Hizmet değil ihanet hareketi
Seçime kısa bir zaman kaldı. Seçmen tercihleri büyük oranda şekillenmiş durumda. Türkiye’nin kaderi ile kendi kaderini birleştiren AK Parti bu seçimlerin yine favorisi, yine kazananı olacak gibi.
7 Haziran seçimleri ülke açısından çok önemli bir seçimdir. Bu seçimde Türkiye yine güçlü bir iktidar çıkarırsa, 4 yıllık süre zarfında büyük projeleri hayata geçirebilir, sivil anayasayı çıkarabilir, barış sürecini tamamlayarak terörü bitirebilir ve 2019 seçimlerinde sınıf atlamış, dilim değiştirmiş bir ülke olabiliriz.
İki seçimdir “Erdoğan karşıtı cephe”nin, en dinamik unsurlarından birisi olarak öne çıkan Paralel yapı mensupları, muhalefet partilerinin de desteğini alarak, önceki seçimlerde olduğu gibi hükümete karşı aktif bir muhalefet, direniş sergilemeyi sürdürüyorlar.
Hem açıktan ve hem ulusal, hem uluslararası arenada hükümetle mücadele eden bir yapılanmanın yürüttüğü “yıpratıcı siyasi faaliyet” bu devlete, bu millete ihanet boyutuna ulaştı, eli silahlı terör örgütünden daha tehlikeli bir hal aldılar.
Devlete saldıran, meşru iktidarı darbe yoluyla devirmeye teşebbüs eden,
Toplumda infial yaratıp insanlar arasında kargaşa ve kavga çıkaran,
Tehdit ve şantajla insanlardan para alan ve onlara gayrimeşru işler yaptıran,
Ülke aleyhine başka ülkelerin istihbarat örgütleriyle işbirliği yapan,
Üçüncü ülkeleri kendi ülkesi aleyhine kışkırtan ve tavır almaya yönlendiren,
Ülkenin başta emniyet, yargı, istihbarat, bilim kurumları olmak üzere yuvalanıp, bütün bürokrasiyi ele geçirmeye çalışan ve onları kendi örgütleri lehine eylemler yapmaya sevk eden,
Doğrularla yanlışları aynı çuvala koyup, rakiplerini tasfiye eden,
Milleti yıllarca Ergenekon’la oyalayan, Balyozla kafaları bulandıran,
Soru çalmayı, haksız konum elde etmeyi, yetim hakkı yemeyi, devletin sırlarını başka ülke istihbaratlarıyla paylaşmayı, ayak kaydırmayı, kadrolaşmayı, şantaj montaj işlerini, dikizlemeyi çok iyi bilen ve lakin siyasete aklı ermeyen bu yapı Paralel İhanet Çetesi (PİÇ) dir.
Dün, Allah adına, hoşgörü adına mangalda kül bırakmayan, ancak ahlaksızlık ve haysiyet cellatlığı yapan kimliksiz ve kişiliksiz bu “legal görünümlü illegal derin yapılanma” milleti ve devleti sırtından vuran Haşhaşi çetesidir.
Eşlerinin başını zorla açtıran, 28 Şubat sürecinde darbecilere teslim olan, Mavi Marmara katliamında İsrail’den yana tavır alan, milletin hayır, kurban paralarıyla kilise restore ettiren, İsrail’e para yardımı yapan, Polislik sorularını çalan, âlüfte takip merkezi kuran bu yapı terör örgütü PKK’dan daha tehlikeli bir yapıdır.
Ekonomik imkânsızlıklar içerisindeki Anadolu insanından zorla topladıkları kurban, zekât, fitre paralarıyla Bank Asya’yı kuran, sülük gibi Müslümanların kesesine yapışarak burs alan, gazete abonesi yapıp Sızıntı satan, Amerika-İsrail destekli darbe girişiminin piyonu bu yapı hizmet hareketi değil “ihanet” hareketidir.
HDP’sinden CHP’sine, MHP’sinden DHKP-C’sine, Doğan medyasından sözde devrimci gazetelere, siyasetin ve sivil toplumun tüm kanatlarında yuvalanan bu yapının ülkeye zararı terör örgütünün verdiği zarardan kat be kat fazladır.
Paralel Yapı bu milletin, İslami hassasiyetlerini, Peygamber sevgisini sömürerek semiren bir yapı olduğu için, tehlikeli bir terör örgütüdür.
Saf Müslümanların himmetleriyle Pensilvanya’daki lüks malikânesinde, Neoconların amaçları uğruna, Yahudi lobilerine itaat ederek “sefa süren” baronun vatana ve İslam’a ihaneti, millette açtığı yara terörist Apo’dan daha derindir.
Bugün PKK terör örgütü bile uluslararası camiada bunların Türkiye’ye verdiği zararı vermemiştir. Bunlar uluslararası arenada, uluslararası parlamentolarda her türlü kirli ilişkiler içine girerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kötüleme gayreti içindeler.
40 bin insanımızın katili olan PKK’nın uzantısı konumundaki BDP’li adaylara bile oy verdiren bu yapı PKK’lıya, ateiste, Yahudi’ye, Hıristiyana destek verip, gerektiğinde dış şer güçleri ile birlik olabiliyor.
Milletimize 30 yılı aşkın bir süreden beri kan kusturup gözyaşı döktüren, birçok ocağa ateş düşürüp, birçok kadını dul, birçok çocuğu yetim bırakan ve ülkemizin bölünmez bütünlüğüne kast ederek vatan topraklarını bölmek sevdasıyla devlete isyan eden eli kanlı terör örgütünü düşman belleyip karşımıza alır, düşman biliriz.
Binlerce “ölü ve yaralı”, milyarlarca “ekonomik zarar”, tedavisi zor “sosyal ve kültürel yaralar”, ülkenin “bölünme”sine dair atılan adımlar, “küresel habis güçler”in İslam coğrafyasındaki “kirli emeller”inin gerçekleştirilmesi için “taşeronluk” yapan PKK’nın ne kadar “vahşi ve kanlı bir terör örgütü” olduğunu biliyoruz.
Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kurarak kaset söylentileri, çamur at izi kalır mantığıyla yapılan çirkin ve ahlaksız saldırılar, karalamalar politik manevralar “hoşgörü” adına yola çıkan “alnı secdeli” bir gruptan gelince açtığı yara daha derin oluyor.
Gayri meşru yollarla rejim değiştirmeye, hükümet yıkmaya çalışan “sözde” dini bir cemaatin, dünyevi bir alanda söz sahibi olmak için bu kadar ciddi mücadele vermesi devleti de milleti de fazlasıyla yıpratıyor.
Tek çare bu yapıyı “fabrika ayarlarına geri döndürme”dir.


