--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Gölge oyunu bitti

Burak Karen
Burak Karen

Tarihi katliamlar, tecavüzler, işkenceler, sömürüler ve istilalarla dolu olan Hristiyan Batı’nın çirkin görüntüsü netleşti. Gölge oyunu bitti, gizlenen bütün yüzlerin maskesi düştü. 

Yeryüzünde birleşik askeri, siyasi ve ekonomik güç oluşumları ile güvenlik, barışı ayakta tutma ve çatışmaları kontrol altında tutan denge görevine soyunarak dünyaya nizam verme gayretleri sarf eden Hristiyan Batının ana politikasının Hıristiyanlık taassubu yansıması olduğu diğer söylemlerinin kamuflaj olduğu gerçeğini, kılavuzluk yalanlarını dünya insanlarının artık yutmadığını görmekteyiz.

Hristiyan Batının savaşlarla, katliamlarla, karışıklıklarla amacı dünyaya demokrasiyi enjekte etmek, var olan demokrasiyi korumak veya batı bloğunu savunmak değil, silahların gölgesinde ekonomik hâkimiyet sağlamaktır. 

Müslümanların trilyonlarca dolarlık petrolünü, madenlerini ve diğer zenginliklerini haksız yere gasp eden, topraklarını işgal edip zulüm yapan “Küresel güçler” insanlığın üzerinden kanlı ellerini çekmediği sürece silahlar susmayacak, karşıtlık insanlık için baş belası olmaya devam edecektir.

Terörün resmisi veya gayr-i resmisi olmaz. İster düzenli ordularla, ister düzensiz gerillalarla olsun, huzuru bozan ve başkasına ait toprakları, hakları, kaynakları ve yönetimleri işgal eden, müdahale eden ve ettirenler gerçek teröristtir. 

Şu iyi bilinmeli ki, Müslümanların bin dört yüz yılda harp meydanlarında öldürdüğü insan sayısı, Hıristiyan Hitler’in beş yılda öldürdüğü insan sayısına denk değildir. Veya Amerika’nın elli yılda öldürdüğüne denk değildir. Katliamlar, işkenceler, işgaller hep batı kaynaklıdır

Sefaletin, terörün, işgalin, yolsuzlukların girdabında bırakılan çaresiz insanların yaptıkları ise bir “kendini ifade etme yöntemi”, bir siyasal mesaj aracı ve çoğunlukla korkutmayı, yıldırmayı, seslerini duyurmayı hedefleyen bir tepki, bir çırpınıştır. 

Batılıların insanlık anlayışını ortaya koyması bakımından vereceğim şu misal kayda değerdir:“İngilizler Hindistan’da kendi tekstil mallarını pazarda Hint kumaşlarına karşı rakipsiz kılabilmek için 40 bin Hintli kumaş imalat ustasının kollarını kesmişlerdi.”

Bugün bizim önünü bile göremeyen muhalefetimiz Avrupa’yı medeniyetin beşiği olarak görmeye, medeniyetler arası, kültürler arası diyalog kurmaya devam ederken, Obama’nın ifadesiyle “Crusade” yani Haçlı seferleri ve istilaları bugün de devam etmektedir.

Ortada ne batı mucizesi var, ne de herkesi tatmin eden kucaklayıcı bir küresel siyasi vizyon. Sorunun kaynağı, beklentileri ile gördüklerini anlama ve anlamlandırma noktasında anlamlı bir ilişki kurmaktan aciz azgın azınlığın, kiralanmış kalemlerin, Pensilvanyalı bunağın, günü kurtarmaya çalışan muhaliflerin içine düştüğü derin bunalımda yatıyor.

Hemen herkes büyük ve süslü kelimelerle terörü lanetleme yarışına girmekte, İslam’ı terörden arındırma gayreti göstermekte. Oysa ne beyhude bir çaba… Biz ne dersek diyelim adamlar bizi kendileri nasıl görmek istiyorlarsa öyle tanımlıyorlar ve öyle resmediyorlar.

Akla, sağduyuya, insafa, vicdana, temel insan haklarına ters düşen yayınlar ve kışkırtmalar yapılmakta; Müslümanlara yönelik baskı ve şiddet giderek tırmanmaktadır. 

Dünyada Hristiyan Batının ezilen halkları kurtardığına inananların sayısı her geçen gün azalmaktadır. Irak işgali, Suriye zulmüne verilen açıkça destek, Hristiyan Batının kendi ideolojilerine indirdiği son darbe oldu. Artık Hristiyan Batı medeniyeti sınırları içerisinde bile bir masal, sıkıcı bir resmi ideolojiden başka bir şey değil.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki batı kültürü, muhtevası sebebiyle kendiliğinden ağırlığını koyarak yayılmamıştır, silahların gölgesinde yayılmıştır ve bugün de hâkimiyetini, dikenli tellere borçludur. İşte bu durumun devamını isteyen Hristiyan Batı, “ne pahasına olursa olsun barış”tan söz etmekte, bunu değiştirmeye cüret edenleri ise terörist olarak isimlendirmektedir. 

Oysa asıl sorulması gereken, Hristiyan Batının nasıl olup da binlerce kilometre uzaklıktaki ülkelerde hak iddia edebildiğidir. Afganistan’da bir değişiklik oluyor Hristiyan Batı işle karışıyor, Irak’ta bir şeyler oluyor Hristiyan Batı müdahale ediyor, Suriye hükümetin politikalarına Hristiyan Batı müdahale edebiliyor. Çünkü buralardaki çıkarları tehlikeye düşüyor veya yeni çıkarlar doğrultusunda politikalar üretiliyor. 

ABD’den, AB’den dünyaya nizamat vermeye kalkışanlar, önünde güç tanımayan bir savaş makinesi aracılığıyla gerçekleştirebilme çabasındalar. O savaş makinesinin yok edici gücünü, öksüz bıraktığı yetimleri, anasız, babasız bıraktığı çocukları, dul bıraktığı kadınları, sakat bıraktığı insanları İslam topraklarında hepimiz görüyoruz. Ancak, dünyaya nizamat verme yalnızca yıkıcı ve yok edici bir güç ile gerçekleşemez, o gücün yapıcı ve inşa edici de olması gerekir.

ABD öncülüğünde haçlı Siyonist ortaklığı inancının ve çıkarlarının gereği olarak bu coğrafyaya geldi ve bu coğrafyadan da çıkmamak için her türlü oyunu oynuyor. Taşlar tamamlanıyor, onların inancında İsrail’in vaat edilmiş toprakları ele geçirmesi gerekiyor. 

Makyajı silinen Hristiyan Batı bundan böyle ne yapacak? 

Batı, dünün kontrollü hükümetleri ile elde ettiği ve bölüştüğü kaynakları artık eskisi gibi “kemal-i âfiyetle” yiyemeyecek ve güdümlü yöneticiler eliyle yediremeyecektir. 

Fakat zulm ile âbâd olmak isteyen, kahr ile berbâd olacaktır.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle