Herkese anladığı dilden, anlayacağı dilden konuşmak gerek
Toplumun canının yandığı, ağıtların arşa yükseldiği, gözyaşlarının sel olup aktığı, sükûnetin rafa kalkıp nefretin doludizgin koştuğu kritik günlerden geçiyoruz.
Gün geçmiyor ki ajanslara yeni terör eylemi düşmesin. Şehit cenazelerinde yakılan ağıtlar, edilen feryatlar bombaların seslerini bastırmasın. Yüz yıllık hesaplaşmayla karşı karşıyayız.
Paralel İhanet Çetesi, derin devlet, Esed, İran, İsrail, kirli haçlı zihniyeti, DAEŞ, PKK/PYD, DHKP-C’nin el ele verip açtığı bütün cephelerde, düşmanlıklara karşı Türkiye savaş veriyor.
İç ve dış eksende oluşturulan tarihin en geniş oligarşik ittifakı ile emperyalizm, bizi diz çöktürmeye çalışıyor. Türkiye, şeytanların kardeşliğiyle oluşturulan bir emperyalist kuşatmayla karşı karşıya.
İçeride, kiralık kalemler desteğinde terörle kurdukları ittifakı siyasi söylem haline getiren sahibinin sesi taşeron siyasiler ile onları diledikleri an kolay kullananların “garip ittifakı” ile karşı karşıyayız.
Bir yanda yaptığı her eylemle İslam’ın adını lekeleyen DAEŞ terör örgütü, bir yanda küçük hesapları, sinsi ihlalleri ve suiistimalleriyle PKK terör örgütü.
Bir yanda Türkiye’yi yeniden kontrol edilebilir bir konuma çekmek isteyen, terör üzerinden istikrarsızlaştırıp, bölgesel bakımdan etkisizleştirmek isteyen eski Türkiye zihniyeti ve son kullanma tarihi geçmiş antika sol örgütler, bir yanda da The Cemaat’inparalel ihanet şebekesi, Fethullahçı Terör Örgütü.
PKK her yerde teröre, şiddete başvuruyor, Türkiye’nin her köşesinde masum insanlar öldürülüyor. İş makineleri yakılıyor, askere, polise, kamu binalarına saldırılar düzenleniyor, karakollar basılıyor, köprüler havaya uçuruluyor. Halk tedirgin edilerek terör üzerinden bütün ülke rehin alınmak isteniyor.
Halkımız silahlansın çağrıları yapan, yol kesen, haraç toplayan, dağa adam kaldıran, trafik denetlemesi yapan, yollara mayın döşeyen, karakollara roketatarla saldıran, uykuda polis boğazlayan, iş makinalarını yakan, ambulans deviren, masum sivilleri kahpece kurşunlayan PKK çevremizdeki kaos fırtınasını Türkiye içlerine taşımaya çalışıyor
Kandil’de PKK ismi altında örgütlenen İran, Suriye, İsrail ve Batılı servislerin koalisyonu Türkiye’nin toplumsal barışı kurma projesine karşı harekete geçtiler.
Bu, Türkiye’nin varlığına karşı başlatılmış, geleceğini yok etmeye dönük kapsamlı bir harekât. PKK, DHKP-C, MLKP’ye aynı kamplarda eğitim yaptıranlar bütün örgütleri tek çatı altında toparlıyor.
Doğan grubu, Türkiye’nin ulusalcıları, paralel ihanet şebekesi, sermaye çevreleri, istikrardan, güçlü iktidardan rahatsız olanlar, uluslararası çevreler, yaşam tarzı üzerinden endişelere gark olan sözde modernler, Erdoğanfobik Beyaz Türkler, ukdelerinde sınıf savaşı kalan kart solcular, demokrasi gelmeden barış olmaz üfürükçüsü liberaller…
Artı 40 yıllık silahlı, 20 yıllık külahlı etnik aidiyet temelli Kürt siyasi hareketi PKK ve HDP, ortak bir akılla hareket ederek, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası dinamikleri de kendi lehlerine kullanmak için enerji harcayarak, geçici barış dönemini, kelimenin tam anlamıyla bir işgal ve yıkım süreci olarak değerlendirmenin peşinde.
Bütün ideolojik gruplar, etnik ve mezhep kimliği üzerinden cepheye sürülüyor. Türkiye’nin varlığına karşı büyük bir saldırı söz konusu.
Batı, terörle ilişkisini kendi topraklarından çıkartıp, bizim topraklarımıza taşıma gayretinde.
Sürekli takiyye yapan, doğuda savaş, batıda demokrasi pazarlayan, taktik güden, Çözüm Süreci’ni işine geldiği gibi kullanan, Kandil’in güdümünden çıkamayan, ülkedeki azgın azınlığın denetiminde ve silahların vesayeti altında bir parti olan HDP ve Haçlı Siyonist İttifakı’nın piyonu konumundaki PKK terör örgütü Paralel Yapı ile aynı söylem, aynı duruş ile Türkiye’nin terörle mücadelesine karşı çıkıyor.
HDP’li vekiller sahiplerinin sesleri olmaya devam ediyorlar.
Sadece sözün değil, duygunun da bittiği yerdeyiz. Barışın tesisi için yalnızca elini değil, gövdesini de taşın altına koyan irade, elinde silah bulunanlar ve milleti tehdit edenlerle anladıkları dilden mücadele ediyor, etmek zorunda.
Millet “nerede devlet” diye isyan ediyor. İnsanlar diken üstünde, güvenlik kaygıları öne çıktı.
İç Güvenlik Paketi’nin gereği ne zaman yerine getirilecek? Eğer uygulanacaksa, şimdi değilse ne zaman? Bir ülkede devlet çıkardığı kanunları uygulamaya sokamıyorsa, uygulama niyetinde dahi görünmüyorsa, anarşi azar, halk ürker.
Yüzleri peçeli, ellerinde otomatik silahlarla, molotoflarla İstanbul’un göbeğinde yürüyüş yapıp devlete, millete meydan okuyan çapulculara anladıkları dilden konuşulmayacaksa, milletin verdiği vergilerle kendilerine hizmet eden otobüsleri yakan zibidiler askeri, polisi gördüğünde titreyerek kaçacak delik aramayacaksa İç Güvenlik Paketi’ne o maddeler niye konuldu?
Milleti dört tane dağ eşkıyasının tükürüğünde boğacağını söyleyen aptalın zırhını soyup, ona dokunarak, dokundurarak, tükürüğümüzle boğamayacaksak sizler niye oradasınız?
Gelinen noktada, terör örgütü silah bırakıncaya kadar sert mücadele yaşanması kaçınılmazdır. Kardeşlik bağını koparan, demokrasinin kendilerine sunduğu nimetleri ellerinin tersiyle iten, iktidarın kendilerine sunduğu hizmetleri yok etmek için gayret sarf eden lağım farelerine anladıkları dilden konuşmazsak boşa konuşmuş oluruz.
Herkese anladığı dilden, anlayacağı dilden konuşunuz diye buyuran Peygamber Efendimizin (sav) tavsiyesine uyup bu yarasalara silahın diliyle konuşup, leşlerini halka ifşa etmek hem halkı rahatlatacaktır, hem de silahların gölgesine sığınıp sahiplerinin emriyle meclisi işgal eden zavallılar hadlerini bilecektir.


