--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Gerçek Beşiktaşlılar Çarşı’ya karşı

Burak Karen
Burak Karen
Olaylı Beşiktaş-Galatasaray derbisiyle ilgili tartışmalar devam ediyor. Günah keçisi seçilen Beşiktaş’a kesilen dört maç seyircisiz oynama cezası çok ağır oldu. Seksen bini aşkın futbol seyircisi içinden “ne idüğü” belirsiz birkaç yüz zibidinin sahaya inmesinin faturasını Beşiktaş kulübü ve seyircisi çekecek.
Federasyon ana sorunu ve sorumlularını bulmak yerine işin en kolay tarafını seçerek Beşiktaş’ı günah keçisi yaptı. Emniyet gözaltına aldığı çapulcuları birkaç saat sonra serbest bırakarak sözde görevini yaptı.
Oysa Beşiktaş kulübünü yaptırım dışı bırakmalıydı ki provokasyonu yapanlar amacına ulaşmasınlar.
Beşiktaş kulübüne ceza verilmemeliydi ki lig yarışı adaletli bir yarışma halini alsın. 
Beşiktaş kulübüne ceza verilmemeliydi ki, Beşiktaş’ın geri dönüş hızının kesilmesiyle kâbus görmekten kurtulacağını zannedenler hüsrana uğrasın.
Beşiktaş kulübüne ceza verilmemeliydi ki, Beşiktaş’ın 4 maçta 220 bin bilet satmasından rahatsız olan, 220 bin biletin şimdiden 10 milyon lira üzeri gelir getirmesine fena içerleyen, ülkede büyüklük sancısını çekip kaymağını yemeyi aklına koyan, ülkenin en köklü kulübünü “büyüklük” statüsü dışına çıkarmayı amaçlayanların oyunları bozulsun.
Beşiktaş kulübüne ceza verilmemeliydi ki, 4 maçta tribünleri dolduran seyircinin çokluğu ve samimiyeti karşısında afallayanların rüyaları son bulsun.
Beşiktaş kulübüne ceza verilmemeliydi ki, Türkiye’nin en güzel alanını Beşiktaş’a stat yapımı için veren Başbakan’la gerçek Beşiktaş taraftarının kucaklaşmasını gören kiralık eylemcilerin oyunları bozulsun.
Beşiktaş kulübüne ceza verilmemeliydi ki, Vodafone Arena’nın yapılmasını engellemeye çalışıp başarısız olan, Arena için işler hızla ilerlerken, satamazlar denilen 40 bin kombinenin şimdiden yok satacağına ikna olup, hayıflanan, takımın gençleşip karakter kazanmasından, kulübün borç yapılandırırken kullandığı ekonomik argümanların başarısından ateş basanların sancıları sürsün.
Türkiye’de huzuru ve istikrarı, yok etmek ve sarsmak için futbol sahalarını seçen, Türk futbolu için utanç gecesinin failleri serbest kaldı. Bu çirkin görüntülerle biz dünyaya rezil olduk, Beşiktaş kulübü aldığı cezalarla hem maddi zarara uğradı hem de şampiyonluk yolunda ağır yara aldı. Sadece Beşiktaşlı olmakla mutlu olan, sessiz çoğunluk konumundaki Beşiktaş seyircisinin ismi lekelendi. Türk futbolu da, Türk sporu da zarar gördü.
Beşiktaş, bu krizden de dağılarak çıkmamalı. Emekle, sevgiyle, birliktelikle, akıl ve özveriyle kurulan sistem yıkılmamalı. Beşiktaş seyircisi ilk defa sahaya girmiyor. İlk defa olan şey, sahaya girenlerin Beşiktaşlı olup olmadığı.
Gezi Parkı olaylarında “suç örgütü üyesi olmak, kanuna uymamaya tahrik ve kamu malına zarar vermek” suçlarından örgüt kapsamında tutuklanan, olayların sonrasında grup liderlerinin 25 bin TL alarak eylemlere katılmasının ortaya çıkmasıyla isimleri “kiralık eylemciler”e çıkan Çarşı grubu, yine başroldeydi.
Gezi olaylarıyla Türkiye’nin altını üstüne getirmeye çalışan Batıcı eylemcilerin kuyruğuna takılan Çarşı grubu, tribünlerde “her yer gezi, her yer direniş” sloganlarıyla varlıklarını ispata çalışıyorlardı.
25 bin TL ye isimlerini, kişiliklerini satan bu insanlar suçu diğer gruplara atmaya çalışsa da polis kayıtlarıyla gerçeklerin ortaya çıkacağını hesaba katmıyorlar. Eski Hakem ve Futbol Yorumcusu Ahmet Çakar, Çarşı grubunun “uluslararası spekülatör” Soros ile organik bağının bulunduğunu belirtiyor. Bu tespit bütün soruların cevabı, bütün sorunların kaynağının tespiti değil mi?
Devreye sokulan bu çirkin tezgâh, dört koldan yapılan bir kutuplaştırma harekâtı, Beşiktaş üzerinden oynanan bu oyun, ülkenin kutuplaştırılması çabalarının son örneği, ama maalesef sonuncusu olmayacaktır.
Azgın, hazımsız, çirkin, ahlak değerleri yerleşmemiş bir avuç lanetlinin provokasyonuna alet olmayan seksen bin Beşiktaş taraftarı bir avuç “futbol teröristi”nin kurbanı oldu. Bu lanetli tipler bazen Taksim’de, bazen Kuğulu’da, bazen ODTÜ’de, bazen sokakta, bazen de maçlarda ortaya çıkıyorlar, çıkmaya da devam edecekler.
Futbol terörüne acil çözüm üretilmelidir. Gezi’nin ardından statlara dönen provokatörlerin sponsorlarının kimler, arkalarında hangi güçlerin olduğu araştırılmalıdır.
Gezi sloganlarının futbol maçında atılması, işin organize bir iş olduğunu gösteriyor. Tribünlere taşınmaya çalışılan “gezi terörü” için radikal tedbirler alınmalıdır.
Birileri spora, siyaseti ve şiddeti bulaştırmakta kararlılar. Her toplumsal olayı şiddet içeren gösterilere çevirmek isteyenler ısrarcılar. Maç oynanırken, “her yer gezi, her yer direniş” diye eyyama kalkan provokatör grup amacına ulaşmamalı.
Tribünden yeşil sahaya girmenin çok da caydırıcı bir cezası yok. Spordaki şiddeti önlemenin tek yolu hapis cezası ve verilen zararların faillerinden tahsili olarak görülüyor. Sosyal projelerde zorunlu çalışma, kısa dönem askerlikten, bedelliden yararlanamama, devlet memuru olamama, devlet ihalelerine girmeme, bu konudaki sözleşmelere imza atamama gibi farklı yaptırımlar da devreye girebilir.
Bir avuç lanetli sahaya atlayarak Beşiktaş’ın hükmen yenilgisine ve sahasının kapatılmasına neden olan olaylar çıkartıyor, cezayı maddi ve manevi olarak Beşiktaş ve gerçek futbolsever çekiyor. 
Bu hiddet, bu şiddet artık son bulmalı. Çünkü spor içinde kazanmanın da, kaybetmenin olduğu bir eğlence, bir centilmenlik gösterisidir. 
Futbolda terörden nemalanan bir avuç zavallıyı seyirci artık arasından atmalı. Yarın çok geç olabilir.

Burak Karen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle