Hiçler içinde bir hiç
İyiler ve kötüler, doğrular ve yanlışlar, güzeller ve çirkinlerin kıyamete kadar sürecek mücadelesinde kazanan hep iyiler, doğrular ve güzeller olacaktır. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde de bu mücadele sürmekte, birilerinin canı fena halde yansa da kazanacak yine haktan yana olanlar olacaktır.
“Erdoğan karşıtlığı” kılıfına sokulmuş yeni bir Türkiye aleyhtarı operasyonun bütün hazırlıkları yapıldı. Medeniyetimizle ve değerler sistemimizle genetik kodları uymayan, doku uyum sorunu yaşayan bütün örgütler ve şahıslar güçlerini birleştirdi, hedeflerini sabitledi.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yüz yıllık zehirli bir parantez kapanırken ilk kez başımızı kaldırıp kendi ayaklarımız üzerinde durmaya, ilk kez kendi yolumuzu çizmeye çalışıyoruz. Bu yüzden saldırı altındayız. Bu yüzden o örgütleri üzerimize saldılar.
Türkiye’de vesayet sistemi çöktükçe, anayasal kurum adı altında siyasete müdahale eden aktörlerin paralel gücü kırıldıkça saldırılar arttı, çirkin yüz gün yüzüne çıktı.
Kendi çıkarlarını Türk Devletinin bekası ve Türk milletinin değerlerinin üstünde tutan, Türk milletinin kültürel ve moral direncini hiçe sayan, siyaset üretemeyen, başarılı olamamanın gerilimiyle çaresizlikle saldırganlaşan Kılıçdaroğlu çirkin yüzünü, kalbinde oluşturduğu necaset sarmallarını söylemlerine yansıttı.
İdeolojik olmayı bir pespayelik haline sokup, halkın tercihlerine yönelik müdahalede bulunmayı marifet sayarak alternatif üretme yerine millet ile siyasi düelloyu seçen bu hokkabaz, Baykal’ın uçkur ürünü olduğunu unutup, bir hanımefendiye dil uzatacak kadar cüceleşti.
Seviyesizlik, hakaret ve operasyonla genel başkan olmanın dışında hatırlanacak hiçbir şey yapamayan bu şarlatan, Türk siyaset tarihinin en edepsiz en ahlaksız genel başkanıdır.
Bu felaket tellalı, korku tacirliği yaparak bir yandan milletimizin gönlüne perde çekmeye çalışmakta, diğer yandan ise demokrasimizin olgunlaşması ve geleceğini tehlikeye atmaktadır.
Gönülleri çalınmış, yürekleri, beyinleri, kan kin ve nefretle dolu olup, kirli “azap fırtınaları” estiren, milli, manevi, kültürel, ahlaki ve insani değerlere savaş açarak ülkeyi şer odaklarına uşak kılan çarpık zihniyet sahiplerinin agresifleşmesi, çirkin siyasi dile sarılması bir projedir.
Coşkulu “intikam” duyguları üzerinde sörf yapan, “siyasal hastalık”lı bir ideoloji ve sapık lideri, bu millete kusuntu yerine başka ne verebilir? Yüz yıldır oyun aynı, figüranlar değişken değil mi?
Sorunlara çözüm üretmek yerine sorunun parçası olmaya inatla devam eden, çözümsüzlük üzerinden ucuz siyaset yapan, pozitif değil, negatif hava yayarak siyaseti gerenlerin gülistanını çirkinlikler, düşmanlıklar kaplamış, çıkar hesapları, hırs ve kin zincirlemiştir ellerini, ayaklarını.
Toplumu uyarmak, yapılan yanlışların karşısında olmak, somut çözüm yolları göstermek ve kamuoyu oluşturmak yerine, hamasetle, duygu patlamalarıyla, öfkeyle cepheleştirici siyaset taktiklerini tercih eden Kılıçdaroğlu artık siyasi bir mevtadır. Son görevini yerine getiriyor.
Çatışmalarını rekabete, gerilimlerini verimli diyaloglara, ideolojik önyargılarını nefes açan projelere ve kutuplaşmalarını demokratik uzlaşmaya dönüştürme rüyasını arzulamak varken, kuzu postuna bürünmüş kurt olarak “uludu” Kılıçdaroğlu.
Yaptığı abuk sabuk konuşmalar, attığı her yanlış adımda sağdan Erdoğan, soldan Davutoğlu tokadı yiyip halkın gözünde hiçleşen demokrasi bezirgânı, özgürlük tüccarı, inanç düşmanı Kılıçdaroğlu hâlâ akıllanmadı. Bu kadar dunkofluk, ahlaksızlık, kendini bilmezlik de ona yakışıyor yani…
İdam sehpalarının hatırlatıldığı, kefenlerin çağrıştırıldığı, beyaz çarşafla yola çıkma edebiyatı ile demokrasi dışı yöntemlerin ima edildiği bu ortamda aziz milletimizin cephelere bölünmesi ve taraflar arasında saf tutmaya davet edenlerin hangi odakların taşeronluğunu yaptıklarını düşünmek gerek.
Bu zihniyetin arka planı da, ön planı da çirkinliklerle doludur. Bu zihin haritasının içi de dışı da batakhanedir. Bu düşünce tarzında kendini beğenmişlik, kendi halkına güvensizlik, kendi milletinin millî ve manevi değerlerine yabancılaşma vardır. Bu zihniyetin acilen tedaviye ihtiyacı var.
Kendileri gibi düşünmeyeni “göbeğini kaşıyan adam” etiketiyle karalayan, her seçim döneminde, “benim oyum ile dağdaki çobanın oyu niye bir” homurtularıyla uyanan, vesayeti fosiline kadar savunan dondurulmuş beyinleri kazdıkları çukurlara gömmek elzemdir.
“Siyasi yandaşları olmayan” seçmeni nush ile olmadı tekdir ile tekâmüle davet eden, daha da kötüsü bu millete eğitilebilir geri zekâlı muamelesi çekip, “gölgeleriyle savaşan Don Kişotlar” gerçekleri görüp, halkla barışmak yerine halkla ve seçtikleriyle savaşı tercih ediyorlar.
Taşların yerine oturduğu, vesayet sisteminin ortadan kaldırıldığı Türkiye’de, sudan bahanelerle insanlar arasında ayrım yapıp savaş ve rant baronlarının ekmeğine yağ sürmek ülkeye ihanettir.
Toplumun bir kısmını giyim tarzı, kişisel tercihleri gibi nedenlerden dolayı yücelterek, diğer kısmını beşinci sınıf vatandaş olarak görerek halkı birbirine düşman hale getirmeye çalışmak, Kabil’le başlayıp Ebu Cehil’le simgeleşen kötülüğü benimseyen, iman, vecd ve aşktan yoksun Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin “zihin haritası”dır.
Denizlerin nehirleri, toprağın bulutların gözyaşlarını, ateşin hava kabarcıklarını kucakladığı gibi tüm halkını kucaklayacak bir yürek arayan millete sıkıntıdan, gözyaşından, düşmanlıktan başka ne verebilmiştir Kılıçdaroğlu ve CHP zihniyeti?
Kocaman bir HİÇ…


