Her şeyde bir hayır vardır
Yavuz Sultan Selim Han, kendisine sohbet arkadaşı edindiği Hasan Can’ı çok sever ve onun anlattıklarına çok değer verirdi. Yine bir gün ona; “Bre Hasan Can, bir ibretlik hadise anlat da, biz de ders çıkaralım!” deyince Hasan Can da şu hikâyeyi anlatır.
“Bir zamanlar, bir hükümdarın yanındaki nedimi, karşılaştıkları her olaydan sonra, ‘Her şeyde bir hayır vardır’ der dururmuş. Sultan da pek ses etmezmiş, ‘öyledir’ der geçermiş.
Bir gün ava çıktıklarında yollarını kaybetmişler. Yağmur ve fırtınalı bir gecede bir kulübeye sığınmışlar. Güç bela buldukları birkaç odunu kırıp yakmak için uğraşırken, sultanın gözüne bir odun parçası çarpmış ve bir gözü kör olmuş.
Sultan acı ile kıvranırken, adamcağız her zamanki hali ile ‘Üzülmeyin Sultanım. Her şeyde bir hayır vardır’ deyivermiş.
Sultan dayanamayıp ‘Efendi, efendi! Gözüm kör oldu, görmüyor musun, bunun hayır neresindedir?’ demiş ve nedimini kovmuş.
Birkaç gün içinde kendini toparlayan Sultan dönüş yoluna koyulmuş. Tebdil-i kıyafet olduğundan, kimse onun Sultan olduğunu anlamamış. Yol üzerinde eşkıyalar kendisini yakalamışlar ve “Efendi, bizim eşkıya başının bir dileği kabul oldu. Eğer dileğim kabul olursa, bir kurban keseceğim, diye adakta bulunmuştu. Bize de, ‘adak olarak bugün ilk yakaladığınız canlıyı kurban niyeti ile kesin!’ dedi. Seni bu niyetle boğazlayacağız. Ne yapalım biz de emir kuluyuz. Hakkını helal et!’” demişler.
Sultanı şaşkın ve bitkin yatırıp boğazına bıçağı dayayan eşkıya, bir gözün kör olduğunu görünce, eşkıya başına seslenmiş: ‘Reis, birini yakaladık ama bir gözü kör, bildiğimiz kadarı ile bundan kurban olmaz!’
Reis de, ‘Salın o zaman gitsin, sağlam birini bekleyin!’ demiş. Sultan kurtulup saraya varınca, ‘Her şeyde bir hayır vardır’ diyen nedimini aratıp buldurmuş. Kendisinden helallik dilemiş ve onu yanından kovduğu için özür dilemiş.
Adamcağız da, ‘Sultanım, yanınızdan beni kovmanızda da bir hayır varmış. Aksi halde, gözlerim sağlam olduğu için, beni keserlerdi’ demiş.”
Kıssayı okuduğumda gözümde ülkenin siyasi yapısı canlandı.
Başbakan Erdoğan vizyonuyla, gelenekle geleceği bütünleştirerek, tecrübeyle dinamizmi bir araya getirerek siyaset oyununu sağlam stratejiler ile oynuyor. Demokratik siyasetten toplumun beklentisini, istikrarın, gelişmenin, güven duygusunun ve mutluluğun sağlanması olarak görüp bu yönde hareket ediyor.
Dişe dokunur bir rakibi olmadığı için de her defasında galibiyet serisine yenisini ekliyor.
Sorunlara çözüm bulmak yerine sorunun parçası olmaya inatla devam eden, çözümsüzlük üzerinden ucuz siyaset yapan, pozitif değil, negatif hava yayarak siyaseti geren, korku tacirliği yaparak bir yandan milletimizin gözüne ve gönlüne perde çekmeye çalışan, diğer yandan da demokrasimizin olgunlaşması ve geleceğini tehlikeye atan “felaket tellalları” ise muhalefet etmek adına muhalif olamıyorlar.
İdeolojik olmayı bir pespayelik haline sokan “ülkenin iki siyasi cücesi” Kılıçdaroğlu ve Bahçeli halkın tercihlerine yönelik müdahalede bulunmayı marifet sayarak alternatif üretme yerine millet ile siyasi düelloyu seçmekte; her defasına halktan yedikleri tokat dahi akıllarını başlarına getirmemekte.
Toplumun beklentilerini algılayamayan, istikrar yerine kavga, uzlaşma yerine kamplaşma, barış yerine savaş vurgusunu ön plana alan, toplumsal desteği göremeyince de “şirazeden çıkan” sözde muhalefet “her şeyde bir hayır vardır” anlayışıyla dar ufukla hareket ederek her şeye karşı çıkmaya, politik demagojilerle işi kotarmaya çalışıyor.
Başbakan’dan yedikleri her çalımdan sonra, halktan yedikleri her tokattan sonra “her şeyde bir hayır vardır” diyerek bir sonraki tokat için diğer taraflarını dönüyorlar. Ülkemiz için bunda da bir hayır vardır deyip gülüyorum.
Kıssadaki gibi her şeyde bir hayır arayan başka bir grup da ülkedeki futbol camiası. Yüz yıllık geçmişleriyle, tarihte bıraktıkları izlerle, taraftar çokluklarıyla “büyük” unvanı alan kulüplerimiz sporda yarış yerine birbirlerine oynadıkları oyunlarla, kendi başlarına doladıkları belalarla, geleceği düşünmeden atılan imzalarla günü kurtarmak anlayışıyla gündemde olmayı tercih ederek taraftar kitlelerini birbirlerine düşman kılıyorlar.
Hayır arama adına birbirini boğazlayan “milli” topçular, en güzel yalan haberi ben yazarım yarışındaki sözde spor gazeteleri, ben bu camianın çocuğuyum diyerek beş kat fazla ücret alan, gelirken yalvararak gelen giderken hak etmediği yılların ücretini almak için avukatını görevlendiren camianın evladı teknik adamlar, piyasadaki dişe dokunur futbolcuları ben istersem alırım edasıyla transfer eden başkanlar bütün icraatlarını “her şeyde bir hayır vardır” anlayışı çerçevesinde yapmakta ve gündem oluşturmaya çalışmakta.
Birbirini boğazlayan İslam dünyası, birbirinin kuyusunu kazan iş dünyası, birbirine çamur atma yarışındaki sanat dünyası, sağ sol tezgâhı ile aklını kiraya veren öğrenci dünyası, daha fazla müşteri adına her türlü soytarılığı mubah sayan turizm dünyası ve daha sayamadığım küçüklü büyüklü dünyalar eylemlerini “her şeyde bir hayır vardır” anlayışı çerçevesinde yapmakta ve dünyalarını bu anlayışla şekillendirmektedirler.
Bunda da bir hayır vardır…


