--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hudeybiye’den çıkarılacak dersler

Burak Karen
Burak Karen

Dershane tartışmasıyla başlatılan karşıt dil hizmet medyasında maalesef vefasızlık ve haksızlık boyutunu aştı. Üslup gerçeğin önüne geçti. Bilgi kirliliği, nefret ve öfke vefanın, insaf ve adaletin yerini aldı. 

Oysa olumsuz görünen her olaya, pozitif anlamlar yükleyerek hem kendi lehimize, hem de insanlığın lehine dönüştürülebiliriz. 

Aslında, güzel görünen hâdiselerin ardından kötü sonuçlar, kötü görünen hâdiselerin ardından ise harika sonuçlar çıkabilir. 

Olaylara farklı açılardan bakabilirsek, yaşadığımız olayların derinliklerinde gizlenen manaları keşfedebilir, meseleleri doğru kavrayıp adaleti ve doğruyu görebiliriz.

Bir kısım hâdiseler görünüşte çirkin ve karışık görünse de perde arkasında gayet parlak güzellikler ve hikmetler saklıdır. 

Hizmet hareketinin can simidi, her sıkıştığında sığındığı liman olan Hudeybiye anlaşması bunun en güzel örneği değil mi? 

Başlangıçta Sahabelerin hikmetini kavrayamadığı bir antlaşma olan Hudeybiye, Kur’an-ı Kerim ile teyit edilen büyük bir siyasi zafer değil miydi? Mekke o gün fethedilmişti aslında. Ufkun ardındaki ufka bakmayı bilenlere gün ışımaktaydı.

Kalpleri İslâm gerçeğine açmak, İslâm mesajının önündeki engelleri kaldırmak, insanın kalbine ve aklına ulaşmayı mümkün kılacak ortamı hazırlayan bir anlaşmaydı Hudeybiye.

İlk bakışta Müslümanların aleyhine gibi görünen Hudeybiye ile Müslümanlarla müşrikler arasındaki gerginlik azaldı. 

Beşerî bakış açısını aşan nebiye has bir feraset, peygamberane bir zihin açıklığı ile imzalanan anlaşmayla müşrikler tarafından gelebilecek tehlike ortadan kalkmış oldu. 

Müslümanlar huzura kavuştu, İslâm’ın sesi çevrede duyulmaya başladı. Mekke’deki önemli kişiler, Medine’ye gelip Müslüman oldular. Bu antlaşma Müslümanların çoğalmasına ve güçlenmesine sebep oldu. İslâm’ın her tarafta yayılmasını sağladı.

Hz. Peygamber’in siyasi, idari, hukuki ve ahlaki davranışlarından Müslümanın pratik sonuçlar çıkarması ve bunları yaşadığı dönemin koşullarını da düşünerek hayata geçirmesi İslami bir duyarlılığın gereğidir.

Hudeybiye Antlaşmasından sonra Arap yarımadasında kabileler arasındaki diyalogların güçlendiğine dikkat çeken Bediüzzaman, bu sulhtan sonra maddi kılıçların kınına yerleştirildiğini, buna mukabil Kur’an-ı Kerim’in hakikatlerinin insanlara ulaştırılmasıyla “kalplerin ve akılların” fethedildiğini ve asıl fethin bu olduğunu söyler. 

Arap kabilelerinin Müslümanlarla olan diyaloglarının artması neticesinde İslâmiyet’ten kaynaklanan güzelliklerin ve üstün ahlak örneklerinin Araplardaki inat ve taassubu ortadan kaldırdığını ifade eder. 

Kur’an-ı Kerim hakikatlerinin Hudeybiye Antlaşmasından sonra cilvesini gösterdiğini, bu yüzden birçok nüfuz sahibi Arap’ın İslâmiyet’i tercih ettiğine dikkat çeker. (Lem’alar, s. 35) 

Hudeybiye Barış Antlaşması’nın manevî bir fetih olduğunu Fetih Suresini indirerek haber verdi Cenâb-ı Hak. Böylece sahabelerin mahzun kalplerini sevindirdi. 

Gerçekten, iki yıl süren bu barış ortamında her ne kadar maddî kılıçlar kınına girdiyse de, Kur’an-ı Kerim’in parlak ve elmas gibi değerli ikna kılıcı ortaya çıktı. Savaş yoluyla dize getirilemeyen Halid bin Velid gibi bir harp ve Amr ibnül As gibi bir siyaset dâhisi, İslâm’ın ikna kılıcı karşısında teslim olup Müslüman olmayı tercih etti.

Bütün bu hikmetler karşısında Hudeybiye Barışından bütün Müslümanların alacağı birçok ders vardır. 

İslâm dininde barış esastır.

Barış ortamında Kur’an’ın ikna kılıcıyla, imana muhtaç gönülleri İslâm’a ısındırmak ve taklidî imanların tahkik mertebesine yükseltilmesi için olanca gücümüzle hizmet etmek gerekir.

İman hakikatlerine hizmet noktasında meşru her türlü teknik imkânlardan istifade etmek ve ruh-u aslîden kopmadan yeniliklere açık olmak lazımdır. 

Sahabe mesleği olan Nur Risâleleriyle, dünyevileştirme projelerine meydan vermemek ve içi boşaltılmış, şekilden ibaret kalmış, ruhsuz bir Müslümanlık tehlikesine karşı sebat ve metanetle, halimiz ve sözlerimizle mücadele etmek gerekir. 

Hz. Peygamber’in Hudeybiye öncesi diplomatik çözüm arayışlarında ısrarlı tutumu, Antlaşmanın maddeleştirilmesi sırasında Kureyşlilerin nazarında bir önemi olmayan “besmele-i şerife” ve “Muhammed Resulullah” lafızlarının kullanımından vazgeçmesi O’nun barış sağlamada ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir.

Bütün insanlığın kurtuluş ve huzuru için Müslümanların Hz. Peygamber’in bütün yaşamında ve özellikle Hudeybiye’de yapmış olduğu gibi “barış”ta ısrar etmesi gerekmektedir. Hudeybiye, İslâm dininin ve Hz. Peygamber’in barış ve sulh taraftarı olduğunu öğreten hikmetli bir antlaşmadır.

O gün Hudeybiye’de müşriklerle yapılan sulh antlaşmasında alınan kararlar, görünüşte Müslümanların aleyhine idi. Ta ki Fetih Suresi nazil oldu; bu işteki yüksek hikmetler ve müjdeler bildirildi. 

Sonradan anlaşıldı ki, ilk nazarda mağlûbiyet ve kahır zannedilen bu geri dönüş, açık bir zafer ve fütuhat imiş… Ayet-i kerimede buyrulduğu gibi: “…Bazen siz bir şeyden hoşlanmazsınız, hâlbuki o sizin için bir hayırdır. Bazen de bir şeyi sever, istersiniz, hâlbuki o sizin için bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (2/216)

Başına gelen hâdiseleri dikkatle inceleyen ve onun hakiki sebeplerini bulmaya çalışanlar çarpıcı sonuçlarla karşılaşabilirler. O hâdiselerin ardında gerçekte ya bize bir yardım, ya bir ikaz ve uyarıcı ya da bir ceza olduğu görülür. Israrla olmasını istediğimiz bir şeyin önüne çeşitli engeller çıkıyor ve bir türlü o gerçekleşmiyorsa, o zaman durup gerçek niyetimizi anlamaya çalışmalıyız.

Son söz: Müslüman bir kardeşe uzatılacak dostluk eli boş çevrilmez, barış diline sırt dönülmez. O halde niye barışı, kardeşliği, dostluğu tercih etmiyoruz?

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle