--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Komedi...

Burak Karen
Burak Karen

Rus uçaklarının bombaladığı, Esad güçlerinin ablukasından kaçan binlerce kişi Türkiye sınırında, on binlercesi de yollarda...

İnsanlar yaşayacak yer arıyor panik halinde. 

Ülkeleri işgal ederek savaşlar çıkaran, bölgemizi kan gölüne çeviren, kaosların bir numaralı suçlusu ikiyüzlü batı mültecilere kapıyı hemen açma çağrısı yapıyor.

Göç dalgasına karşı tir tir titreyen riyakâr Avrupa, savaştan kaçan ve yaşam hakkı için topraklarına sığınan hiçbir Suriyeliyi “açık kapı” politikasıyla geri çevirmeyen, dünyada en fazla sığınmacı barındıran ülke Türkiye’ye kapını aç talimatı veriyor. 

Mültecilere güya şefkat gösterip bize baskı yapıyorlar. Kendilerinin “aman bize gelmesinler” tavrı ortadayken, bizi insanlığa davet ediyorlar.

Komedi değil mi?

Suriye’nin yakılıp yıkılmasını sadece seyreden Avrupa güney sınırımızın açılmasını isterken, batı sınırımızın açılmaması için gayret gösterip pazarlıklar yapıyor.

Bize kapınıza dayananı içeri alın diye sesini yükselten AB ülkeleri ölümden kaçanlara “gelme” diyerek silah doğrultmuyorlar mı? 

Sokaklarda mültecileri tekmeleyip, kovalamıyorlar mı? 

Tel örgülere elektrik verip duvarlar örmüyorlar mı?

Masraf olarak nişan yüzüklerine kadar almak için yasa tasarıları hazırlamıyorlar mı? 

Kendi kapılarına gelenlerin denizde botlarını batırarak öldürmüyorlar mı?

Bu nasıl bir çirkeflik, nasıl bir tutarsızlıktır…

Suriye’deki trajedi karşısında beş yıldır üç maymunu oynayan AB hesap kitap yapmadan, menfaat gözetmeden, insanlığın gereği olarak vazifesini yapan Türkiye’ye insanlık dersi vermeye kalkıyor. 

BM aynı hassasiyeti neden Rusya’ya “dur” deme noktasında göstermiyor ya da gösteremiyor.

Oysa Suriye’de oluk oluk insan kanı akıyor. Bu insanlar sivil, silahsız, korunmasız ve çaresiz…

Birçoğu Ege ve Akdeniz’in sularında boğulup gidiyor. 

Nerede insanlık? 

Hani nerede medeniyet? 

Nerede insan hak ve hürriyetleri? 

Stratejik hesaplar uğruna bir halkın varlığı ile kumar oynanıyor. 

Mülteci konusu artık sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın en sıcak ve insani sorunu.

Her tarafımız sahtekâr çakallarla, leş arayan akbabalarla çevrilmiş durumda. Türkiye hem kendini, hem ölümden kaçan milyonları, hem de insanlığı koruyor. 

Geçmişini unutup, elindeki gücün vermiş olduğu güvenle diğer ülkelere insanlık ve medeniyet dersi vermeye çalışanların, öncelikle kendi geçmişleriyle hesaplaşmaları gereklidir.

Arenalarda köleleri ölümüne dövüştüren, haçlı seferleriyle insanları katleden, Ortadoğu’nun, Afrika’nın, Asya’nın yeraltı zenginliklerine el koyup insanını köleleştirip medeniyetleri yerin dibine gömen, hastalıklı ideolojileri uğruna dünya savaşları çıkaran, toplama kamplarında, gaz odalarında en cani uygulamaları yapan, aynı ülke insanlarını birbirine düşman eden, coğrafyaları cetvelle çizip, halkları arasına görünmez duvarlar çeken Avrupa önce kendi kara tarihinin hesabını vermelidir. 

Dün İslamcı görünümlü terör örgütlerini kurup kullanan, bugün DAEŞ’i kurup, PKK’yı besleyip büyütüp sonrasında da kullanıp dehşet salarak, bölgeyi kan gölüne çevirerek haritalar çizen, bölgede kazanımlar elde etmek için katillerden medet uman Avrupa bu etnik temizliğin hesabını vermelidir.  

Terör örgütlerinin liderlerine ev sahipliği yapıp özel korumalar tahsis eden, teröristlere havadan silah dağıtıp, temsilcilik açtıran, terör örgütlerine dernekler kurdurup, haraç toplamalarına, teröristlere para aktarmalarına çanak tutup Suriye’de etnik temizlik yapan vahşi batı özgürlük, demokrasi ve medeniyet kılıfıyla yaptığı sömürge ve soykırımın hesabını vermelidir.

Avrupa’nın kanlı tarihinde Ortadoğu’da, Afrika’da Asya’da neler yaptığı, o otantik kavimleri nasıl yok ettiği mevcuttur. Aborjinleri, Kızılderililer, birçok Afrika kabilelerini yok eden Hristiyan Avrupa’dır.

Özgürlüklerin sembolü AB’nin Başkenti Belçika, Kongo’yu sömürgeleştirdiği 1890-1905 arasında, 10 milyon yerli insanı öldürdü. Köle olmak istemeyen çocukların elleri ve ayaklarını kesti. 

1904’te Namibya’yı sömürgeleştiren Almanya bir yıl içinde 75 bin insanı katletti. Yerli pek çok kadın, Alman askerlerine seks kölesi olarak hizmet etmeye zorlandı.

1917’de Fransa, Çad’da ülkenin her yerinden İslam âlimini konferansa davet etti. Fransız cellatlar, gelen 400 İslam âlimini orada katlettiler.

Şiddet, Avrupa’nın Tanrısıdır” der Cemil Meriç bu ülke adlı eserinde. Meriç’e göre çağdaş Avrupa’nın en insancı filozofları bile şiddete âşıktır. Avrupalı şiddeti savunur ve insanoğlunun alınyazısı gibi görür. Yunan, İskandinav ve Germen destanlarının çoğu cinayet yıllıklarından başka bir şey değildir.

Afganistan, Irak ve Somali ABD ve işbirlikçilerinin işgali altında. Çeçenistan Rusya’nın, Azerbaycan Ermenilerin, Doğu Türkistan Çin’in, Keşmir Hindistan’ın, Filistin Yahudilerin, Sancak ve Makedonya Sırbistan’ın, Patani Tayland’ın işgali altında. 

Ey batı bu işgallerin, katliamların, kanın, canın hesabını kim verecek?

Vatanları işgal edilenler Müslümanlar... 

Soykırıma tabi tutulanlar, tecavüze uğrayanlar, kanları akıtılanlar, esaret altına alınanlar, malları çalınanlar Müslümanlar, ama hesap sorulan ve terörist ilan edilenler yine Müslümanlar. 

Afganistan ve Irak’ta taş taş üstünde bırakmayan, Arap Baharı adı altında Tunus, Libya ve Mısır’dan sonra Suriye’ye kendi adamlarını yerleştirmek isteyen Batının tek hedefi, krizi Türkiye’nin sırtına yüklemektir…

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle