İktidara ötekileştirmek değil, kucak açmak yakışıyor
Ülkemiz, büyük bir fitne ve imtihandan geçerken iki elinde iki bombayla değişim ve gelişimini sürdürmeye çalışıyor.
Dış mihrakların güdümündeki PKK ve PÖ (Paralel Örgüt) ya da diğer adıyla PÇ (Pensilvanya Çetesi) ülkemizi kıskaca almış iki büyük tehlike.
Gölgesinde uyuşturucu kaçakçılığı, silah ticareti yapılan, Türkiye’yi parçalamak için ABD ve İsrail emellerine hizmet eden taşeron bir örgüt olan PKK ülkemizi bölmek için otuz küsur yıldır mücadele ediyor.
Büyüyen Türkiye’nin önünün kesilmesi için “Haçlı-Siyonist ortaklığı” hizmet harekâtı adıyla “Pensilvanya çetesi”ni devreye soktu. Bu çete siyasi temsil yetkisine ve siyasi meşruiyete sahip olmadan, kamu gücünü kullanarak meşru-demokratik siyaseti tahrip etmek istiyor, elemanları bürokraside önemli mevkilere sızarak bürokratik vesayet girişimiyle devleti ele geçirmeye çalışıyor.
Yani PKK ülkeyi “bölmeye”, PÇ ülkeyi “ele geçirmeye” çalışıyor.
Büyüyen, enerji hatlarına inen, denizlere açılan, bayrağının geçmişte dalgalandığı ülkelere giren “yeni Türkiye”, ipleri dış mihrakların elinde olan içerden seçilmiş piyonlarla ablukaya alınıp, şekillendirilmeye çalışılıyor.
Her tarafımızdan sinsice kuşatılmış bir vaziyetteyiz. Yaşanan erozyon ve yapılan tahribatı bir nevi hissizleştirme operasyonu olarak değerlendirebiliriz.
İktidar, Kürt sorunu denilen ve önümüzü tıkayan büyük yükten kurtulmak, terörü bitirmek, “artık bir tek vatan evladı dahi ölmesin” hedefiyle yürütülen çözüm süreciyle Türk Kürt kardeşliği arasına sokulan fitne fücuru yok etmek için kararlılığını her ortamda dile getiriyor ve hukuksal boyutunu tartışıyor.
Kürt meselesinin “canlı ve kanlı bir sorun” olarak gündem oluşturmaması için büyük çaba sarf ediyor. Terörünün sonlandırılma olasılığına dair ümit verici bir atmosfer hâkim kılındı.
Belli güçlerin siyaset yapma aracı olarak üretilen “stratejik bir oyun” ve barış, huzur ve güven ortamını istemeyenlerin ellerindeki “zehir” olan terörü bitirme adına hükümet, silah bırakan terör örgütü mensuplarını topluma kazandırmak için çeşitli alternatifler üzerinde duruyor. Silahlı çatışmaya karışmamış olan örgüt mensupları için genel af çıkarılacağı söylemi de kulağımıza gelen öneriler arasında.
“76 milyonu kucaklıyoruz” diyen AK Parti küslerin barışıp tokalaşması, demokrasinin kurumsallaşması, rejimin ötekileştirdiği, düşmanlaştırdığı unsurların tasfiye edilmesi için büyük gayret sarfedip herkese gülen yüzünü gösterip, dostluk elini uzatırken diğer tarafta “mağdur” ettiği bir kısım vatan evladına kayıtsız kalıyor.
Hükümet paralel yapıyla mücadelesini kararlılıkla sürdürürken ekmeği adına bunların içinde olan “masum” bir kitleyi incitiyor, mağdur ediyor ve ötekileştiriyor. PÇ’nin bankası olan Bank Asya’da çalışanlar hükümetin yanlı tutumundan dolayı mağdur ve sessiz. Bir taraftan banka yönetiminin işten çıkarma kaygısını üzerlerinde taşıyan banka çalışanları, diğer taraftan da hükümetin aldığı Bank Asya çalışanını devlet bankalarında çalıştırmama kararı kara bulut gibi başlarına çökmüş durumda.
Bu insanların tek suçu bu bankada çalışıyor olmak.
Başörtülü çalışma imkânı sağladığı için bu bankada çalışanlar var. Diğer bankalardaki faiz kıskacından kurtulmak için bu bankaya transfer olanlar var. Bu bankada çalıştığı halde seçim döneminde AK Parti sevdalısı ve hizmet edeni var. Telefon müziğini “Dombıra” olarak seçip bankada algı operasyonu ile AK Parti sevdasını haykıranlar var.
Bu insanların tek suçu evlerine ekmek götürebilmek için bu yapının içinde olmak. Terör suçlusunu affeden hükümetin bu insanlara karşı bu kadar ketum olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Bu yapıya fiili olarak hizmet edenlerin ayırt edilip diğerlerinin mağduriyetine son vermemek bir vebal olsa gerek. Dağdan ineni topluma kazandırmak adına çaba sarf eden iktidarın bu yapıda ekmeği için olanları mağdur etmesi söylemlerine ve eylemlerine tezat oluşturur.
Bank Asya’da şu ana kadar bin yedi yüz küsur kişi işten çıkarıldı. Yarının ne getireceği de bir muamma. Bu insanların bu sektörde “yetişmiş” eleman ve çoğunluğu ekmeği için o kapıda olan ve mücadele eden vatan evladı. İçlerindeki çete elemanları temizlenip iş imkânı sunulmaz ise yarın bu insanlar da iktidara düşman olacak, inkârda, günahta ve düşmanlıkta yarışanlara katılacaklardır.
Bankacılık sektöründe eleman yetiştirmektense yetişmiş elemanın tercih edildiği ve yetki verilerek transferlerin yapıldığı gerçeğinden hareketle paralel yapının elinden hazır eleman almak onların işleyen çarkına sokulacak en güzel çomak olmaz mı?
Bugüne kadar türlü engellere ve engellemelere rağmen hızıyla baş döndüren rüzgâr, öyle görünüyor ki hızını artırarak esmeye devam edecek.
Bin yıldır bu topraklarda farklı dil, ırk ve kültür özelliklerine sahip insanlar bugüne kadar birlik beraberlik içerisinde, birbirini anlayarak, dinleyerek, birbirini sayarak ve severek yaşadı. Yaşanan büyük uygarlıklar, yazılan ihtişamlı tarih hep o karşılıklı sevgi ve saygının eseridir.
Kan, gözyaşı, nefret ırmaklarından geçmek zorunluluğu olsa bile zafer kinin, nefretin değil sevginin olacaktır. Öfke değil merhamet, intikam değil af kazanmalıdır. Müjde asık suratlıların değil, sevgiyle gülen yüzlerin olmalıdır. Kan ve gözyaşı değil, birlik, bütünlük ve kardeşlik kazanmalıdır.


