Kaybolan değerlerimiz
Sahip olduğumuz insanî değerler erozyona uğramaya yüz tutmuş, sınırsız bir dünyevileşme ve maddileşme benliğimizi kaplamış, bireysellik, bencillik, çıkarcılık, çekememezlik ve tahammülsüzlük gibi olumsuz değerler ilişkilerimizde öne çıkmış, bütün bu beşeri zaaflar toplumumuzda mutsuz, umutsuz, olumlu düşünemeyen ve paylaşamayan kişilerin sayısını artırmıştır.
İradelerin merhametle eğitildiği ve özgürleştiği, içinde bin aydan daha kıymetli bir geceyi, yani Kur’ân’ın Levh-i Mahfûz’dan dünya semasına indirilerek cihanı ve insanları nura gark ettiği Kadir Gecesi’ni de içinde bulunduran Ramazan’da kaybedilen değerlerin hatırlanması için kalem oynatmaya çalışacağım.
İslam insani ve ulvi hedefleri hedef alan her adımı ibadet saymış ve onurlandırmıştır. Hatta sadece insanlar için değil hayvanlar ve çevre için de aynı duyarlılığı göstermiş ve desteklemiştir.
Ecdadımız, medeniyetimizin hamurunu İslâmiyet’in ve Kur’an’ın nuruyla yoğurdu. Halkın faydalanması için sosyal müesseseler kuran, bunların devamını ve finansmanını vakıflarla sağlayan ecdadımız, ihtiyaç sahibi olup da bunu alenileştiremeyenler için de çözüm üretmişti.
Kültürümüzün en önemli özelliklerinden ve güzel uygulamalarından biri olan sosyal yardımlaşma ve dayanışma örnekleri en zarif şekilde ecdadımız tarafından icra edilmiştir. Özellikle kuvvetli bir sosyal bünyenin teşkili açısından hem iktisadi dayanışma hem de komşuluk ilişkileri, bir toplum olarak yaşama sanatı en güzel onların hayatında sergilenmiştir.
Bu sebeple, medeniyet tarihimizin her köşesinde, İslâmiyet’in hayata nasıl en güzel bir şekilde tatbik edildiğinin numuneleriyle karşılaşıyoruz. Bunun en bariz misallerinden birisi de “sadaka taşları”dır.
Sadaka taşlarının kültürümüzdeki yeri, önemi, işlevi maalesef günümüzde yeterince bilinmemektedir.
Sadaka taşları, câmi veya mescit avlularında, bulaşıcı hastalığa yakalanmış hastaların bulundukları yerlerin çevresinde, dergâh, tekke, türbe ve mezarlıkların etrafında, mahallelerin birleştiği köşe başlarında ya da fakir ve kimsesiz insanların kaldıkları yerlerin çevresinde bulunuyordu.
Sadaka taşlarının en mühim vazifesi sağ elin verdiğini sol elin görmemesi düsturunun yerine getirilmesiydi.
Sadaka taşları zenginle fakirin birbirlerini görmeden buluştuğu noktalardı.
Sadaka taşları, zenginin vakarını, fakirin onurunu düşünerek geliştirilmiş Türk-İslâm kültürünün en güzel örneklerindendi.
Sadaka taşı, Osmanlı’da insanların birbirlerine karşı saygı ve sevgisinin derecesini ifade eden çok yüksek ve ulvi bir anlam taşımaktadır.
Sadaka taşı, iki metreye yakın bir mermer sütun üzerine açılan çukurdan oluşuyor. Özellikle yatsı namazına giden Müslümanlar, gece karanlığında o gün vermek istedikleri sadakayı o taşın oyuğuna bırakırlardı. Etraf karanlık olduğu için para bırakan kimse bilinmezdi.
Aynı şekilde o gün paraya ihtiyacı olan, derdini kimseye açamayan ve kimseden alma imkânı olmayan ihtiyaç içindeki bir başkası da o taşın yanından geçerken elini taşın oyuğuna sokar ve sadece ihtiyacı olduğu kadarını oradan alırdı.
İhtiyacı oranında alır kalanını, kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı sadaka taşına koyar ve meçhul yardım severe içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönerdi.
Zira dönemin anlayışına göre kişi, ancak kendi ihtiyacı kadarını alma terbiyesi ile yetişmişti. Böylece ne oraya para bırakan ne de oradan para alan bilinirdi.
Hatta öyle ki 17. yy. İstanbul’u anlatan bir Fransız gezgin üzerinde para bulunan bir sadaka taşına tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmış.
Bir dönem İstanbul’da 173 kadar sadaka taşının tespit edildiği belirtilmektedir. Sadaka taşı, ecdadın sadaka verirken bile nasıl bir gizliliğe riayet ettiğinin göstergesidir.
Gösterişten uzak yapısı ve kullanım şekli ile fazla detaya sahip olmayan bu mermer sütunlar, ecdadımızın yardım konusunda ihtiyaç sahibini rencide etmemek adına ne derece hassas olduğunun bir delilidir.
Ayrıca ihtiyaç sahiplerinin eziklik hissetmeden yardımı kabul etmesi, yardım edenin gizli tutulması, riyaya girip hayrının boşa gitmemesi gibi hususlar göz önüne alındığında, sadaka taşları uygulamasının ulviyeti anlaşılır.
İçimizdeki iyilik duygusunun bir semeresi olan yardımlaşma, içtimaî hayatta insanların birbiri ile kaynaşmasında harç görevi görmektedir. Bununla birlikte yardımlaşma, kişiye dinî bir emri îfâ etmenin huzurunu yaşatır. Yardımlaşma vesilesiyle zenginle fakir arasında sağlam köprüler kurulur, muhabbetin artması sağlanır; kişiler arasında maddî unsurlar sebebiyle oluşmuş uçurumlar azalır.
Sadaka taşları öyle bir medeniyetin eseri ki alan da veren de kanaatkârmış.
Sadaka taşları, örneklerini kendi tarihinden çıkarmayı bilen bir millete, bizi biz yapan değerleri gün yüzüne çıkaracak gücü yine kendi içimizde bulacağımızı hatırlatmaktadır.
Sadaka Taşları Türk Milletinin kültür ve medeniyet piramidindeki zirve ve kilit taşıdır. Müslüman Türkün asaleti, fazileti, necabeti, ahlakı, tefekkürü ve hassasiyeti bu taşlarda gizlidir. Bu bakımdan sadaka taşları kültür ve medeniyetimizin birer küçük anıtıdır.
Centilmenlik ve cömertlik abidesi olan bu taşlardan ne olurdu da bu günde memleketimizin her köşesinde olsaydı. Reklam ve gösteriş düşkünü zenginlerimiz hiç riya karıştırmadan sadakalarını bu taşlara koysaydı. Ve bu taşlardan da sadece ihtiyacı olan insanlar yararlansaydı.
İradelerin merhametle eğitildiği ve özgürleştiği, içinde bin aydan daha kıymetli bir geceyi, yani Kur’ân’ın Levh-i Mahfûz’dan dünya semasına indirilerek cihanı ve insanları nura gark ettiği Kadir Gecesi’ni de içinde bulunduran Ramazan’da kaybedilen değerlerin hatırlanması için kalem oynatmaya çalışacağım.
İslam insani ve ulvi hedefleri hedef alan her adımı ibadet saymış ve onurlandırmıştır. Hatta sadece insanlar için değil hayvanlar ve çevre için de aynı duyarlılığı göstermiş ve desteklemiştir.
Ecdadımız, medeniyetimizin hamurunu İslâmiyet’in ve Kur’an’ın nuruyla yoğurdu. Halkın faydalanması için sosyal müesseseler kuran, bunların devamını ve finansmanını vakıflarla sağlayan ecdadımız, ihtiyaç sahibi olup da bunu alenileştiremeyenler için de çözüm üretmişti.
Kültürümüzün en önemli özelliklerinden ve güzel uygulamalarından biri olan sosyal yardımlaşma ve dayanışma örnekleri en zarif şekilde ecdadımız tarafından icra edilmiştir. Özellikle kuvvetli bir sosyal bünyenin teşkili açısından hem iktisadi dayanışma hem de komşuluk ilişkileri, bir toplum olarak yaşama sanatı en güzel onların hayatında sergilenmiştir.
Bu sebeple, medeniyet tarihimizin her köşesinde, İslâmiyet’in hayata nasıl en güzel bir şekilde tatbik edildiğinin numuneleriyle karşılaşıyoruz. Bunun en bariz misallerinden birisi de “sadaka taşları”dır.
Sadaka taşlarının kültürümüzdeki yeri, önemi, işlevi maalesef günümüzde yeterince bilinmemektedir.
