. 

Büyüyen Türkiye Batı’nın korkusu oldu. Gezi Olayları, 17 ve 25 Aralık girişimleri, Diyarbakır olayları, Lice’deki terör, bayrağın indirilmesi provokatif bir paketin ürünüdür. 

Bu süreçte Irak petrolünün vanaları Türkiye’ye açılınca Batı dünyası uluslararası terör kartını yeni kozları olarak kullandılar. Türkiye’nin önünü kesmek için son aktör olarak IŞİD sahaya sürüldü. 

Küresel sermaye kaos ve kan istiyor. Yükselen ve dünyada söz sahibi olan Türkiye’yi durdurmak için her türlü hain operasyonu deniyorlar. 

Türkiye’nin kamburu haline gelen terör sorununun çözümü için Başbakan Erdoğan’ın tarihi bir adım atarak çözüm sürecini başlatması ve kararlılığı birilerinin uykularını kaçırdı.

Büyük hedef Türk-Kürt kardeşliği engellemek, savaşı geri getirmek ve kan akıtmak. Amaç bu toprakların insanlarını yine ağlatmak. Acı ve gözyaşının hâkimiyeti, akıl devre dışı bırakılıp, hislerle hareketin sağlanması. 

Önce TIR şoförü vatandaşlarımızın kaçırılması, akabinde Musul konsolosluğumuzun basılarak Başkonsolos dâhil, 48 kişinin rehin alınması Türkiye’nin Irak’ta yaşayan Kürt ve Türkmen kardeşleriyle birlikte tüm dengeleri bozan adımları, bugün yaşananların fitilini ateşledi. 

Türkiye’ye ortalama 100 milyar dolarlık kazanç sağlayacak olan Irak petrolünün pazara sürümü ile IŞİD bir anda sahneye çıktı ve hiçbir mukavemet görmeden Musul’u ele geçirerek Türk Konsolosluğu’na saldırdı.

Bölgedeki Kürt petrolünün Ceyhan’dan dünya ile buluşmasını sağlamak ve Sünni Şii kavgası çıkarmak isteyenlerin önüne geçmek dış güçlerin hayallerine ket vurmaktır. 

Maliki’nin hükümet kurmakta zorlandığı, Kürt yönetiminin bağımsızlık ilan etme seçeneğinin üzerinde çalıştığı bir sırada IŞİD bu kez, Maliki’nin imdadına yetişiyordu.

IŞİD’in Musul’u ele geçiriş şekli Baas generallerinin Bağdat’ı Amerikalılara teslim edişine benziyor. Bağdat karşısında tarih yazacak denilen Saddam’ın Cumhuriyet Muhafızları, tek kurşun sıkmadan şehrin kapılarını açmış, başlarındaki generaller ülkeden kaçmıştı. Musul’u savunan askerlerin sivil elbise giyip halkın arasına karışması, Bağdat’ın görevlendirdiği generalin de şehri terk etmesi aynı oyun değil mi? 

Küresel güçler, 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması’nın çöktüğünü, devamında sınırları çizilen Ortadoğu haritasının sonunun geldiğini bilmekte, tüm güçleriyle bölgede kendi etki alanlarını yaratmanın gayretini sergilemektedir.

Türk ve Kürt’ten başka herkesin kazanacağı bir savaşın fitilini ateşlemek için saldırıyorlar. Yoksulluk, terör, cenaze, gözyaşı, acı dolu bir Türkiye ile hedefi olmayan, bölünmeye yüz tutmuş bir ülke hayali kuruyorlar.

Türkiye üzerinde büyük bir siyasi operasyon daha başlatıldı. Yıllardır Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Türk-Kürt diye bu milletin evlatlarını birbiriyle çatıştırmaya çalışan ve bu kaos ortamından kazançlı çıkan küresel sermaye ve onların yerli taşeronları büyük bir hain planı daha devreye koydu.

Dışarıda ellerini buluşturan güçler Erdoğan’sız bir Türkiye düşlüyor. Erdoğan’ı köşke çıkarmamak için değil siyasetten silmek için gayret gösteriyorlar. 

Sağduyu ve akıl galip gelmeli. Bizden istedikleri çocuklarımızın kanı, geleceğimiz. Çözüm süreci bu ülkenin en kıymetli, en tarihi ve insani projesi. 

Kardeşçe yaşamaktan başka bir çaremiz yok. 

Barışa giden yolu el ele başlattık, elbirliğiyle de tamama erdirmeliyiz. 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle