--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İpten kazıktan kurtulmuş, eşkıyalar

Burak Karen
Burak Karen

Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı olmamasına rağmen onun dönemi, imparatorluğun en çok tartışılan dönemlerinin başında geliyor. II. Abdülhamid’in dönemini önemli kılan olayların başında ise, 33 yıl gibi bir süreyle, her taraftan sıkboğaz edilmiş bir imparatorluğu kendi ayakları üzerinde tutma çalışma ve çabaları yatıyor.
I.Meşrutiyet, II. Meşrutiyet, ilk anayasanın ilanı, ekalliyetlerin birer birer bağımsızlıklarını ilan etmesi, 31 Mart Vakası, bütün bunlar Osmanlı İmparatorluğu’nun belini bükmeye yetmemişti o dönemde.
31 Mart Vakası koca imparatorluğun çökertilmesi için oynanan en karanlık oyundu.
İki tabur düzenli askerden oluşan, bunun dışındakilerini ise yüzde 60’ı Yahudi, kalanı Rum, Ermeni, Arnavut, Sırp, Yunan, Ulak ile Bulgar çetecilerinin oluşturduğu, tarihçi Yılmaz Öztuna’ya göre “ipten kazıktan kurtulmuş, eşkıya cümlesinden kimselerden” müteşekkil Hareket Ordusu Selanik’ten yola çıkmıştı.
Sultan Abdülhamid’in kızı Şadiye Sultan’ın ifadelerine göre, 24 Nisan’da Topkapı ve Edirnekapı’dan şehre girerek yol üzerindeki askeri karakolları teslim almış, Harbiye Nezareti’ni işgal etmiş, Taşkışla’yı şiddetli top atışlarına maruz bırakmış, Sultan Abdülhamid’in, “Müslümanı Müslümana kırdırtmama” kararı üzerine, 25 Nisan’da İstanbul’a hâkim olmuştu.
12 gün süren ayaklanma sırasında İstanbul büyük bir karışıklık içerisinde kaldı. Birçok dükkân yağmalandı, masum insan öldürüldü. Divan-ı Harbi Örfi’de suçlu suçsuz yüzlerce kişi idama gönderildi.
31 Mart Vakası ile Sultan Abdülhamid’i tahttan indirip, imparatorluğun parçalanmasına giden yolun kapılarını açarak Sultan Abdülhamid’e “Hal” kararını yani tahttan indirilme kararını Yahudi Emanuel Karasu, Ermeni Komitecisi Aram Efendi, Arnavud Esad Toptani Paşa ve Gürcü Arif Hikmet Paşa vermişlerdi.
Avrupalı devletler ve Balkanlardaki ayrılıkçı azınlık milletler İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni ve onların Abdülhamid’e olan mücadelesini desteklediler. Hepsinin ortak düşmanı Sultan Abdülhamid idi.
Çünkü Abdülhamid, izlediği politikalarla, devleti ve milleti ilerletme ve tüm Müslümanları birleştirip güçlendirme girişimleriyle, Avrupalıların ve Hıristiyan azınlıkların amaç ve isteklerine ters düşüyor ve engel oluyordu.
Tarihin tekerrürü mantığıyla Kemalist rejimin Sultan II. Abdülhamid korkusu depreşti. Gezi Parkı olaylarından istifade etmek isteyen, alana kendi hesaplarını sokan, muhtemel bir kaos üzerine planlar yapan odaklar ve Türkiye’nin yükselişinden, kalkınma hızından, artan itibarından rahatsız olan “dış güçler” kendi hesapları peşine düştü.
Gezi parkı protestolarının, masum bir çevreci duyarlılık olmadığı iyice anlaşıldı. 2023 hedefine emin adımlarla yürüyen hükümet, içeride ve dışarıda fincancı katırlarını ürküttü.  
Türkiye’nin artan değerini, denge unsuru olma gücünü istemeyen dış güçler ve içerdeki işbirlikçileri kitlesel bir isyan hareketiyle halkı galeyana getirip meşru yönetimi devirebilmek için düğmeye bastılar.
 “Türk Baharı” söylemleriyle büyüyen Türkiye’yi çelmelemek, üç dönemdir halkın iradesiyle iktidarda olan Ak Parti hükümetini, başbakanı antidemokratik yollarla devirmeyi hedeflediler.
Yakma, yıkma, tahrip etme, polise bomba atma çağrılarıyla kalabalıkları toplama gayretindeki şer güçler ve demokratik yoldan iktidara gelemeyeceklerini bilen, taşların, molotofların, gaz bombalarının çizdiği resimden medet uman CHP zihniyeti yalana dayalı propagandalarla dış güçlere ciddi bir destek vermekte Tayyip Erdoğan düşmanlığında birleşmektedirler.
CHP azgın bir azınlığın tahakküm rejiminin sahibi olduğu için çoğunluğun onayından geçerek iktidara gelemeyeceğini artık çok iyi görüyor. “Sandıktan devşiremediği iktidarı sokaktan devşirmeye çalışma” ruh hali de bu köhne zihniyeti çözüm yerine çözümsüzlük üretme konusunda yarışa sokuyor.
Türkiye ile bitmez tükenmez hesabı olan şer güçler ve kendini bu ülkenin ve cumhuriyetin sahibi olarak gören azınlık bir seçkinci güruh ayrıcalıklarını kaybetmemek adına “çözümsüzlük” pompalıyor.
Mevcut çelişki yumağının sürdürülmesinden yana olanların sesi, olmayanlara oranla daha çok çıkmakta. Türkiye’ye birikmiş kini olan Batı’nın, olayları bizzat çıkarmasa da, çıkan olaylardan vaziyet çıkarma refleksini devreye sokanların feryadı, haklı ve sabırlı çoğunluğu bastırmaya yetiyor.
İttihatçılar, toplumdan kopuk bir ihtilâl grubuydu. Cumhuriyetten sonra ittihatçıların yerini alan CHP de onların laik versiyonu.
31 Mart Vakasında lideri alaşağı etme düşüncesi vardı, Gezi parkı olaylarında da. Dün de şer odakları, dış güçler, kandırılmış beyinleri maşa olarak kullanıyordu, bugün de. Dün de devletin bekasına tahakküm vardı, bugünde. Dün de ülkede kargaşa çıkarıp iktidarı kapma oyunları oynanıyordu, bugün de.
Fakat dün Sultan Abdülhamid’in ülkede kargaşa çıkmasın diye tahtını feda edip, sürgünü göze alması Padişahın İslam âlemindeki hilâfet politikası yok etmişti, Devlet-i Aliyye yağmalanmıştı.
Bugün Başbakan bir avuç “çapulcu”nun anladığı dilden konuşacağı mesajını kararlılıkla vermesi olayın şeklini değiştirdi. Hangi dilden anlıyorsanız anladığınız dilden konuşalım kararlı duruşu, çapulcu grubun iştahını kaçırdı. Hayaller bir daha geri gelmemek üzere yokluk deryasına karıştı.
Zor günlerden geçiyoruz. Ne ülkemizden nemalanmayı bir refleks haline getirmiş güç odaklarının ne de yüz yıllık saltanatlarını kaybetmeme uğruna Türkiye’yi bir kargaşa ortamına sürüklemek isteyen illegal grupların oyuna gelmemeliyiz.
Gün birlik, kardeşlik günüdür.   
 

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle