Kirli ittifaklara karşı halkın adamı
Dikkatlerin Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına odaklandığı bu günlerde saflar iyice netleşmeye başladı. CHP, MHP üzerinden dindar görünümlü bir adaya dümen kırmış muhafazakârların oyunu alabilmek için Ekmeleddin İhsanoğlu’nu piyasaya sürmüştü. Ardından ortak tasmalı beşli grup CHP, MHP, DP, DSP ve BTP ortak bildiriyle uzlaşmalarını kutluyor öfke, karşıtlık ve siyasetsizliğe endeksli bir siyasi iklimde zafer çığlıkları atıyorlardı.
Kendilerini inkâr, zihniyetlerini ve söylemlerini boşa çıkarma adına toplumsal gerçeklere ve ülkeye yön veren ağırlıklı siyasi eğilimlere karşı birleşmeyi tercih ediyorlardı.
Her öngörüleri yanlış çıkan, yurttaki ve dünyadaki hiçbir değişimi doğru algılayamayan ve küçük beyinleri ile büyük gerçekleri çarpıtan bu kesimler alacakları sonuç çok önceden belli olmasına rağmen çılgın bir heyecanla “Tayyip Erdoğan düşmanlığını” ortak payda olarak kabul ediyor ve aynı sepete sıkıştırılmış çürük elmalar gibi gülümsüyorlardı.
Bunların tek ortak yanları aynı zamanda tek meseleleri: AK Parti baskınlığını zayıflatmak, üstelik bunu 17 Aralık’taki CHP, cemaat ve kimi liberaller ortaklığında olduğu gibi her tür araçla ve her koşulda, ilkeden faydaya savrulan bir yelpazede yapmak.
Vesayet geriletilip siyasetin alanı genişledikçe CHP kendini yitirip saldırganlaşıyor. 30 Mart yerel seçimlerinde Erdoğan nefreti ile Mustafa Sarıgül’ü destekleyen zihniyet çırpındıkça batıyor. Fakat bu siliniş sürecinde yapılanlar hem kendini bitiriyor, hem de ülkeye maddi ve manevi sıkıntılar yaşatıyor.
MHP alternatif olmak yerine CHP’nin kuyruğuna takılıp milliyetçi muhafazakâr seçmeninin oylarını Erdoğan’ın önünü kesme misyonuna indirgeyen bir rol yüklenmiş durumda.
Bahçeli önüne Türkiyelileşmek perspektifi koyup her çevreden oy almak isteyen, büyük Türkiye hedefinde projeler üretip alternatif olmak isteyen bir siyasetçiden çok, CHP’ye, Gezi çevresine, Erdoğan nefreti üzerinden siyaseti dizayn etmek isteyen postal yalayıcı kalemşorlara ve sol aydınlara hoş görünmeye çalışan bir lider konumunda.
DP, DSP ve BTP biz de varız anlayışıyla basında yer bulmak, yarınlara yatırım yapmak adına bu yola çıktılar. Asıl düşünülmesi gereken ise SP ve BBP’nin bu garabet çerçevede yer almaları.
BBP Genel Başkanı Destici, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyeceklerini açıkladıktan sonra: “Bu bir demokratik tercihtir. Bu tercihimize demokratik bir tavırla saygı duyulmasını bekliyoruz” beyanıyla gönül almaya çalışıyor. Paralel yapının tekeline girmekten son anda kurtulan(!) BBP’nin belirlediği saf, el ele tutuştuğu siyasi gruplar rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na ve duruşuna yapılan en büyük ihanettir.
Rahmetlinin kendisinden dinlemiştim. “İhtilalde tıktıkları hücrede çırılçıplak soyup İstiklal Marşı’nı söyletiyorlardı. Ben ay yıldızlı bayrağın dalgalanması, bu marşın susmaması için mücadele ederken bana bu marşın karşıtıymışım gibi ayar çekip her gün defalarca söyletmeleri yüreğimi dağlıyordu. Yaşadığım o kadar acı içerisinde en zorlandığım şeydi bu durum. Ağlayarak İstiklal Marşı’nı okurdum” diyordu. Yıllarca mücadele ettiği, karşıtı olduğu zihniyetlerle mirasçılarının kol kola olması Yazıcıoğlu’na ihanettir, akıl ve vicdan sahibi herkesçe de yanlıştır.
Bir başka yanlış duruş da SP kurmaylarından geldi. Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak adaylardan kimi destekleyeceklerini partisinin yetkili organlarında değerlendirdi fakat sonucunu açıklayamadı. Yani İhsanoğlu’na destek açıklaması yapamadı. Tabandan gelecek tepkilerden çekinip “sükût ikrardandır” anlayışıyla CHP ve diğerleriyle kol kola girmeyi yeğlediler.
Düşünsenize meydanlarda “kahrolsun şeriat” sloganlarıyla İslam’a küfreden bir zihniyetle aynı safta yer almayı Tayyip Erdoğan’a tercih ettiler. Oysa Tayyip Erdoğan milli görüşün altyapısından yetişmiş milli görüş duruşuyla lider olmuştu.
Tayyip Erdoğan milli görüş çizgisinden ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın o çizginin, o anlayışın dışına çıkamaz. Peki, tersini düşünecek olursak, Kılıçdaroğlu SP’nin ilkelerine değerlerine ne kadar yaklaşabilir? SP aynı hatayı Necdet Sezer’in adaylık sürecinde yapmadı mı?
Kendi siyasi ve coğrafi hinterlandında dağ ile ova arasına sıkışan Kürt siyasi hareketi Selahattin Demirtaş’ın adaylığıyla bir Kürt adayın Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığına soyunması, dolayısıyla Türkiye’yi temsil iddiası, dolayısıyla Türkiye’nin bütünüyle ilgili bir duruş adına anlamlı oldu.
Demirtaş’ın adaylığıyla Kürt siyasetinin Türkiyelileşme çabası meyve vermiş, çözüm süreci ve barış yolunda Türkiye çok önemli bir ivme yakalamış olacak.
Rejimin kilit kurumlarından birinin daha halka açılmasıyla ileri demokrasi, statükoyu yıkmak, vesayeti kaldırmak, yeni bir anayasa için atılan yeni bir adım olacak.
Bu kirli arenada özgüveni, rahatlığı, komplekssiz tavırlarıyla öne çıkıp; coşkusuyla, sadeliği ve yürekten gelen coşkusuyla halka el uzatıp, kucak açan isim olarak Tayyip Erdoğan cumhurun reisi olacak inşallah.
12 yıldır bu ülkeye kazandırdıklarıyla, vizyon belgesiyle, aştığı badireler ve milletine kazandırdığı katma değerler ile, milletin hafızasında saklı kalmış tek isim Tayyip Erdoğan’dır.
Seçmene güven veren, doğru aday tanımlamasına yüzde yüz uyan, bilgi, tecrübe, iş becerme kabiliyeti ve yöneticilik vasfı, yetenekleri gibi özellikleri ile cumhurbaşkanlığında başarılı olacağı tartışılmayan, halkın yaşam seviyesine kayıtsız kalmayıp katkı sağlayacak, ülke menfaatleri için sorumluluk alacak isim yine Tayyip Erdoğan’dır.


