Komedi… Nur Serter dershaneleri savunuyor
Cemaat-hükümet tartışması sürüyor. Hükümet, dershanelere olan ihtiyacı ortadan kaldırma hedefi taşıyan bir süreçten bahsediyor, karşılığında tamamen bağlamından koparılmış bir “oldubittiyle dershaneleri kapatamazsınız” kampanyasını buluyor.
Cemaatin olayı bu denli agresif bir kampanyaya dönüştürmesini anlayamıyorum. Dershane tartışmasıyla birlikte, gönül köprülerini yıktılar, diyalogun yerini meydan okuma aldı. Diyalog adına Vatikan’la görüşen bir ekol, ısrarla hükümetle diyalog kapılarını kapatmaya çalışıyor. Kadrolaşmayla başlayıp, Mavi Marmara, Oslo süreci ve 7 Şubat’taki MİT operasyonu ve çözüm sürecine gönülsüzce destekle süren sessiz ve derin bir hesap. Aslında olay büyük bir rantın kaybedilmesinin hüznü ve tartışması.
Cemaatin yazılı ve görsel basın grubu gezi olaylarıyla birlikte AK Parti’ye karşı açıkça muhalefete geçti. Tüm muhalif unsurlara bünyelerinde yer ve değer vererek demokrasi cephesi görüntüsünde bir yıpratma politikası izliyorlar.
Dershaneler kırmızı çizgimiz yaklaşımı ile bu konuda “hiçbir ahlaki kriterimiz yok” tehdidiyle bir çözüme ulaşılmaz. Bu yaklaşımın cemaatte AK Parti’ye karşı duygusal bir mesafe oluştuğu kesin.
Eğer dershaneler “kutsal müesseseler” değilse neden dershanelere ihtiyacın ortadan kaldırılma süreci tartışılmıyor? Sürecin nasıl yürütülmesi gerektiği konuşulmuyor da hangi açıdan bakarsak bakalım sakat olan bir “olmasaydı, olmazdık” tartışması yürütülüyor?
Bu yüzden meydan okuyanlar karşılarında daha büyük meydan okumaları bulabiliyor.
Dershanelerin kâr amacıyla açıldığı, başarılı öğretmenleri sömürü düzeniyle yürütüldüğü acı da olsa bir gerçek. Bedava okumak için “fakirlik değil yüksek başarı” şartının arandığı, yüksek başarılı öğrencilerin de dershanelere para kazandırdığı herkesin malumu.
Dershanelerin kapatılması ile birinci derece ilgili olanlar öğrenciler ve veliler olması gerekirken onların görüş ve önerilerini dinleyen kimse yok. Fırsatçılığı yüceltip, öğrenciyi yarışmacı anlayışla bunaltan, eğitimde yardımcılıktan çıkıp temel bir unsur haline gelen dershanelerin kapatılması, “özgürleşmenin” önünü açan bir adım olacaktır.
Hâl böyleyken neden dershanelere “Darülaceze” anlamı yüklenmeye çalışılıyor?
Cemaatin nezaketine yakışmayan, diyalog yerine savaşı tercih eden, hiçbir ahlaki kriterimiz kalmadı şeklindeki yaklaşımı, en büyük zararı kendisine, eğitime ve dershanelerine veriyor.
Alametifarikası diyalog olan bir cemaatle, istişareyle başarıyı yakalayan bir iktidarın ortak aklı bulmaması mümkün mü?
Dershaneler konusundaki tartışma cemaat tarafından “bilerek” yanlış bir metin üzerinden ve yanlış bir zeminde yürütülüyor.
Tartışılan geleceğimizi etkileyen eğitim reformu değil, eğitim üzerinden elde edilen kazanç. Kutsallaştırılan dershaneler, konuşulamayan çarpık sistem sayesinde olan memleket evlatlarına oluyor.
Gerek Gülen’in okyanus ötesinden yaptığı sert açıklamaların gerek cemaat yayın organlarının estirdiği fırtınanın temelinde eğitimin niteliği değil, eğitim alanının denetimi meselesi yatmaktadır.
Biraz duyarlılık gerekiyor. Aklıselimle düşünüp hareket ederek, aslî görevi hakkıyla ifa etmeye çalışmak lâzım. Zıtlaşma her iki tarafa da zarar vermektedir. İki taraf da, ülke de kötü etkilenmektedir. Sorumluluk büyüktür.
Dershanelerin mevcut sınav(lar) sistemiyle ilişkili olduğu ve sınavlara Veli Efendi mantığıyla yaklaşan velilerin eliyle bu ilişkinin bir dershane çılgınlığına dönüştüğü ortada.
Sınav-dershane çıkmazı, sistem denetimi derken, kendimizi kuvvetli bir Erdoğan düşmanlığı üzerinden yürüyen “sırlar kapısı” tadında mistik bir tartışmada bulduk.
Otoriterlik, Mavi Marmara nefreti, 28 Şubat benzetmeleri, PKK tartışmaları havalarda uçuşurken dershaneler bir ıslah evi, bir rehabilitasyon merkezi, bir sınıf atlama tahtası, bir demokrasi kalesi veya bir terör kovucu olarak resmedilip kutsallaştırılıyor.
Hükümet eğitimde büyük reformu amaçlıyor ve hareket alanı oluşturuyor. Dershanelerin dönüşümünün yeni bir olay olmadığı, bu reformun uzun yıllardır konuşulduğu tarihi bir gerçek. Hatta sadece iktidar değil muhalefetin de bu olaya sıcak baktığı resmi evraklarında mevcut.
CHP’nin 2011 seçim beyannamesinde “dershanelerin öğrenci başarısına önemli katkı getirmediği” söyleniyor ve “dershanelerin kaldırılacağı” vaat ediliyor. İkna odalarının mucidi Nur Serter şimdi dershaneleri savunuyor. Yani cemaat Serter aynı safta.
Devlet Bahçeli ise, “Dershane sistemiyle sırf başka maksatlarla oynamak telafisi çok zor olacak boşluklara ve çalkantılara meydan verebilecektir” açıklaması yaparken, MHP’nin seçim beyannamesinde de yine dershanelerin özel okullara dönüştürüleceği yazıyor.
Gelinen nokta da, dershaneler konusundaki üslup, doğru bir üslup değil. Hükümet aleyhine Asya’nın gizli köşelerinde nutuklar atmak da hiç hoş değil. Tartışma doğru zeminde, doğru bir metin üzerinden ve doğru üslupla yürütülmüyor.
Aklıselime ve sağduyuya ihtiyacımız var.
Karşılıklı adımların atılması gerekiyor. Ben geçiş süreçleri ve alternatifli seçenekler konusunda hükümeti daha esnek olarak görüyorum. Başbakan, cemaatin vesayeti altında ayakta durduğu algısının da yıkılmasını istiyor olabilir. Düne kadar methiyeler dizilen hükümete şimdi sinkaflar savurmak insanın kendisiyle çelişkisidir, inançlarıyla tezadıdır, aklıselime zararıdır.
Bu davranış şekli, bu söylemler hizmetin aktif siyasete bıraktığı yerden devam etme kararının göstergesidir. Dün Ecevit iktidarında söz sahibi olan hizmet ehli yarın CHP saflarında adaylar olarak karşımıza çıkarsa şaşırmayacağız.
Fakat başörtüsü düşmanlarıyla, kahrolsun Şeriat nidalarıyla inandığı gibi yaşamak isteyen mütedeyyin insanlara haddini bildirmek için yırtınan zihniyetle kol kola girmek cemaate bir şey kazandırmaz. Hayırlısı Allah’tan…
Cemaatin olayı bu denli agresif bir kampanyaya dönüştürmesini anlayamıyorum. Dershane tartışmasıyla birlikte, gönül köprülerini yıktılar, diyalogun yerini meydan okuma aldı. Diyalog adına Vatikan’la görüşen bir ekol, ısrarla hükümetle diyalog kapılarını kapatmaya çalışıyor. Kadrolaşmayla başlayıp, Mavi Marmara, Oslo süreci ve 7 Şubat’taki MİT operasyonu ve çözüm sürecine gönülsüzce destekle süren sessiz ve derin bir hesap. Aslında olay büyük bir rantın kaybedilmesinin hüznü ve tartışması.
Cemaatin yazılı ve görsel basın grubu gezi olaylarıyla birlikte AK Parti’ye karşı açıkça muhalefete geçti. Tüm muhalif unsurlara bünyelerinde yer ve değer vererek demokrasi cephesi görüntüsünde bir yıpratma politikası izliyorlar.
Dershaneler kırmızı çizgimiz yaklaşımı ile bu konuda “hiçbir ahlaki kriterimiz yok” tehdidiyle bir çözüme ulaşılmaz. Bu yaklaşımın cemaatte AK Parti’ye karşı duygusal bir mesafe oluştuğu kesin.
Eğer dershaneler “kutsal müesseseler” değilse neden dershanelere ihtiyacın ortadan kaldırılma süreci tartışılmıyor? Sürecin nasıl yürütülmesi gerektiği konuşulmuyor da hangi açıdan bakarsak bakalım sakat olan bir “olmasaydı, olmazdık” tartışması yürütülüyor?
Bu yüzden meydan okuyanlar karşılarında daha büyük meydan okumaları bulabiliyor.
Dershanelerin kâr amacıyla açıldığı, başarılı öğretmenleri sömürü düzeniyle yürütüldüğü acı da olsa bir gerçek. Bedava okumak için “fakirlik değil yüksek başarı” şartının arandığı, yüksek başarılı öğrencilerin de dershanelere para kazandırdığı herkesin malumu.
Dershanelerin kapatılması ile birinci derece ilgili olanlar öğrenciler ve veliler olması gerekirken onların görüş ve önerilerini dinleyen kimse yok. Fırsatçılığı yüceltip, öğrenciyi yarışmacı anlayışla bunaltan, eğitimde yardımcılıktan çıkıp temel bir unsur haline gelen dershanelerin kapatılması, “özgürleşmenin” önünü açan bir adım olacaktır.
Hâl böyleyken neden dershanelere “Darülaceze” anlamı yüklenmeye çalışılıyor?
Cemaatin nezaketine yakışmayan, diyalog yerine savaşı tercih eden, hiçbir ahlaki kriterimiz kalmadı şeklindeki yaklaşımı, en büyük zararı kendisine, eğitime ve dershanelerine veriyor.
Alametifarikası diyalog olan bir cemaatle, istişareyle başarıyı yakalayan bir iktidarın ortak aklı bulmaması mümkün mü?
Dershaneler konusundaki tartışma cemaat tarafından “bilerek” yanlış bir metin üzerinden ve yanlış bir zeminde yürütülüyor.
Tartışılan geleceğimizi etkileyen eğitim reformu değil, eğitim üzerinden elde edilen kazanç. Kutsallaştırılan dershaneler, konuşulamayan çarpık sistem sayesinde olan memleket evlatlarına oluyor.
Gerek Gülen’in okyanus ötesinden yaptığı sert açıklamaların gerek cemaat yayın organlarının estirdiği fırtınanın temelinde eğitimin niteliği değil, eğitim alanının denetimi meselesi yatmaktadır.
Biraz duyarlılık gerekiyor. Aklıselimle düşünüp hareket ederek, aslî görevi hakkıyla ifa etmeye çalışmak lâzım. Zıtlaşma her iki tarafa da zarar vermektedir. İki taraf da, ülke de kötü etkilenmektedir. Sorumluluk büyüktür.
Dershanelerin mevcut sınav(lar) sistemiyle ilişkili olduğu ve sınavlara Veli Efendi mantığıyla yaklaşan velilerin eliyle bu ilişkinin bir dershane çılgınlığına dönüştüğü ortada.
Sınav-dershane çıkmazı, sistem denetimi derken, kendimizi kuvvetli bir Erdoğan düşmanlığı üzerinden yürüyen “sırlar kapısı” tadında mistik bir tartışmada bulduk.
Otoriterlik, Mavi Marmara nefreti, 28 Şubat benzetmeleri, PKK tartışmaları havalarda uçuşurken dershaneler bir ıslah evi, bir rehabilitasyon merkezi, bir sınıf atlama tahtası, bir demokrasi kalesi veya bir terör kovucu olarak resmedilip kutsallaştırılıyor.
Hükümet eğitimde büyük reformu amaçlıyor ve hareket alanı oluşturuyor. Dershanelerin dönüşümünün yeni bir olay olmadığı, bu reformun uzun yıllardır konuşulduğu tarihi bir gerçek. Hatta sadece iktidar değil muhalefetin de bu olaya sıcak baktığı resmi evraklarında mevcut.
CHP’nin 2011 seçim beyannamesinde “dershanelerin öğrenci başarısına önemli katkı getirmediği” söyleniyor ve “dershanelerin kaldırılacağı” vaat ediliyor. İkna odalarının mucidi Nur Serter şimdi dershaneleri savunuyor. Yani cemaat Serter aynı safta.
Devlet Bahçeli ise, “Dershane sistemiyle sırf başka maksatlarla oynamak telafisi çok zor olacak boşluklara ve çalkantılara meydan verebilecektir” açıklaması yaparken, MHP’nin seçim beyannamesinde de yine dershanelerin özel okullara dönüştürüleceği yazıyor.
Gelinen nokta da, dershaneler konusundaki üslup, doğru bir üslup değil. Hükümet aleyhine Asya’nın gizli köşelerinde nutuklar atmak da hiç hoş değil. Tartışma doğru zeminde, doğru bir metin üzerinden ve doğru üslupla yürütülmüyor.
Aklıselime ve sağduyuya ihtiyacımız var.
Karşılıklı adımların atılması gerekiyor. Ben geçiş süreçleri ve alternatifli seçenekler konusunda hükümeti daha esnek olarak görüyorum. Başbakan, cemaatin vesayeti altında ayakta durduğu algısının da yıkılmasını istiyor olabilir. Düne kadar methiyeler dizilen hükümete şimdi sinkaflar savurmak insanın kendisiyle çelişkisidir, inançlarıyla tezadıdır, aklıselime zararıdır.
Bu davranış şekli, bu söylemler hizmetin aktif siyasete bıraktığı yerden devam etme kararının göstergesidir. Dün Ecevit iktidarında söz sahibi olan hizmet ehli yarın CHP saflarında adaylar olarak karşımıza çıkarsa şaşırmayacağız.
Fakat başörtüsü düşmanlarıyla, kahrolsun Şeriat nidalarıyla inandığı gibi yaşamak isteyen mütedeyyin insanlara haddini bildirmek için yırtınan zihniyetle kol kola girmek cemaate bir şey kazandırmaz. Hayırlısı Allah’tan…