Sadaka taşları, câmi veya mescit avlularında, bulaşıcı hastalığa yakalanmış hastaların bulundukları yerlerin çevresinde, dergâh, tekke, türbe ve mezarlıkların etrafında, mahallelerin birleştiği köşe başlarında ya da fakir ve kimsesiz insanların kaldıkları yerlerin çevresinde bulunuyordu.
Sadaka taşlarının en mühim vazifesi sağ elin verdiğini sol elin görmemesi düsturunun yerine getirilmesiydi.
Sadaka taşları zenginle fakirin birbirlerini görmeden buluştuğu noktalardı.
Sadaka taşları, zenginin vakarını, fakirin onurunu düşünerek geliştirilmiş Türk-İslâm kültürünün en güzel örneklerindendi.
Sadaka taşı, Osmanlı’da insanların birbirlerine karşı saygı ve sevgisinin derecesini ifade eden çok yüksek ve ulvi bir anlam taşımaktadır.
Sadaka taşı, iki metreye yakın bir mermer sütun üzerine açılan çukurdan oluşuyor. Özellikle yatsı namazına giden Müslümanlar, gece karanlığında o gün vermek istedikleri sadakayı o taşın oyuğuna bırakırlardı. Etraf karanlık olduğu için para bırakan kimse bilinmezdi.
Aynı şekilde o gün paraya ihtiyacı olan, derdini kimseye açamayan ve kimseden alma imkânı olmayan ihtiyaç içindeki bir başkası da o taşın yanından geçerken elini taşın oyuğuna sokar ve sadece ihtiyacı olduğu kadarını oradan alırdı.
İhtiyacı oranında alır kalanını, kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı sadaka taşına koyar ve meçhul yardım severe içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönerdi.
Zira dönemin anlayışına göre kişi, ancak kendi ihtiyacı kadarını alma terbiyesi ile yetişmişti. Böylece ne oraya para bırakan ne de oradan para alan bilinirdi.
Hatta öyle ki 17. yy. İstanbul’u anlatan bir Fransız gezgin üzerinde para bulunan bir sadaka taşına tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmış.
Bir dönem İstanbul’da 173 kadar sadaka taşının tespit edildiği belirtilmektedir. Sadaka taşı, ecdadın sadaka verirken bile nasıl bir gizliliğe riayet ettiğinin göstergesidir.
Gösterişten uzak yapısı ve kullanım şekli ile fazla detaya sahip olmayan bu mermer sütunlar, ecdadımızın yardım konusunda ihtiyaç sahibini rencide etmemek adına ne derece hassas olduğunun bir delilidir.
Ayrıca ihtiyaç sahiplerinin eziklik hissetmeden yardımı kabul etmesi, yardım edenin gizli tutulması, riyaya girip hayrının boşa gitmemesi gibi hususlar göz önüne alındığında, sadaka taşları uygulamasının ulviyeti anlaşılır.
İçimizdeki iyilik duygusunun bir semeresi olan yardımlaşma, içtimaî hayatta insanların birbiri ile kaynaşmasında harç görevi görmektedir. Bununla birlikte yardımlaşma, kişiye dinî bir emri îfâ etmenin huzurunu yaşatır. Yardımlaşma vesilesiyle zenginle fakir arasında sağlam köprüler kurulur, muhabbetin artması sağlanır; kişiler arasında maddî unsurlar sebebiyle oluşmuş uçurumlar azalır.
Sadaka taşları öyle bir medeniyetin eseri ki alan da veren de kanaatkârmış.
Sadaka taşları, örneklerini kendi tarihinden çıkarmayı bilen bir millete, bizi biz yapan değerleri gün yüzüne çıkaracak gücü yine kendi içimizde bulacağımızı hatırlatmaktadır.
Sadaka Taşları Türk Milletinin kültür ve medeniyet piramidindeki zirve ve kilit taşıdır. Müslüman Türkün asaleti, fazileti, necabeti, ahlakı, tefekkürü ve hassasiyeti bu taşlarda gizlidir. Bu bakımdan sadaka taşları kültür ve medeniyetimizin birer küçük anıtıdır.
Centilmenlik ve cömertlik abidesi olan bu taşlardan ne olurdu da bu günde memleketimizin her köşesinde olsaydı. Reklam ve gösteriş düşkünü zenginlerimiz hiç riya karıştırmadan sadakalarını bu taşlara koysaydı. Ve bu taşlardan da sadece ihtiyacı olan insanlar yararlansaydı.


