Kapitalist Batı çatırdıyor
Kapitalist Batı dünyası, tarihinin en buhranlı dönemlerini yaşıyor. ABD’yi ekonomik ve siyasi felaketin eşiğine sürükleyen kriz geçici olarak aşıldı. AB de kazan uzun zamandır kaynıyor.
Yıllarca dünyayı sömürerek, kazandığından çok daha fazlasını harcamaya alışmış bir toplum düzeni ve gerçekle bağı koparılmış yapılar oluşturuldu. Sömürü üzerine refah düzeni tesis edildi ama artık deniz bitti. Şimdi çözüm aranıyor fakat esas soruna hâlâ dokunulamıyor.
Şu anda karşı karşıya olunan durum bir finansal, ekonomik kriz değil, aynı zamanda sosyal bir kriz, vicdan krizi, iklim krizi, enerji krizi. Özünde bir “uygarlık” krizi. Yara derin, hastalık ciddi.
Artık, bilinen ve bilinmesi gereken gerçek şudur ki; sömürü zihniyeti çatırdadı, çevresindeki fay hatları kırıldı ve tarihin çöplüğüne atılacak günler yaklaştı.
200 yıllık tarihi boyunca, barbarlıkta sınır tanımayan, dünyanın jandarmalığına soyunup yeryüzü ve gökyüzünü tahrip eden, her gittiği yerdeki insan neslini insanlıktan çıkmışçasına öldüren, soykırıma tabi tutan Amerika’yı trajik bir son bekliyor.
Kara Afrika’yı sömürdüğü yetmezmiş gibi türlü biyolojik silahlarla hastalıklara mahkûm eden Amerika hasta adam konumunda. Amerika’nın “gelişme sınırlarına ulaşmış, duraklama ve gerileme devrini yaşamaya başlamış” bir güç olduğu konusunda geniş bir konsensüs var.
Geçmişte New York Times gazetesinde de çalışmış Pulitzer ödüllü gazeteci Chris Hedges, Raw Story’e verdiği röportajda, “Amerikan imparatorluğu her an çökebilir” dedi.
Wisconsin Madison Üniversitesi tarih profesörü Alfred W. McCoy da CBS’in bloğunda, “Amerikan Yüzyılının 2025’teki sonu için 4 teori” başlıklı ilginç bir yazı yayınladı.
“Amerika’nın 40 yıl içinde ‘yavaş yavaş’ gerilemesi mi? Buna bahse girmeyin bence. Amerika’nın küresel süper güç konumunun ölümü kimsenin hayal edemeyeceğinden daha çabuk da gerçekleşebilir” diye başladığı makalesinde Profesör McCoy, “Eğer Washington, Amerikan yüzyılının 2040 ya da 2050’de sona ereceği rüyası kuruyorsa bilsin ki, iç ve küresel dinamikler ve yönelişler 2025’te Amerikan imparatorluğundan geriye sadece bir gürültü bırakabilir” uyarısında bulunuyor.
Finans tarihçisi Niall Ferguson Kaosun Kıyısındaki İmparatorluklar başlıklı Foreign Affairs makalesinde, ABD’nin devasa boyutlara ulaşan bütçe açığına ve borcuna dikkat çekerek, “Büyük güçlerin çöküşü her zaman borç patlamasıyla başlar. Emperyal çöküş hepimizin beklediğinden hızlı gelebilir. Mali açık ve devasa askeri harcamalar bir arada düşünüldüğünde Amerikan imparatorluğu uçurumun kenarındaki son imparatorluk olarak görünüyor” diye yazdı.
Dünya, ABD ve AB’nin gücünü kaybetmeye başlamasıyla farklı bir yörüngeye doğru hareket ediyor. Net olmamakla birlikte bir başka emperyalist devletler ittifakı olarak Rusya ve Çin bloğu ufukta görünmektedir.
Bunlar mücadele alanı olarak seçtikleri Ortadoğu, Afganistan ve Kafkasya bölgesinde ciddi bir karşı tavır geliştirmektedirler. Özellikle her iki ülkede, ABD ve AB’nin bölgedeki nüfuzunu azaltmaya hatta bölgeyi terk etmeye varan bir mücadele içerisine girmişlerdir.
Roller değişti, bu kez hasta ve yaşlı olan Amerika ve Avrupa. AB ülkeleri bir bir komaya giriyor. Yoğun bakımdaki Yunanistan’ın, Polonya’nın, İspanya’nın, İtalya’nın iflas etmesine izin vermiyor.
Avrupa’nın toparlanma zorluğu taşıyacağı kesin. Birleşik Avrupa rüyası çoktan bitti, parçalanmış bir Avrupa’yı tartışacağız artık.
Yeni bir borç krizi dalgası AB ekonomik birlikteliğinin sonunu hazırlayacak, bir yıkımın başlangıcı olacak gibi görünüyor.
Batı sadece finansal ve ekonomik sorunlarla değil, ekonomik krizin tetiklediği ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve “İslamofobia”nın yanı sıra, demografik sorunlarla da boğuşuyor.
Yolun sonu geldi gibi. Ruhsal sıkıntılarla, manevi tatminsizlikle ve ekonomik çalkantılarla boğuşan sömürgeci batı dünyası, ağır hasta ve can çekişiyor. Sömürü mekanizmasıyla zenginliğinin ve refahının zirvesinde keyif sürenler, kendi ucuz menfaatleri ve kazançları uğruna insanların hayatını harcayan sömürgeci yamyamlar yoğun bakımda.
Krizin gerçek boyutu gizlenerek, finansal krizle sınırlanıyor. Ancak bunun aslında siyasal bir kriz olduğu, jeopolitik çözülmelere, güç kaymalarına, toplumsal travmalara yol açacağı gizleniyor.
Yankiler, atlarının üstünde ellerine geçirdikleri kırbaçla, çığlıklar arasında işkence ettikleri Kızılderili veya siyah tenli insanların şimdi ellerine düşmekten endişe ediyorlar.
Sanayi Devrimi ile 1800’lü yıllara gelirken yolu kesilen ve kaynakları yağmalanan Asya yeniden doğuyor.
Yeryüzünün ekseni değişiyor. Dünyanın ezici çoğunluğuna kibirle bakanların acizliklerini görüyoruz. Omuz omuza dünyaya şekil vermeye çalışanların kriz zamanı birbirlerine bile tahammül edemediklerini fark ediyoruz.
Tüm ihtişama, şatafata, refaha rağmen sona yaklaşan bir Batı medeniyeti görünmektedir ufukta.
Hayatta varoluş metodu sömürü olan ve varoluşundan bugüne kadar milyarlarca insanın kanını emen, özellikle de İslam dünyası ve Müslümanların kendisinden çok çektiği, mallarının sömürüldüğü, evlatlarının katledildiği, namuslarının kirletildiği, insanların üzerine bir kâbus gibi çöken, vahşi kapitalizm çatırdıyor.
AB rüyası bitti. Amerika maceracılarının hırsıyla akıbetini hızlandırıyor. Bitiş düdüğü çaldı. Amerika’da ve Avrupa başkentlerinde toplu isyan başladı. Kitlesel, nerede duracağı kestirilemeyen, askeri güçle önlenemeyecek, olağanüstü yasalarla durdurulamayacak bir “dip dalga” geliyor.
Zulmün hiçbir şekilde pâyidar olamayacağı gerçeği net. Beter olsunlar…
Yıllarca dünyayı sömürerek, kazandığından çok daha fazlasını harcamaya alışmış bir toplum düzeni ve gerçekle bağı koparılmış yapılar oluşturuldu. Sömürü üzerine refah düzeni tesis edildi ama artık deniz bitti. Şimdi çözüm aranıyor fakat esas soruna hâlâ dokunulamıyor.
Şu anda karşı karşıya olunan durum bir finansal, ekonomik kriz değil, aynı zamanda sosyal bir kriz, vicdan krizi, iklim krizi, enerji krizi. Özünde bir “uygarlık” krizi. Yara derin, hastalık ciddi.
Artık, bilinen ve bilinmesi gereken gerçek şudur ki; sömürü zihniyeti çatırdadı, çevresindeki fay hatları kırıldı ve tarihin çöplüğüne atılacak günler yaklaştı.
200 yıllık tarihi boyunca, barbarlıkta sınır tanımayan, dünyanın jandarmalığına soyunup yeryüzü ve gökyüzünü tahrip eden, her gittiği yerdeki insan neslini insanlıktan çıkmışçasına öldüren, soykırıma tabi tutan Amerika’yı trajik bir son bekliyor.
Kara Afrika’yı sömürdüğü yetmezmiş gibi türlü biyolojik silahlarla hastalıklara mahkûm eden Amerika hasta adam konumunda. Amerika’nın “gelişme sınırlarına ulaşmış, duraklama ve gerileme devrini yaşamaya başlamış” bir güç olduğu konusunda geniş bir konsensüs var.
Geçmişte New York Times gazetesinde de çalışmış Pulitzer ödüllü gazeteci Chris Hedges, Raw Story’e verdiği röportajda, “Amerikan imparatorluğu her an çökebilir” dedi.
Wisconsin Madison Üniversitesi tarih profesörü Alfred W. McCoy da CBS’in bloğunda, “Amerikan Yüzyılının 2025’teki sonu için 4 teori” başlıklı ilginç bir yazı yayınladı.
“Amerika’nın 40 yıl içinde ‘yavaş yavaş’ gerilemesi mi? Buna bahse girmeyin bence. Amerika’nın küresel süper güç konumunun ölümü kimsenin hayal edemeyeceğinden daha çabuk da gerçekleşebilir” diye başladığı makalesinde Profesör McCoy, “Eğer Washington, Amerikan yüzyılının 2040 ya da 2050’de sona ereceği rüyası kuruyorsa bilsin ki, iç ve küresel dinamikler ve yönelişler 2025’te Amerikan imparatorluğundan geriye sadece bir gürültü bırakabilir” uyarısında bulunuyor.
Finans tarihçisi Niall Ferguson Kaosun Kıyısındaki İmparatorluklar başlıklı Foreign Affairs makalesinde, ABD’nin devasa boyutlara ulaşan bütçe açığına ve borcuna dikkat çekerek, “Büyük güçlerin çöküşü her zaman borç patlamasıyla başlar. Emperyal çöküş hepimizin beklediğinden hızlı gelebilir. Mali açık ve devasa askeri harcamalar bir arada düşünüldüğünde Amerikan imparatorluğu uçurumun kenarındaki son imparatorluk olarak görünüyor” diye yazdı.
Dünya, ABD ve AB’nin gücünü kaybetmeye başlamasıyla farklı bir yörüngeye doğru hareket ediyor. Net olmamakla birlikte bir başka emperyalist devletler ittifakı olarak Rusya ve Çin bloğu ufukta görünmektedir.
Bunlar mücadele alanı olarak seçtikleri Ortadoğu, Afganistan ve Kafkasya bölgesinde ciddi bir karşı tavır geliştirmektedirler. Özellikle her iki ülkede, ABD ve AB’nin bölgedeki nüfuzunu azaltmaya hatta bölgeyi terk etmeye varan bir mücadele içerisine girmişlerdir.
Roller değişti, bu kez hasta ve yaşlı olan Amerika ve Avrupa. AB ülkeleri bir bir komaya giriyor. Yoğun bakımdaki Yunanistan’ın, Polonya’nın, İspanya’nın, İtalya’nın iflas etmesine izin vermiyor.
Avrupa’nın toparlanma zorluğu taşıyacağı kesin. Birleşik Avrupa rüyası çoktan bitti, parçalanmış bir Avrupa’yı tartışacağız artık.
Yeni bir borç krizi dalgası AB ekonomik birlikteliğinin sonunu hazırlayacak, bir yıkımın başlangıcı olacak gibi görünüyor.
Batı sadece finansal ve ekonomik sorunlarla değil, ekonomik krizin tetiklediği ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve “İslamofobia”nın yanı sıra, demografik sorunlarla da boğuşuyor.
Yolun sonu geldi gibi. Ruhsal sıkıntılarla, manevi tatminsizlikle ve ekonomik çalkantılarla boğuşan sömürgeci batı dünyası, ağır hasta ve can çekişiyor. Sömürü mekanizmasıyla zenginliğinin ve refahının zirvesinde keyif sürenler, kendi ucuz menfaatleri ve kazançları uğruna insanların hayatını harcayan sömürgeci yamyamlar yoğun bakımda.
Krizin gerçek boyutu gizlenerek, finansal krizle sınırlanıyor. Ancak bunun aslında siyasal bir kriz olduğu, jeopolitik çözülmelere, güç kaymalarına, toplumsal travmalara yol açacağı gizleniyor.
Yankiler, atlarının üstünde ellerine geçirdikleri kırbaçla, çığlıklar arasında işkence ettikleri Kızılderili veya siyah tenli insanların şimdi ellerine düşmekten endişe ediyorlar.
Sanayi Devrimi ile 1800’lü yıllara gelirken yolu kesilen ve kaynakları yağmalanan Asya yeniden doğuyor.
Yeryüzünün ekseni değişiyor. Dünyanın ezici çoğunluğuna kibirle bakanların acizliklerini görüyoruz. Omuz omuza dünyaya şekil vermeye çalışanların kriz zamanı birbirlerine bile tahammül edemediklerini fark ediyoruz.
Tüm ihtişama, şatafata, refaha rağmen sona yaklaşan bir Batı medeniyeti görünmektedir ufukta.
Hayatta varoluş metodu sömürü olan ve varoluşundan bugüne kadar milyarlarca insanın kanını emen, özellikle de İslam dünyası ve Müslümanların kendisinden çok çektiği, mallarının sömürüldüğü, evlatlarının katledildiği, namuslarının kirletildiği, insanların üzerine bir kâbus gibi çöken, vahşi kapitalizm çatırdıyor.
AB rüyası bitti. Amerika maceracılarının hırsıyla akıbetini hızlandırıyor. Bitiş düdüğü çaldı. Amerika’da ve Avrupa başkentlerinde toplu isyan başladı. Kitlesel, nerede duracağı kestirilemeyen, askeri güçle önlenemeyecek, olağanüstü yasalarla durdurulamayacak bir “dip dalga” geliyor.
Zulmün hiçbir şekilde pâyidar olamayacağı gerçeği net. Beter olsunlar…


