--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kin, intikam hırsı ve hıncıyla beslenen ruh hali

Burak Karen
Burak Karen

Bu dünyada adalet yok, merhamet yok, insaf yok.

Vahşi kapitalizmin sömürgeci güçleri, geçen asırlarda olduğu gibi bugün de çalıp götürmek için zulmediyor, katlediyor, mahvediyor...

Ortadoğu, Afrika ve Asya kan ve gözyaşı içinde. 

ABD, AB, Rusya, Çin gibi gelişmiş ülkeler dünya üzerinde nüfuzlarını gösterebilecekleri bir egemenlik yarışı içerisindeler. Bu egemenliği tesis edebilecekleri topraklar ise Orta Asya, Ortadoğu, Afrika.

Üçüncü dünya farz edilen garip topraklar bakir konumda, üstü fakir, altı emsalsiz zenginlikte.

Orta Asya’da Rusya çılgın tavırlarıyla engelleyici bir faktör. 

Sömürgeleşme, yağmalama, esir alma, katletme, yok etme gibi insanlık dışı muamelelerden sonra modernlik adına, çağdaşlaşmak maskesiyle, daha fazla insan hakları sloganlarıyla kemiğine kadar sömürülen “bahtı kara Afrika”, şimdi Batı’nın batasıca oyunlarının neticesi olarak “açlık, kıtlık, kuraklık ve dinler savaşı” gibi öldürücü dertlerle boğuşuyor.

Ortadoğu, soğuk savaş sonrası küresel dünyanın sömürgeci devletlerinin istikbal gördüğü yeni hareket alanı. Bölge aynı zamanda dünya üzerindeki Müslüman nüfusun en fazla olduğu, jeopolitik öneme sahip bir coğrafya. Yeraltı ve yer üstü zenginlikleri ile de stratejik öneme sahip.

Başta ABD olmak üzere, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve İran gibi birçok ülkenin hesaplarının da çakıştığı bir coğrafya.

Bu coğrafyada “ayrıştırma projesi”ni devreye soktular. Bu coğrafyada can pazarında sınanmış bin yıllık kader ortaklığını yok etmeye çalışıyorlar. 

Kendi menfaatleri doğrultusunda, dünyanın farklı bölgelerinde binlerce insanı etkileyecek, hatta yok ederek tarihten silecek doğrultuda uygulanan şiddet sarmallarının tek sebebi bu zenginliklerin paylaşımından fazla kaçırabilmektir.

Bu beklentilerle bu coğrafyaya gelip, kısa bir sürede kendilerine etkili ve kalıcı alanlar açabileceklerini hesap edenler terörü küresel bir mesele olmaktan çıkarıp İslam düşmanlığı, mezhep ayrımcılığı bağnazlığı ile stratejik hesaplar peşinde koşar oldular.

Yarım milyon insanı öldüren bir rejimle bunun karşısında hayatta kalma mücadelesi veren insanları aynı kefeye koyan vicdanın tek derdi çıkardır, kin, intikam hırsıyla ve hıncıyla beslenen haçlı ruh halidir.

Ortadoğu’da yarım milyon insanı katleden, milyonlarca insanı topraklarından eden ve coğrafyayı harabeye çeviren Esed rejimiyle işbirliğine giren şeytani güçler haçlı ruhunu, Hıristiyan sömürgeci güçlerin Müslümanlara karşı duydukları kini ve intikam alma dürtülerini açığa çıkaran tavırlar sergiliyor, kan ve gözyaşıyla mesut oluyorlar.  

ABD’nin, Batı dünyasını da arkasına alarak İslam’a karşı açtığı bölgedeki savaş, etnik seferberlik, medeniyet paradoksları ve hâkimiyet arayışlarının sonucudur.

Türkiye’nin bölgesel iddialarından vazgeçmesi isteniyor, mazlum milletlere ve coğrafyalara ilham kaynağı olması önleniyor. 

Acıları ayrıştırmaya, sevinçleri ayrıştırmaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki terör mikrobu geniş kitleleri etkilesin ve kitleler arası duygusal kopuşlar yaşansın.

Her platformda PKK’nın savunuculuğunu yapıp Türkiye’ye, demokrasimize, barış iklimimize zarar veriyorlar. Bir halk, terör vahşetiyle yerinden yurdundan ediliyor.

Maaşını Türkiye Cumhuriyetinden, talimatlarını Kandil’den alan ve adına milletvekili denen onlarca militanla karşı karşıyayız. İnsanı köleleştiren ve insanın kanları ve terleri üzerine düzen kuranlarla kol kola direniş sergiliyorlar. 

PKK, PYD, YPG ve HDP İslam düşmanları tarafından siyasi, askeri ve diplomatik açıdan desteklenerek oyunbozan Türkiye’yi terbiye etmeye çalışıyorlar.

YPG,  küresel düzenin yeniden inşa edildiği, haritalara müdahale altyapısının kurgulandığı kritik bir kavşağın tam ortasında olan Türkiye’yi frenleme aracı olarak kullanılıyor. 

Tabanını kaybeden terör örgütü bu defa da daha büyük bir şevkle uluslararası istihbarat örgütlerinin emrine girip, üst aklın direktiflerine boyun eğiyor.

Arabasıyla terör örgütüne silah taşıyan, teröristlere canlı kalkanlık yapan, evini teröristlere tahsis eden, terör örgütünün her eyleminde ön safta yer alan milletvekili rütbeli teröristler dış güçlerin piyonu olarak kendisini kullandırıyor. 

Bölücü terör örgütünün sözcülüğünü yapan, Ankara’daki alçak eylemle 29 kişinin kanına giren teröristin sözüm ona taziyesinde boy gösteren, Mecliste bu alçaklığa sahip çıkıp, devleti suçlamayı sürdüren kısaca terör örgütüne yardım, yataklık ve sözcülük yapıp ihanet çukurunun içinde debelenen teröristler dokunulmazlık zırhıyla ihanet ediyor.

Böyle milletvekilliği, böyle siyasetçilik, böyle siyaset olmaz. Dünyanın hiç bir yerinde sivilleri hedef alan intihar bombacılarına sahip çıkan siyasetçi, siyasi parti, milletvekili göremezsiniz.

Muhalefet ihanet içerisinde, sanatkârlar, sözde aydınlar kör gözlerle ışığı arıyor.  

Ülke çıkarlarına sürekli saldırarak hem millete düşmanlık ediyor hem de vatana ihanet ediyorlar.

Vaktiyle laikliğin, cumhuriyetin, devrimlerin elden gideceği kaygısıyla meydanlara dökülenler şimdilerde şehir terörizminin eşliğinde diktatörlük teranesi tutturuyor.

Buradaki yüzsüzlüğü, aymazlığı, ahlaksızlığı aklı başında, vicdan sahibi herkes görüyor.

Kişisel korkular, bulunduğu pozisyonu koruma kaygıları, ülkenin hemen her alanına hâkim olan vesayetten çıkar elde eden sınıfların varlığı artık bu gidişatı engelleyemeyecek.

Yeniden şekillenen küresel sistemde yeni aktörler de sahne alıyor. Küresel güç oyununda kurulan yeni takımda Türkiye de A takımda sahaya çıkıyor.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle